Мухтар Ауэзов – Abay Yolu 1. Cilt (страница 23)
Bunlar Şınğıs’ın epey içlerindeki Ürkimbay tavlasından aşağıya doğru yönelmiş, nehir boyunca at koşturarak gidiyordu.
Kısa süre sonra nehri kesen yamaç yoluna geldiler. Buradan batı tarafındaki Karaşokı’ya doğru döneceklerdi.
Önlerinde alabildiğine uzamış olan bir grup yüksek ağaç vardı. Bir anda bunların arasından kalabalık bir insan topluluğu çıktı:
–
–
–
–
–
–
Uzun uzun sopalar sıra sıra savruldu, tak tuk birbirine vuruldu…
Karanlıkta pusuya yatıp hücum eden Karaşa idi. Baydalı gündüz ona buyruk vermişti:
–
Karaşa, bu konuşmadan beri, akşam karanlığı basıncaya kadar at üstündeydi… Akşamüstü gölgeler uzamaya başladığında Ürkimbay obasına doğru at koşturan kalabalık topluluğu tam vaktinde görmüştü. Bunların boşuna gitmediği de belliydi. Onları görür görmez atını topuklamış, dağdan inip kendi obasındaki beş altı yiğidini atlandırmış, yol üstündeki Kaumen yiğitlerini de toplamış, böylece gününü bu vakte kadar at üstünde geçirmişti.
Hasımlarını Ürkimbay obasında bastıramayacağını bildiğinden bu dönüş yoluna gelmiş, burada beklemeye başlamıştı.
Karaşa sopa kavgasında çok iyiydi. Kendi obasının genç yiğitleri de at üstünde yapılan kavgalarda cesaretini kaybetmezdi. Kojakan gibi
Olur olmaz yerde iyi rast gelmişti. Kunanbay kuvvetleri içinde bu çatışmaya ilk başlayan Kulınşak’ın batır oğlu Manas oldu. O, önlerinde pusu kurulmuş olabileceğini düşünen biri gibiydi. Jigitekler kendilerinin etrafını çevirmeye başladığında hiç şaşırmamıştı.
Eyerindeki kara topuzu hızla sıyırıp alırken bütün yiğitlerine buyruk vermiş:
–
Ürkimbay’ı aldıklarından beri Tölepberdi’nin aklında bir şey vardı. Yolda büyük bir tehlike olursa, o, en azından Ürkimbay’ı yıkıp öyle gidecekti. Ancak karşılaştıkları pusuyla başlayan kargaşa anında bu düşüncesini gerçekleştirinceye kadar Karaşa yetişti, ona bu fırsatı vermedi…
Elleri bağlı olan Ürkimbay, çatışmanın bir anında Karaşa’nın atını tanıdı ve hemen:
–
Karaşa geride kalmamış, kalabalığın arasından yırtar gibi çıkıvermişti. Tölepberdi şaşkın şaşkın arkasına bakarken önünü görmeden gidiyordu. Ürkimbay bu sıkıntılı andan faydalandı, kendini kolayca attan sıyırdı, yere düşüp yıkıldı.
Jigitekler bu şekilde Ürkimbay’ı Kunanbay kuvvetlerinin elinden almış oldu.
Jigitekler çarpışırken dağları yıkarcasına nara atıyorlardı. Onların sesini duyan yeni kişilerin de gelmesiyle toplulukları kalabalıklaşmaya başlamıştı. Her taraftan:
–
–
Ürkimbay ellerinden alındıktan sonra hep birlikte dağı aşıp gittiler. Kunanbay yiğitleri, Jigiteklerin eline geçmeseler de Jigitek kuvvetlerinden korkup kaçmıştı. Ürkimbay’ı alıp götürememiş, geride bırakmışlardı.
Gündüz vakti Kunanbay’ın iki ulağını dövmeleri gibi bu gece Ürkimbay’ı kurtarmış olmaları da bütün Jigiteklere moral vermiş, onları cesaretlendiren bir iş olmuştu…
Bu olaydan sonra havalar iyice bozuldu, kış soğukları etrafı kasıp kavurdu…
Şınğıs’tan aşarak esen sert bir rüzgâr vardı. Baharda
Bu, değişerek esen bir yeldi. Bu yüzden o kadar da çok soğuk getirmezdi. Fakat yamaçlardaki taşı kumu uçurarak esen karayelin esişindeki sertliğin kendine özgü bir yanı vardı.
Bu rüzgârın, koyunların yediği kısa pelinlerle bodur çayırlar dışındaki otları, boyu uzunca olan gövdesi boş bitkileri de yolup uçurma âdeti vardı.
Esasında Şınğıs’ın asil otu, koyunların nimeti, kısa pelinlerdir. Bu sebeple kışlak seçimi, seçilen yerin koyunlar için elverişliliği bakımından değerlendirilir. Bu yüzden, koyunların serveti pelin olduğundan, iyi bir kışlak arayan pek çok halkın sığındığı yer işte bu Şınğıs olur.
