реклама
Бургер менюБургер меню

Неизвестный автор – Dede Korkut`tan Çocuklara Seçme Hikâyeler (страница 5)

18
Benim de içinde bineğim var Bırakmam kırk namerde Develerde kızıl deve senin gider Benim de içinde yük taşıyıcım var Bırakmam kırk namerde Ağıllarda on bin koyun senin gider Benim de içinde etliğim var Bırakmam kırk namerde Ak yüzlü ela gözlü gelin senin gider Benim de içinde nişanlım var Bırakmam kırk namerde Altın başlı otağlar senin gider Benim de içinde odam var Bırakmam kırk namerde Ak sakallı ihtiyarlar senin gider Benim de içinde bir aklı şaşmış şuuru yitmiş İhtiyar babam var

Bırakmam yok kırk namerde dedi ve kırk yiğidine tülbent salladı, el eyledi. Kırk yiğit büyük cins atını oynattı, oğlanın etrafına toplandı. Oğlan kırk yiğidiyle beraber at tepti, savaştı. Kiminin boynunu vurdu, kimini esir eyledi. Babasını kurtardı, çekildi, geri döndü. Dirse Han, burada oğlancığının sağ olduğunu anladı. Hanlar Hanı Bayındır, oğlana beylik verdi, taht verdi. Dede Korkut destan söyledi, deyiş dedi. Bu Oğuzname’yi düzdü koştu, böyle dedi:

Onlar da bu dünyaya geldi geçti Kervan gibi kondu göçtü Onları da ecel aldı, yer gizledi Fâni dünya yine kaldı Gelimli gidimli dünya Son ucu ölümlü dünya Kara ölüm geldiğinde geçit versin Sağlıkla, akılla devletini Hak artırsın O övdüğüm Yüce Allah dost olup yardım etsin

Dua edeyim, Han’ım: Yerli kara dağların yıkılmasın. Gölgeli büyük ağacın kesilmesin. Taşkın akan güzel suyun kurumasın, kanatlarının uçları kırılmasın. Koşar iken ak, boz atın sendelemesin. Vuruşunca kara çelik öz kılıcın çentilmesin. Dürtüşürken alaca mızrağın ufanmasın. Ak bürçekli ananın yeri cennet olsun. Ak sakallı babanın yeri cennet olsun. Hakk’ın yandırdığı çırağın yana dursun. Yüce Allah, seni namerde muhtaç eylemesin Han’ım hey!…

SALUR KAZAN’IN EVİNİN YAĞMALANMASI

Bir gün Ulaşoğlu, yırtıcı kuşun yavrusu, zavallının, biçarenin ümidi, Amıt suyunun aslanı, Karacuğun kaplanı, yağız al atın sahibi, Han Uruz’un babası, Bayındır Han’ın güveyisi, Kudretli Oğuz’un devleti, yiğit Kazan yerinden kalkmıştı. Doksan başlı otağını kara yerin üzerine diktirmişti. Doksan yerde alaca ipek halı döşenmişti. Seksen yerde büyük kaplar kurulmuştu. Altın kadehler, sürahiler dizilmişti. Dokuz kara gözlü, güzel yüzlü, saçı arkasında örülü, göğsü kızıl düğmeli, elleri bileğinden kınalı, parmakları süslü dilber, kâfir kızları kudretli Oğuz beylerine kadeh sunup içiyorlardı. Ulaşoğlu Salur Kazan içti içti ve sonunda sarhoş olup kendinden geçti. Dizleri üzerinde doğruldu ve dedi ki:

“Ünümü anlayın beyler, sözümü dinleyin beyler! Yata yata yanımız ağrıdı, dura dura belimiz kurudu. Yürüyelim beyler, av avlayalım, kuş kuşlayalım, yabani geyik yıkalım, dönelim otağımıza inelim, yiyelim, içelim, keyif çatalım.”

Kıyan Selçukoğlu Deli Dündar:

“Evet, Han Kazan uygundur.”

Kara Göneoğlu Kara Budak:

“Ağam Kazan uygundur.”

Onlar öyle deyince at ağızlı Aruz Koca iki dizinin üstüne çöktü:

“Ağam Kazan, pis dinli Gürcistan ağzında oturuyorsun, yurdunun güvenliğini kime bırakıyorsun?” diye sordu.

