реклама
Бургер менюБургер меню

Неизвестный автор – Dede Korkut`tan Çocuklara Seçme Hikâyeler (страница 6)

18
Biz esir etmişiz Kırk yiğidi ile Kazan’ın oğlunu Kırk ince belli kız ile Kazan’ın helallisini biz getirmişiz Bre çoban uzağından yakınından beri gel Baş indirip bağır bas Biz kâfire selam ver de seni öldürmeyelim Şökli Melik’e seni iletelim Sana beylik alıverelim

Çoban, kâfire şöyle cevap verdi:

Lakırdı söyleme bre itim kâfir İtim ile bir yalakta bulaşığımı için azgın kâfir Altındaki alaca atını ne översin Alaca başlı keçim kadar gelmez bana Başındaki tolganı ne översin bre kâfir Başımdaki börküm kadar gelmez bana Altmış tutam mızrağını ne översin murdar kâfir Kızılcık değneğim kadar gelmez bana Kılıcını ne översin bre kâfir Eğri başlı çomağım kadar gelmez bana Okluğunda doksan okunu ne översin bre kâfir Alaca kollu sapanım kadar gelmez bana Uzağından yakınından beri gel Yiğitlerin darbesini gör öyle geç

Bunu duyan kâfirler derhâl at teptiler, ok serptiler. Yiğitler yiğidi Karacık Çoban sapanının ayasına taş koyup fırlattı. Birini atınca ikisini üçünü yıktı; ikisini atınca üçünü dördünü yıktı. Kâfirlerin gözü korktu. Karacık Çoban, kâfirin üç yüzünü sapan taşı ile yere serdi. İki kardeşi okla vuruldu, şehit oldu. Çoban’ın taşı tükendi, koyun demedi keçi demedi, sapanının ayasına koyup attı, kâfiri yıktı. Kâfir şaşkına döndü. Dünya âlem kâfirin başına karanlık oldu:

“Murada, maksuda ermesin, bu Çoban hepimizi öldürür mü öldürür!” dediler ve durmayıp oradan kaçtılar.

Çoban, şehit olan kardeşlerini Hakk’a teslim etti. Kâfirlerin leşinden büyük bir tepe yığdı. Çakmak çakıp ateş yaktı ve keçesinden isli kül yapıp yarasına bastı. Yolun kenarına geçip oturdu, ağladı, sızladı:

“Salur Kazan, Bey Kazan, ölü müsün diri misin, bu işlerden haberin yok mudur?” dedi.

Meğer Hanım, o gece Kudretli Oğuz’un devleti, Bayındır Han’ın güveyisi, Ulaşoğlu Salur Kazan, kara kaygılı bir rüya gördü. Sıçradı ayağa kalktı:

“Biliyor musun kardeşim Kara Göne, rüyamda ne gördüm? Kara kaygılı rüya gördüm. Yumruğumda çırpınan benim şahin kuşumu ölüyor, gördüm. Gökten yıldırım ak otağımın üzerine çakıyor, gördüm. Kapkara duman yurdumun üzerine dökülüyor, gördüm. Kuduz kurtlar evimi dişleyip yırtıyor, gördüm. Kargı gibi kara saçımı uzanıyor, gördüm; uzanarak gözümü örtüyor, gördüm. Bileğimden on parmağımı kanda gördüm. Ne vakit ki bu rüyayı gördüm, ondan beri aklımı fikrimi toplayamıyorum. Kardeşim, benim bu rüyamı yor bana.” dedi.

Kara Göne:

“Kara bulut dediğin senin devletindir, kar ile yağmur dediğin senin askerindir, saç kaygıdır, kan karadır, geri kalanını yoramam, Allah yorsun.” dedi.

Kara Göne böyle söyleyince Kazan:

“Benim avımı bozma, askerimi dağıtma. Ben bugün yağız al atı ökçelerim, üç günlük yolu bir günde varırım. Öğle olmadan yurdumun üstüne varırım. Eğer yurdum, sağ ve esense akşam olmadan gelirim; yok yurdum sağ ve esen değilse başınızın çaresine bakın, ben artık gidiyorum.” dedi.

Kazan Bey, yağız al atını mahmuzladı, yola çıktı. Gele gele yurdunun üzerine geldi. Gördü ki yurdunun üzerinde kuzgunlar uçuyor, tazılar etrafta dolaşıyor. Kazan Bey burada yurt ile haberleşmiş, görelim Han’ım, ne haberleşmiş:

Kavim kabile benim ortak yurdum Yaban eşeği ile yabani geyiğe komşu yurdum Seni düşman nereden dalamış güzel yurdum Ak otağlar dikilince yurdu kalmış İhtiyarcık anam oturunca yeri kalmış Oğlum Uruz ok atınca hedef kalmış Oğuz Beyleri at sürünce meydan kalmış, Kara mutfak dikilince ocak kalmış

Bu hâlleri görünce Kazan’ın kara süzme gözleri kan yaş doldu; kan damarları kaynadı; kara bağrı sarsıldı. Yağız al atını ökçeledi, kâfirin ardından yola düştü, gitti.

Kazan’ın önüne bir su geldi:

“Su, Hak yüzünü görmüştür, ben bu su ile haberleşeyim.” dedi.

Görelim Han’ım, nice haberleşti:

Çağıl çağıl kayalardan çıkan su Ağaç gemileri oynatan su Hasan ile Hüseyin’in hasreti su Bağ ve bostanın ziyneti su Ayşe ile Fatma’nın bakışı su Koç atların gelip içtiği su Kızıl develerin gelip geçtiği su Ak koyunların gelip çevresinde yattığı su Yurdumun haberini biliyor musun söyle bana Kara başım kurban olsun suyum sana

Su nasıl haber versin? Sudan geçti, bu sefer bir kurda rastladı:

“Kurt yüzü mübarektir, kurt ile bir haberleşeyim.” dedi.

Görelim Han’ım, ne haberleşti:

Karanlık akşam olunca günü doğan Kar ile yağmur yağınca er gibi duran Kara koç atlar gördüğünde kişnettiren Kızıl deve gördüğünde bağrıştıran Akça koyun gördüğünde kuyruk çarpıp kamçılayan