реклама
Бургер менюБургер меню

Пер Валё – Pis Adam (страница 7)

18

Mendili ağzına bastırdı, konuşurken sesi boğuk çıkmıştı.

“Neden yanına gitmeme izin verilmedi? Sonuçta o benim kocamdı. Ona orada hastanede ne yaptılar ki? O doktor… çok tuhaf konuştu…”

Oğlu annesinin yanına gidip koltuğun kol koyma yerine oturdu. Kolunu, annesinin omzuna attı.

Martin Beck de tekli koltuğunu çevirip kadının tam karşısına geçti, sonra koltukta suspus oturan Rönn’e bir bakış fırlattı.

“Bayan Nyman,” dedi, “kocanız hastalıktan ölmedi. Birisi odasına girip onu öldürdü.”

Kadın ona bakakaldı. Martin Beck, söylediklerinin ehemmiyetini anlamadan evvel saniyelerin geçtiğini fark etti. Kadın sonunda mendilli elini indirip göğsüne bastırdı. Beti benzi atmıştı.

“Öldürdü mü? Birisi onu öldürdü mü? Anlamıyorum…”

Oğlanın da burun delikleri bembeyaz olmuştu ve annesinin omzunu daha sıkı tutuyordu.

“Kim?” dedi.

“Bilmiyoruz. Bir hemşire saat ikiyi biraz geçe, onu odasında yerde bulmuş. Birisi pencereden içeri girip bir süngüyle onu öldürmüş. Birkaç saniye içinde olmuş olmalı, bence ne olduğunun farkına bile varamamıştır,” dedi Martin Beck, bir nevi teselli vererek.

“Her şey onun gafil avlandığını gösteriyor,” dedi Rönn. “Eğer tepki vermeye zamanı olsaydı, kendini korumaya ya da darbeleri savuşturmaya çalışırdı ama bunu yaptığına dair bir iz yok.”

Kadın şimdi Rönn’e dümdüz bakıyordu.

“İyi ama neden?” dedi.

“Bilmiyoruz,” dedi Rönn.

Tek söylediği buydu.

“Bayan Nyman, belki bulmamıza yardım edebilirsiniz,” dedi Martin Beck. “Size yersiz acılar çektirmek istemiyoruz ama birkaç soru sormak zorundayız. Öncelikle bunu yapmış olabilecek birisi aklınıza geliyor mu?”

Kadın umutsuzca başını salladı.

“Kocanızın hiç tehdit alıp almadığını biliyor musunuz? Ya da onun ölümünü isteyen biri var mıydı? Onu tehdit eden birileri?”

Kadın başını iki yana sallamaya devam etti.

“Hayır,” dedi. “Onu kim neden tehdit etsin ki?”

“Ondan nefret eden birisi?”

“Ondan nefret eden birisi?”

“İyi düşünün,” dedi Martin Beck. “Kocanızın, kendisine çok kötü davrandığını düşünen hiç kimse yok muydu? Sonuçta eşiniz bir polisti ve bu mesleğin kötü taraflarından biri de düşman kazanmaktır. Birisinin onu haklamak istediğini ya da onu tehdit ettiğini söylemiş miydi hiç?”

Dul kadın, allak bullak olarak önce oğluna, sonra Rönn’e, ardından tekrar Martin Beck’e baktı.

“Hatırlayabildiğim birisi yok. Öyle bir şey söylemiş olsaydı kesinlikle hatırlardım.”

“Babam işinden pek bahsetmezdi,” dedi Stefan. “Merkeze sorsanız daha iyi olur.”

“Oraya da soracağız,” dedi Martin Beck. “Ne zamandır hasta?”

“Uzun zamandır, tam süresini hatırlamıyorum,” dedi oğlan ve annesine baktı.

“Geçen sene hazirandan beri,” dedi kadın. “Gün dönümünden hemen önce hastalandı, midesinde feci ağrılar çekiyordu, tatilden sonra hemen doktora gitti. Doktor ülser sanıp onu hasta iznine çıkardı. O günden beri de hasta izninde, bir sürü doktora gitti, hepsi de başka şey söyledi ve başka ilaçlar verdi. Sonra üç hafta önce Sabbath’a yattı, o zamandan beri onu muayene edip bir sürü tahlil yapıyorlar ama tam ne olduğunu bulamadılar.”

Konuşmak, kadının dikkatini dağıtmış, yaşadığı şoku bastırmasına yaramıştı.

“Babam kanser olduğunu düşünüyordu,” dedi çocuk.

“Doktorlar değil dediler. Ama sürekli çok hastaydı.”

“O zaman zarfında ne yaptı? Geçen yazdan beri hiç çalışmadı mı?”