Şınğıs’ın karayeli diğer zamanlarda iyi olmakla birlikte tam da güz günlerinde uygunsuz eser. Havayı soğutur, gökyüzünü karıştırarak gelir. Şınğıs’ın etekleri ile kuytularındaki obalar bu dönemde kışlık damlarına yakınlaşıp konar ve hava durumunu takip eder…
Bugün, güz karayelinin başlamasıyla birlikte kar da serpiştirerek düşmeye başlamıştı. Yılın ilk karıydı bu. Yılın ilk karını düşüren soğuk rüzgâr kiyiz evde yaşayan obaları bütünüyle büzüştürdü. Halkın tamamına yakını kiyiz evlerini alelacele söktü, yüklerini çiftliğe taşıdı ve sıcak kerpiç evlerine girdi…
Halkın büyük çoğunluğu bu telaşta olsa da Kunanbay’ın Karaşokı’daki obası kendi gailesiyle yas yemeği veren bir oba gibi kendi kendine alt üst oluyordu. Ürkimbay’ı alamayışlarıyla ilgili yaşadıkları karşı koyuşu bütünüyle anlatan Manaslar geldiğinden beri Kunanbay obasından her yöne doğru üstü üstüne ulaklar gönderiliyordu.
Bu obada Baysal’ın katılımıyla başlayan dünkü
Kunanbay bu gelen gruplardan on kadar yiğidi seçti, başlarına Maybasar’ı verdi ve evvela Bökenşi boyuna gönderdi.
Kızılşokı’daki Bökenşiler daha hâlâ göçmemişti.
Bunlar gider gitmez sıkı buyruk verdi ve buradaki Bökenşileri Talşokı ile Karavıl’a doğru göçürttü. Süyindik ve Sügir bu şekildeki bahaneleri bekliyor, iki kanadını açmış uçmaya hazır bir kuş gibi duruyordu. Öncelikle bunlar göçtü. Diğer Bökenşiler de zoraki onların peşinden gitti.
Bugün göçenler yalnızca Bökenşiler değildi. Irğızbay obalarından biri olan Öskenbay’ın büyük obası – Zere’nin oturduğu oba ile onun yanındaki Izğuttı, Karabatır, Juvantayak gibi birkaç oba da göçüyordu. Bunlar yaz kış Uljanlar ile birlikte göçen ve Jidebay ile Barak’ta kışlayan obalardı.
Kunanbay bu vakte kadar o obaları kışlaklarına göndermemiş, kendi topluluğunu bir arada tutmuştu. Artık soğuk düşünce yaşlı annesini ve Uljan’ın elindeki genç oğullarını dondurarak oturtmak imkânı kalmamıştı.
Çocuklar da Zere ile Uljan’a
Kunanbay, bu obalarını göçürtüp yola çıkardıktan sonra Şınğıs bölgesinde tam da bugün yaşanan telaş ile karmaşadan alelacele faydalanmak istedi.
Sabahtan beri üst üste gelen atlılar, şimdi öğle vaktinde, büyük bir kalabalığa dönüşmüş ve koca bir kuvvet olmuştu: Hepsi de sopa, mızrak, ay balta, topuz tutan ve saldırı ile savaşa hazır bir kuvvet!
Bu gelenler Irğızbay boyu yanı sıra Torğay, Topay, Juvantayak, Anet, Sak Toğalak gibi boylardan gelen gruplardı. Yine Kötibaklardan büyük bir kalabalık grup gelmişti. Bu halkların hepsi de Şunay, Şiy, Jidebay ve Kıdır’dan başlayıp Şınğıs’a kadar uzanan bölgelerde kışlayan halklardı. Bunlar, Karaşokı’ya yakın olan kışlakların insanlarıydı…
Kunanbay önce her halkın boy beyini yanına almış, geride kalanlara bu boy beylerinin adıyla selam göndermiş, böylece bütün bu kalabalığı toplamıştı… Baysal, mensubu olduğu Kötibaklara kendi adına selam söylemiş, ulak olarak da Kötibakların yiğitlerini görevlendirmişti…
Kunanbay, kendisi Karaşokı’yı aldıktan sonra Baysal’a bir söz vermişti. Şınğıs’daki kışlağı az nüfusu çok Kötibakların arazisini genişletecekti. Kötibaklar Jigiteklerle hemşeriydi. Jigitekler eskiden bütün Tobıktıları yöneten ataları Kengirbay zamanında Şınğıs içindeki iyi ve duldalı kışlakların tamamını almış, ondan beri de tamamen kendisine bağlayarak bugüne kadar gelmişti. Kunanbay artık nüfusu artan, malı çoğalan ve o dönemlerde arazi hissesi düzgün bir şekilde tahsis edilmeyen Kötibakları Jigiteklerden yer alıp vermek suretiyle memnun etmek istiyordu.
Bu meseleyle yaz ortasından beri ilgileniyordu. Böjey’den çekerek kopartıp kendisine bağladığında bunu açıkça hissettirmiş, özellikle ilgisini çekmişti: Baysal’ın hissesi olarak ayırdığı bir kışlak vardı. O kışlak, bugün Böjey’in oturduğu meşhur Tokpambet idi…