18+
реклама
18+
Бургер менюБургер меню

Карло Коллоди – Pinokyo (страница 4)

18

Yere çarparken çıkardığı gürültü, beşinci kattan aşağı düşen bir çuval kepçenin çıkaracağı gürültünün aynısıydı.

“Aç kapıyı!” diye bağırıyordu bu sırada Geppetto sokaktan.

“Babacığım, açamıyorum.” diye yanıtlıyordu kukla ağlayıp yerde debelenerek.

“Niçin açamıyorsun?”

“Çünkü ayaklarımı yemişler.”

“Kim yemiş ayaklarını?”

“Kedi.” dedi, yerde tahta kıymıklarını oynatarak eğlenen kediyi gören Pinokyo.

“Aç diyorum sana.” diye tekrarladı Geppetto. “Yoksa eve girince yediririm o kediyi sana!”

“Ayaklarımın üzerinde doğrulamıyorum. İnanın buna. Ah zavallı ben! Hayatı boyunca dizlerinin üzerinde yürümek zorunda kalacak olan zavallı ben!”

Geppetto, tüm bu sızlamaların başka bir haylazlık olduğunu zannetti ve buna bir son vermeyi aklına koydu. Duvara tırmanarak pencereden eve girdi.

İlkin, ağzını açıp gözünü yummak niyetindeydi. Ama sonra zavallı Pinokyo’sunu ayaksız kalmış, yerde uzanmış yatarken görünce yumuşayıverdi. Onu kucağına alıp öpmelere, okşamalara, tatlı sözlere boğmaya koyuldu ve yanaklarından parlak yaşlar süzülerek:

“Pinokyocuğum benim! Nasıl oldu da yandı ayakların?” dedi.

“Bilmiyorum, babacığım. Ama şuna inanın ki cehennem gibi bir geceydi ve ben yaşadığım sürece hatırlayacağım. Gök gürlüyordu, şimşek çakıyordu ve de ben çok acıkmıştım. Konuşan Cırcır Böceği bana dedi ki ‘İyi oldu, hak ettin sen bunu.’ Ben de ona ‘Bana bak, Cırcır Böceği!..’ dedim. O bana ‘Sen bir kuklasın, kafan tahtadan yapılma.’ dedi. Ben de ona bir çekiç fırlattım. O hemen oracıkta ölüverdi ama kendi hatasıydı. Çünkü ben onu öldürmek istememiştim. Nereden mi belli? Maltızın kızgın korlarına çömleği oturttum. Yumurtadan çıkan civciv ‘Görüşmek üzere… Evdekilere de çok selamlar.’ dedi. Açlığım giderek artıyordu. Gece, takkeli küçük ihtiyar pencereye çıkıp bana ‘Başını eğ, şapkanı çıkar.’ dedi. Sonra kafamdan aşağı bir leğen su boşalttı. Birazcık ekmek istemiştim, bunda utanılacak bir şey yoktur, öyle değil mi? Hemen eve döndüm. Çünkü hâlâ çok ama çok açtım. Kurulanayım diye ayaklarımı maltıza dayamıştım ki siz geri döndünüz. Ben de bir de baktım, yanmışım. Hâlâ da açım ama artık ayaklarım yok. Ühü! Ühü! Ühü! Ühü!”

Zavallı Pinokyo, avazı çıktığı kadar öyle bir ağlamaya başladı ki sesi, beş kilometre uzaktan bile duyuluyordu.

Geppetto, tüm bu karmakarışık sözlerden tek bir şey anlamıştı: Kukla açlıktan ölmek üzereydi. Üç tane armut çıkarıp verdi ona.

“Bu üç armut benim kahvaltılığım olacaktı. Memnuniyetle veriyorum sana onları. Hadi ye onları. Ağzına sağlık.”

“Onları yememi istiyorsanız lütfen kabuklarını soyun.”

“Kabuklarını mı soyayım?” diye şaşkınlıkla yanıtladı Geppetto. “Böylesi zor beğenir ve damak tadına düşkün olmana, çocuğum, asla inanmazdım. Hiç iyi değil! Bu dünyada çocukluğundan alışık olmalıdır insan, ne bulursa yemeye. Çünkü başına ne geleceği hiç belli olmaz. Dünyanın bin türlü hâli var!..”

“Hiç kuşkusuz doğrudur söyledikleriniz.” diye ekledi Pinokyo. “Ama ben kabukları soyulmuş olmadıkça hiçbir meyveyi yiyemem. Tahammül edemiyorum kabuklara.”

İyi yürekli adamdı Geppetto. Bir bıçak çıkarıp ya sabır çekerek, üç tane armudu soyup kabuklarını masanın bir köşesine bıraktı.

Pinokyo, ilk armudu iki lokmada bitirip koçanını atacaktı ki Geppetto kolundan tuttu.

“Atma onu. Bu dünyada her şeyin yaradığı bir iş vardır.”

“Ama koçanı gerçekten de yemem!” diye bağırdı Pinokyo yılan gibi kıvrılarak.

“Kim bilir? Dünyanın bin türlü hâli var!..” diye sakin sakin tekrarladı Geppetto .