“Hayır,” dedi Bayan Nyman. “Gerçekten çok hastaydı. Üst üste günler süren ağrıları olurdu, yataktan çıkamazdı. Bir sürü ilaç alırdı ama pek faydası dokunmazdı. Geçen sonbahar nasıl gidiyor diye bakmak için birkaç kere emniyete gitti ama çalışamadı.”

“Bayan Nyman, bu olayla bağlantısı olabilecek herhangi bir şey söylemiş miydi ya da yapmış mıydı, iyi hatırlamaya çalışın?” diye sordu Martin Beck.

Kadın başını sağa sola sallayıp kuru kuru hıçkırmaya başladı. Gözleri Martin Beck’in üstünden kaydı, bakışlarını boşluğa dikti.

“Kız ya da erkek kardeşin var mı?” diye sordu Rönn çocuğa. “Evet, bir ablam var ama evli ve Malmö’de yaşıyor.”

Rönn, soru sorar gibi Martin Beck’e baktı, Martin Beck ise karşısındaki bu iki kişiye bakarken bir sigarayı parmaklarının arasında düşünceli düşünceli gezdiriyordu.

“Biz artık kalkıyoruz,” dedi oğlana. “Annene iyi bakacağından eminim ama yine de bence buraya bir doktor çağırıp onun uyumasına yardım edecek bir şey verdirirsen iyi olur. Gecenin bu vakti arayabileceğin bir doktor var mı?”

Çocuk ayağa kalkıp başıyla onayladı.

“Doktor Blomberg,” dedi. “Ailede birisi hasta olunca genelde o gelir.”

Hole çıktı, numarayı çevirdiğini ve bir süre sonra birisinin telefonu açtığını duydular.

Konuşma kısa sürdü ve çocuk tekrar içeri girip annesinin yanında ayakta durdu. Şimdi kapının eşiğinde ilk gördükleri andan daha olgun duruyordu.

“Geliyor,” dedi. “Sizin beklemenize gerek yok. Fazla uzun sürmez zaten.”

İkili ayağa kalktı ve Rönn gidip elini kadının omzuna koydu. Kadın kımıldamadı, veda ettiklerinde de cevap vermedi.

Oğlan onları kapıya kadar uğurladı.

“Bir daha gelmek durumunda kalabiliriz,” dedi Martin Beck. “Annenin nasıl olduğunu öğrenmek için önce seni ararız.”

Sokağa çıktıklarında Martin Beck, Rönn’e döndü.

“Herhalde Nyman’ı tanıyordun?” dedi.

“Pek yakından tanıdığım söylenemez,” dedi Rönn baştan savma.

9

Martin Beck ve Rönn olay yerine döndüğünde mavi beyaz flaş lambası, hastanenin kirli sarı ön cephesini bir anlığına aydınlattı. İki araba daha oraya varmış ve farları açık halde, göbeğin yanına park etmişlerdi.

“Görünüşe bakılırsa fotoğrafçımız burada,” dedi Rönn.

Arabadan inerlerken fotoğrafçı onlara doğru yaklaştı. Objektif çantası yoktu ama bir elinde makinesini, bir elinde flaşını taşıyordu, cepleri de film ruloları, flaş ve lenslerle dolup taşıyordu. Martin Beck birçok olay yerinden adamı tanıyordu.

“Yanılıyorsun,” dedi Rönn’e. “Görünüşe bakılırsa buraya ilk gazeteler varmış.”

Tabloid gazetelerden birinde çalışan bu fotoğrafçı onlara selam verip kapıya doğru yürürlerken fotoğraflarını çekti. Aynı gazeteden bir muhabir merdivenlerin dibinde durmuş, üniformalı bir polis memuruyla konuşmaya çalışıyordu.

“Günaydın Başkomiserim,” dedi Martin Beck’i görünce.

“Herhalde peşinizden içeri giremem, değil mi?”

Martin Beck olumsuz anlamda başını çevirdi ve Rönn peşinde, merdivenleri çıktı.

“Ama en azından bana küçük bir röportaj verirsiniz?” dedi muhabir.

“Sonra,” dedi Martin Beck ve Rönn’e kapıyı tuttuktan sonra, gazetecinin resmen burnuna çarparak kapattığında adam surat astı.

Polis fotoğrafçısı da gelmişti ve fotoğraf makinesi çantasıyla ölü adamın odasının dışında duruyordu. Koridorun devamında garip isimli doktor ve Beşinci Bölge’den sivil giyimli polis vardı. Rönn fotoğrafçıyla birlikte hasta odasına girip çekim işini başlattı. Martin Beck koridordaki iki adama doğru yürüdü.

“Nasıl gidiyor?” dedi.

Aynı eski soru.

Adı Hansson olan sivil giyimli memur ensesini kaşıdı.