Tüsip bu yaklaşıma çok sinirlendi, sesi de yükseliverdi:
– Hayta ile haşarı her yerde var, Kunanbay! Böjey ve Tüsip hırsız mı ki! “İki arada bir derede kalan akrabaların laflarını söyledin, kız kardeşlerin gözyaşını dile getirdin” diyerek daha da mı azarlayıp suçlayacaksın? Ak da olsam, olmayacak ithamlarla daha da mı kışkırtacaksın? Böjey ile Tüsip kötü niyetli olsa söylersin! İyi niyetli olsa, günahsız olsa, ne dersin?
– Dediğim dedik! Suçlusun, kötü niyetlisin…
– Peki, öyleyse, suçu ufalayıp dök ortaya… Kabahatimi yükle boynuma, diyen Tüsip, tir tir titreyerek diz çöktü.
– Suçunuz şu: Böjey bana tuzak kurmayı bıraksın! Birinin arkasına saklanarak bana ok atmaktan caysın! Artık bunları terk etmezse varını yoğunu ortaya salsın, bütün oklarını atsın! Fakat “ne zaman uyardın” demesin! Sıradaki yas bağını, başkası değil, tam da kendisi görür ecelin hasını! Kerey’in, Uvak’ın malını vereceksiniz! Verdirtirim! Yarın üstünüze kurultay toplatırım. Bu birincisi… İkincisi, Bökenşilerin dedikodularından uzak dursun. Ayağını denk alsın. Sen de ayağını denk al! Aradaki akraba sen değilsin. Sana sınatacak sözüm yok benim. Bela aramıyorsan müdahil olma! Müdahil olursan “çarpışmak için özel olarak karıştın” diye düşünürüm. Git! Söyle tavrımı! Bütünüyle ilet Böjey’ine, Baydalı’na, dedi.
Konuşma bununla bitti, ikisi iki tarafa ayrılıp gitti!
Maybasar’ın iki ulağı, Kamısbay ve Cumağul, ertesi gün öğleye doğru at koşuşturarak Jigitek içlerine geldi. Sorgusuz sualsiz peş peşe dalıp dalıp çıktılar bazı evlerden içeri…
Ürkimbay’ın kışlağındaki altı evin etrafında duran bütün itler çitlerinden çıkmış idi. Ulaklar haykırıp kamçı sallayarak üstlerine gitti, hepsini bezdirip geri çevirdi.
Her bir kiyiz evin kapı örtüsüne sarınarak gizlice izleyen çocuklar da bu haşarı konuklardan korkmuş, deliklerine kaçan fareler gibi evlerinden içeriye dalıp saklanmışlardı.
Bazı erkekler, Ürkimbay’ın oturmaya elverişli büyük kiyiz evinde toplanmıştı. Ev sahibi yanı sıra Kaumen ve Karaşa da oradaydı. Bu ikisi Böjey’in yakın akrabalarıydı. Ürkimbay’ın perçemli küçük kızı kapı önünden kaçarak gelip babasının koltuk altına tıkıldı ve sesi titreyerek:
– Ulak, ulak, dedi.
Ulak gelince ardından kavga getireceğini çocuklara kadar herkes çok iyi biliyordu.
Boyunlarına deri çanta asmış, döşlerine kapak gibi büyük bakır göğüslük takmış olan iki ulak eve girince perçemli kız:
– İşte! İşte ya, baba, diyerek sülük gibi yapışırcasına babasının koynuna girdi. Bu durumdan hoşlanmayan Ürkimbay:
– Oy, canlarım! Niçin bağıra çığıra geliyorsunuz, diyerek karşıladı.
– İş çok, buyruk daha da çok… Acele ediyoruz, diyen Kamısbay başköşeye kuruldu. Cumağul ise ateşin başına geldi, bir dizinin üstüne çöktü ve oturdu.
Orada bulunan Karaşa:
– E-e, buyruk ne? Daha ne var? Halk göçtü kendiliğinden, istilacı yağmur yetti hariçten, dedi ve öfkeyle kaşlarını çatarak Kamısbay’a baktı. Fakat aksi ulak oralı olmadı.