Üç koçan, pencereden fırlatılıp atılmak yerine, masanın bir köşesine, kabukların yanına konuldular.

Armutlar bir çırpıda yenilip yutulunca Pinokyo upuzun bir esnedi ve sızlanarak:

“Hâlâ açım ben!” dedi.

“Ama çocuğum, benim sana verecek başka bir şeyim kalmadı.”

“Gerçekten mi? Hiç mi?”

“Bir tek bu kabuklar ve koçanlar var.”

“Ne yapalım!” dedi Pinokyo. “Başka bir şey yoksa ben de bir kabuk yerim.”

Başladı kabuğu çiğnemeye. Önce biraz ağzını buruşturdu ama daha sonra önce kabukları sonra da koçanları birbiri ardına silip süpürdü. Hepsini yiyip bitirdikten sonra da elleriyle göbeğine vurup zevkten dört köşe:

“İşte şimdi kendimi iyi hissediyorum!” dedi.

“Görüyor musun, bak!” dedi Geppetto. “Damak tadına fazla düşkün, fazla seçici olmaya alışmamak gerekir derken ne kadar haklıymışım. Bu dünyada insanın başına ne geleceği hiç belli olmaz. Dünyanın bin türlü hâli var!..”

VIII

Geppetto Pinokyo’ya yeni ayaklar yapar ve ona alfabe satın almak için ceketini satar

Kukla, açlığını giderir gidermez homurdanmaya ve ağlamaya başladı. Çünkü yeni bir çift ayak istiyordu.

Ama Geppetto; onu haylazlığından ötürü cezalandırmak için yarım günlüğüne, ağlasın, dövünsün diye bıraktı. Sonra da:

“Niçin sana yeni ayaklar yapayım? Sonra bir de bakarım, yine evden kaçmışsın.” dedi.

“Size söz veriyorum.” dedi kukla hıçkırarak. “Bugünden itibaren iyi çocuk olacağım.”

“Bütün çocuklar…” diye yanıt verdi Geppetto. “Ne zaman bir şeyler elde etmek isteseler böyle söylerler.”

“Size söz veriyorum, okula gideceğim, okuyup onurlandıracağım kendimi.”

“Bütün çocuklar, ne zaman bir şeyler elde etmek isteseler hep aynı öyküyü anlatırlar.”

“Ama ben diğer çocuklar gibi değilim. Hepsinden çok daha iyi bir çocuğum ve hep doğruyu söylerim. Size söz veriyorum, babacığım, bir sanat öğreneceğim ve ihtiyarlığınızda teselliniz ve can yoldaşınız olacağım.”

Her ne kadar Geppetto, despot tavrı takındıysa da gözleri yaşlarla doldu. Pinokyo’sunu o acınası hâlde görmek, kalbini acıtıyordu. Başka yanıt vermedi. Eline çalışma aletleriyle iki tahta parçası alıp büyük bir özveriyle çalışmaya baladı.

Bir saate kalmadan ayaklar hazırdı bile. Ancak yetenekli bir sanatçının elinden çıkabilecek iki zarif, ince, çevik küçük ayak…

Geppetto kuklaya:

“Kapa gözlerini ve uyu!” dedi.

Pinokyo gözlerini kapayıp uyuyormuş gibi yaptı. O uyuma taklidi yapadursun, Geppetto bir yumurta kabuğunun içinde biraz yapışkanı eritip iki ayağı yerlerine yapıştırdı. Öyle iyi yapıştırdı ki bağlantı yerinin izi bile görünmüyordu.

Kukla ayaklarının farkına varır varmaz yattığı masadan atlayıp, mutluluktan çıldırmış gibi havada bin kez hopladı, bin takla attı.

“Benim için yaptıklarınızın karşılığı olarak…” dedi Pinokyo babasına. “Hemen okula başlamak istiyorum.”

“Aferin oğlum!”

“Ama okula gitmek için bana biraz giysi gerekli.”

O zaman, cebinde tek kuruşu bile olmayan fakir Geppetto, çiçekli kâğıttan minik bir giysi, ağaç kabuğundan bir çift ayakkabı ve ekmek içinden küçük bir başlık yaptı.

Pinokyo, hemen içi su dolu bir kovanın üstüne eğilip kendine baktı ve hâlinden öyle memnun oldu ki şişinerek:

“Tam bir efendi oldum.” dedi.

“Gerçekten de…” diye yanıtladı Geppetto. “Aklından çıkarma ki insanı efendi yapan güzel giysi değil, temiz giysidir.”

“Bu arada…” diye ekledi kukla. “Okula gidebilmek için hâlâ bir şey eksik, hatta en önemli şey.”

“Yani?”

“Alfabem eksik.”

“Hakkın var. Peki alfabe nasıl alınır?”

“Bu çok kolay. Bir kitapçıya gidilir ve alınır.”

“Ya parası?”

“Bende para yok.”

“Bende de yok.” diye ekledi, iyi yürekli ihtiyar hüzünlenerek.

Her ne kadar Pinokyo, aslında çok neşeli bir çocuk olsa da o da hüzünlendi. Çünkü sefalet gerçeğin ta kendisiyse herkes hisseder onu, çocuklar bile.