Kazan, onu şöyle cevapladı:

“Üç yüz yiğit ile oğlum Uruz, benim evimde kalsın ve evimin güvenliğini sağlasın.”

Yağız al atını çektirdi, sıçrayıp atına bindi. Alnı beyaz aygırına Dündar bindi. Gök rengindeki büyük cins atını tutturdu, ona Kazan Bey’in kardeşi Kara Göne bindi. Beyaz büyük cins atını çektirdi, ona da Bayındır Han’ın düşmanını yenen Şer Şemseddin bindi. Parasarın Bayburd Kalesi’nden fırlayıp uçan Beyrek, boz aygırına bindi. Yağız al atlı Kazan’a keşiş diyen Bey Yigenek, doru aygırına bindi. Saymaya kalksam tükenmek bilmez, kısacası kudretli Oğuz beyleri atlarına bindiler ve Ala Dağ’a ava çıktılar.

Kâfirin casusları gidip kâfirler azgını Şökli Melik’e haber verdi. Kaftanının ardı yırtmaçlı, yarısından çoğu kara saçlı, pis dinli, din düşmanı alaca atlı yedi bin kadar kâfir atlarına bindi, dörtnala hücum etti. Gece yarısı Kazan Bey’in yurduna geldiler ve altın otağlarını yerle bir ettiler. Kaza benzer kızları ve gelinleri feryat ettirdiler. Tavla tavla koç atlarına bindiler. Katar katar kızıl develerini yedekte çektiler. Ağır hazinesini, bol akçesini yağmaladılar. Kırk ince belli kız ile boyu uzun Burla Hatun’u esir aldılar. Kazan Bey ’in iyice ihtiyarlamış olan anası, kara devenin boynunda asılı gitti. Han Kazan’ın oğlu Uruz Bey, üç yüz yiğit ile beraber eli bağlı, boynu bağlı olarak gitti. Eylik Kocaoğlu Sarı Kulmaş, Kazan Bey ’in evini savunurken şehit düştü. Kazan’ın bu olan bitenden hiç haberi yoktu.

Kâfir:

“Beyler, Kazan’ın tavla tavla koç atlarına binmişiz. Altın akçesini yağmalamışız. Kırk yiğit ile oğlu Uruz’u esir etmişiz. Katar katar develerini yedekte çekmişiz. Kırk ince belli kız ile Kazan’ın helallisini tutmuşuz. Bu darbeleri Kazan’a biz vurmuşuz.” dedi.

Kâfirin biri:

“Kazan Bey’den alacak bir öcümüz daha kaldı.” dedi.

Şökli Melik sordu:

“Bre asilzade, ne öcümüz kaldı?”

Kâfir:

“Kazan’ın Kapulu Derbendi’nde on bin koyunu vardır, şu koyunları da getirsek, Kazan’a büyük darbe vurmuş olurduk.” dedi.

Şökli Melik:

“Altı yüz kâfir gitsin, koyunları getirsin.” diye emir verdi.

Altı yüz kâfir atlarına atladı, koyunların üzerine dörtnala gitti.

Gece yatarken Karacık Çoban, kara kaygılı rüya gördü. Gördüğü kötü rüyanın da etkisiyle uykusundan sıçradı, ayağa kalktı. Kıyan Gücü ve Demir Gücü adlı iki kardeşini de yanına aldı. Ağılın kapısını sağlamlaştırdı. Üç yere tepe gibi taş yığdı. Alaca kollu sapanını eline aldı.

Ansızın Karacık Çoban’ın üzerine altı yüz kâfir yüklendi.

Kâfir:

Karanlık akşam olunca kaygılı çoban Kar ile yağmur yağınca çakmaklı çoban Sütü peyniri bol kaymaklı çoban Kazan Bey’in penceresi altın otağlarını Biz yıkmışız Tavla tavla koç atlarına biz binmişiz Katar katar kızıl devesini biz yedekte çekmişiz İhtiyarcık anasını biz getirmişiz Ağır hazine bol akçesini biz yağmalamışız Kaza benzer kızlarını ve gelinlerini