– Buyruk şu: “Konukevleri kuracaksınız!” Karaşa, Kaumen sizi de arıyorduk. “Ürkimbay, Karaşa, Kaumen… Üçünüzün obalarınızda kurultay olacak. Halk toplanacak. Kerey ve Uvak’ın davacıları gelecek. Halkla halkı konuşturup tartıştıracağız, malı hırsızdan alıp sahibine vereceğiz” diyor…
Bu durumdan hoşlanmayan Kaumen, tiksintiyle:
– Kim diyor, diye sordu. Karaşa yeniden gözlerini dikti:
– Alıp verecek olan kim, dedi. Ürkimbay da korkusuzca bakarak:
– Hırsızdan mı alıp verecek, yoksa “hırsız olmayan da yükü paylaşsın” mı diyor, diye sordu…
Kurultay’ın gideri çok olurdu! Bu, “pek çok halkın kalabalık davacıları gelip yerleşecek” demekti. Bu, “halkın kuvvetli, besili ve doyumsuz yöneticileri gündüzleri öğle yemeği yiyecek, akşamları konuk ziyafeti çekecek ve hiç acele etmeden obalarında aylarca yatacak” demekti.
Ezelden bilinirdi. Hangi oba üstünde kurultay olursa o obanın ziyanı bol olur, halktan ayrışıp huzursuzluğa boğulurdu. Büyük yönetici hangi obayı hedefine almışsa o obaya kurultay kurdururdu.
Kamısbay, burada oturanların kurultay kararına kolaylıkla baş eğmeyeceğini önceden biliyordu. Bunlar başçavuş ile Ağa Sultana bir şey söylemeseler de ulakla çok çatışırlardı. Fakat Maybasar’ın buyruğu sertti. Tereddüt etmek olmazdı:
– Buyruk büyüğün buyruğu: Kunanbay ile Maybasar’ın buyruğu. Benim çıkardığımı mı zannettin, dedi. Böbürlenerek Karaşa’ya baktı ve
– Hadi! Hadi bakalım! Aranızda konuşun da evleri kurmaya başlayın. Üçünüzün obalarınızdaki bütün kiyiz evleri getirip buraya kurun. Kesimlik konusunda da anlaşın. “Jigitekler öncelikle kesimlik elli koyunu arasında paylaşsın” dedi. Bunları hangi obalara yükleyeceğiz. Şimdi bu hususta fikir yürütelim, diyerek konuşmasını tamamladı…
Kaumen, ulakla konuşarak kimseyi ikna edemeyeceğini ve yola getiremeyeceğini iyi biliyordu. Dolayısıyla o, münakaşayı çoğaltmadan, yakındaki Baydalı ile görüşmek istedi. Ürkimbay ile Karaşa’ya:
– İkiniz bana baksanıza, dedi. Biraz sessiz kaldıktan sonra “bu, yalnızca bize değil, bütün Jigiteklere düşen bir afet yahu. Burada Baydalı var. Ne zamandır Böjey ile müşavere ediyorlar… Karaşa! Sen tez at bin de varıp Baydalı’ya danış, şu ulakların beklediği cevabı getir” dedi. Ürkimbay da:
– Doğru, öyle yap, diyerek Kaumen’in sözüne katıldı. Ulaklar da buna karşı çıkmadı.
Karaşa hemen kalktı, başka bir şey demeden çıktı…
Bundan sonra ulaklar öylesine oturdular, ikram edilen çayı içtiler. Ürkimbay onlarla tartışmasa da içten içe Maybasar’ın buyruğuna çok öfkelenmişti. Bütün Tobıktılar içinde “kazanına haram lokma salmayan evler” diye bir liste yapılacak olsa, o listeye, en önce Ürkimbay’ın evi yazılırdı…
Ulaklar çok beklemedi.
Birkaç atlı kişi atlarını kişneterek evin yanına kadar gelmiş, çabucak inmiş, yularlarını hızlı hızlı bağlamaya başlamıştı.
Gelen Karaşa idi. Onun yanında da Baydalı ve Karaşa’nın yürekliliğiyle tanınan eşkıya yıkıcı yiğitleri vardı. Ulak Cumağul uyanıkça idi. Bunların gelişi içine sinmemiş, bundan hoşlanmamıştı:
– E-e! Bu ne? Ayaklanmış gibisiniz hep birlikte, deyiverdi. Kojakan adlı uzun boylu kara yağız delikanlı:
– “Düşman deveni kesiyorsa, beraber tutsana” demişler. Jigiteklerin bütün malını elinden alıp Size vermeye geldik, dedi. Buna öfkelenen Kamısbay:
– Bütün malı değil, sadece elli koyunu gerekli. Kalan malın çoksa sahibi geldiğinde yanına katar gönderirsin… Acelen ne, diyerek zehrini döktü.
– Onları alıp verecek olan sen misin, diyen Karaşa, çömelerek Kamısbay’ın tam yanına oturdu ve Kamısbay’la tartışmaya başladı.
– Ben olsam ne yapmak isterdin?
– Seni kana susamış cani! Bütün halkı ağlattın yahu! Bu yalakalığı bırakmayacak mısın?
– Hey, boş konuşma! Çekil şöyle! Şu Baydalı’nın cevabını söyle.
– Cevabı mı? Öyleyse, cevabı şu, diyen Karaşa, elindeki kızılcık saplı kalın kamçıyı savurarak vurup onu yere yıktıktan sonra yekinip ayağa kalktı, Kamısbay’ın kafasına gözüne vurmaya başladı…
Kamısbay yediği kamçılara rağmen çarçabuk ayağa kalkıvermişti… Ürkimbay, evdeki yiğitlerine haykırarak buyruk verdi:
– Tutun! Yıkın itleri, dedi.
Cumağul ve Kamısbay üzerlerine çullanan yiğitlerle mücadele etmeye ve bağırarak küfretmeye başladı. Fakat yiğitler boyun eğmedi. Ses çıkarmadan üstlerine atılan on yiğit ikisini de vura vura yıktı ve dizüstü çökertti.
Hiddetinden nefes nefese kalan Karaşa:
– Baydalı’nın cevabı şu: “İki iti düreye34 yatır, kıpkızıl kızartarak Maybasar’a geri gönder” dedi… Pekâlâ! Başımın belası, dedi ve gelerek Kamısbay’ın omuzlarına oturdu. Kuyruğu ile sırtından at sürer gibi kırbaçlayıverdi. Ürkimbay ile diğer yiğitler de aynı şekilde Cumağul’u kırbaçlayıverdi…
İki ulak Jigiteklerden olabildiğince dayak yedikten sonra yüzlerindeki kırış kırış kuruyan kararmış kızıl kanları temizlemeden at koşturarak Karaşokı’ya gelip Kunanbay’ın huzuruna çıktı.
Baysal ve Maybasar da Kunanbay’ın yanındaydı. Kulınşak’ın batır oğullarından Nadanbay ve Manas da onlarla birlikteydi. Ev, Irğızbaylardan Juman, Tölepberdi gibi daha pek çok yiğitle dolup taşıyordu…
Kunanbay evvela ses çıkarmadan donup kaldı, biraz sonra iki ulağın yüzünü işaret ederek Baysal’a:
– İşte, gördün mü? Nasıl akrabalık yapayım? Böjey’in bu kamçısı, bunlara değil, bana vurulmadı mı? Kalkın, diye sertçe haykırarak bütün yiğitlere buyruk verdi: “Şimdi gidin! Kendi evinde dövdüren Ürkimbay’ı, elini ayağını bağlayıp sürükleyerek önüme getirin” dedi.
Başka hiç kimse bir cümle dahi söylemedi. Kunanbay da bundan başka bir söz demedi. On yiğit at biner binmez kamçılayıp gitti. Kulınşak yiğitleri de onların içindeydi…
Akşam loşluğu başlarken Ürkimbay’ın obasına yetiştiler. Bütün oba erkeklerini kartal çarpmış gibi dövdükten sonra Ürkimbay’ı kendi evinden sürükleyerek çıkardılar.
Ürkimbay ev içinde karşılık verse de dayak yiyeceğini anladıktan sonra mücadeleyi bırakmış ve ses çıkarmamıştı. Yüzündeki kan son damlasına kadar çekilmiş gibiydi. Öfkeden yemyeşil olmuş, nefesi kesilmişti. Dudağını ısırıp yüzünü taş gibi kaskatı katılaştırarak kendini tutmuştu.
Ürkimbay’ı dışarı çıkarınca ellerini arkadan bağlayıp semiz bir sarı kula ata bindirdiler. Tölepberdi de sıçrayarak onun arkasına bindi. Hiddetli topluluk atlarını çatlatırcasına Karaşokı’ya yöneldi.
Artık her yan kararmaya başlamış, bütünüyle alaca karanlık çökmüştü…