Карло Коллоди – Pinokyo (страница 6)
XI
Ateşyiyen hapşırır ve Pinokyo’yu bağışlar. Pinokyo da arkadaşı Arlecchino’yu ölümden kurtarır
Kuklacı Ateşyiyen -buydu adı- özellikle de tıpkı bir önlük gibi göğsünü ve bacaklarını örten siyah, çirkin sakalıyla ürküntü veren bir görünüme sahipti, kabul etmeliyim bunu ama aslında hiç de kötü bir adam değildi. Bunun kanıtı da “Ölmek istemiyorum! Ölmek istemiyorum!” diye çırpınan Pinokyo’yu taşırlarken, hislenip acıması ve bayağı uzun bir direnişten sonra da dayanamayıp gürültüyle hapşırmasıydı.
Bu hapşırık üzerine, o ana kadar üzüntüden salkım söğüt gibi eğilmiş duran Arlecchino, birden neşeyle doldu ve Pinokyo’ya eğilerek fısıldadı:
“Haberler iyi, kardeşim. Kuklacı hapşırdı. Sana acıdığının işaretidir bu. Bundan böyle kurtulmuş say kendini.”
Çünkü bilmelisiniz ki tüm insanlar acıma hissettiklerinde, ya ağlarlar ya da en azından gözlerini kuruluyormuş gibi yaparlar. Ateşyiyen’in ise ne zaman kalbi yumuşasa hapşırma huyu vardı. Bu da kalbinin hissiyatını göstermenin bir yoluydu işte.
Kuklacı, hapşırdıktan sonra, kabadayı gibi davranmaya devam etti. Pinokyo’ya:
“Kes ağlamayı! Sızlanmaların yüzünden mideme ağrı girdi. Hapşu! Hapşu!” diyerek iki kez daha hapşırdı.
“Çok yaşayın!” dedi Pinokyo.
“Teşekkürler! Anan baban hâlâ sağ mı?” diye sordu Ateşyiyen.
“Babam hayatta. Annemi ise hiç tanımadım.”
“Seni şimdi kızgın kömürlere attırsam ihtiyar baban kim bilir ne kadar üzülür! Zavallı ihtiyar! Acırım ona! Hapşu! Hapşu! Hapşu!” diye üç kez daha hapşırdı.
“Çok yaşayın!” dedi Pinokyo.
“Teşekkürler! Aslında acınması gereken benim. Çünkü gördüğün gibi koyun çevirmesini pişirmek için hiç odunum kalmadı. Doğruyu söylemem gerekirse çok işime yarayacaktın! Ama ne yapalım ki insafa geldim. Senin yerine şişin altına kendi kumpanyamdan birkaç kukla koyacağım! Hop! Jandarmalar!”
Bu emir üzerine hemen uzun mu uzun, kuru mu kuru, feneri yanıp sönen şapkaları ve çekilmiş kılıçlarıyla iki tahta jandarma çıktı ortaya.
Kuklacı, hırlayan sesiyle jandarmalara:
“Arlecchino’yu bulun getirin bana. Sonra da iyice bağlayıp ateşe atın, yansın. Koyunumun bir güzel kızarmasını istiyorum!” dedi.
Düşünün bir, zavallı Arlecchino’nun hâlini! Öyle bir korktu ki bacakları o anda kıvrılıp yüzüstü yere düşüverdi.
Pinokyo, bu iç parçalayıcı sahneyi görünce kendini kuklacının ayaklarının dibine attı. Sular seller gibi ağlayarak ve o upuzun sakalın tellerini gözyaşlarıyla ıslatarak:
“Acıyın Bay Ateşyiyen!..” demeye başladı yalvaran sesiyle.
“Baylar yok burada!” diye sertçe yanıtladı kuklacı.
“Acıyın, Bay Şövalye!..”
“Şövalye yok burada!”
“Acıyın, Bay Kumandan!..”
“Kumandan yok burada!”
“Acıyın, Haşmetmeap!..”
Kendisine Haşmetmeap denildiğini duyunca kuklacı hemen sevindi ve bir çırpıda insancıllaştı, konuşulur hâle gelerek Pinokyo’ya:
“Tamam öyleyse, benden ne istiyorsun?” diye sordu.
“Zavallı Arlecchino için af istiyorum.”
“Af maf çıkmaz burada. Sana acıdıysam ateşin altına onun gitmesi gerekir. Çünkü koyunum iyice kızarsın istiyorum.”
“Şu hâlde…” diye gururla doğruldu ve atıldı, ekmek içinden küçük şapkasını atarak Pinokyo. “Şu hâlde, görevimi biliyorum. İleri, Bay Jandarmalar! Bağlayın ve atın beni alevlerin arasına. Arlecchino, benim için gerçek bir dosttur. Ben varken onun ölmesi doğru olmaz!..”
Kahramanca haykırılmış bu sözler, olanları izleyen tüm kuklaları ağlatmaya yetti. Her ne kadar tahtadan yapılmış olsalar da jandarmalar bile iki süt kuzusu gibi ağlıyordu.
Ateşyiyen ilkin buz gibi kaskatı, hareketsiz durdu. Ama sonunda o da usul usul hislenip hapşırmaya başladı. Dört beş kez hapşırdıktan sonra kollarını sevgiyle açıp Pinokyo’ya:
“Sen çok akıllı bir çocuksun! Gel de bana bir öpücük ver.” dedi.
Pinokyo hemen koştu, kuklacının sakalına sincap gibi tırmanıp burnunun ucuna güzelce bir öpücük kondurdu.
“Yani af çıktı mı?” diye sordu zavallı Arlecchino, zar zor duyulan incecik bir sesle.
“Af çıktı.” diye yanıt verdi Ateşyiyen. Sonra da başını bir o yana bir bu yana sallayıp iç çekerek ekledi:
“Ne yapalım! Bu akşam da koyunumu yarı çiğ yerim. Ama bir dahaki sefere karşıma çıkanın vay hâline!..”
Çıkan affın haberi gelince tüm kuklalar sahneye koştu. Oyunların ilk gecelerinde olduğu gibi tüm ışıklar, tüm lambalar yakılarak hoplayıp dans edilmeye başlandı. Şafak söktüğünde dans hâlâ devam ediyordu.
XII
Kuklacı Ateşyiyen, babasına götürmesi için Pinokyo’ya beş altın para armağan eder. Ama Pinokyo, Tilki ve Kedi’ye kanıp onlarla gider
Ertesi gün Ateşyiyen, Pinokyo’yu bir köşeye çekip sordu:
“Babanın adı nedir?”
“Geppetto.”
“Ne iş yapar?”
“Fakirlik.”
“Çok kazanır mı?”
“Cebinde tek kuruşu olmayacak kadar çok kazanır. Düşünün ki bana okul için gereken alfabeyi satın alabilmek için üstündeki tek ceketini sattı: Sökük dikik, yamalar içinde, acınası bir ceketti.”
“Zavallı şeytan! Neredeyse acıyacağım. İşte sana beş altın para. Git, bunları babana götür ve benden selam söyle.”
Tahmin edilebileceği gibi Pinokyo, kuklacıya bin kez teşekkür etti. Kumpanyanın kuklalarına, jandarmalara bile teker teker sarıldı. Hoşnutluğundan kendinden geçmiş hâlde eve dönmek için yola koyuldu.
Ama daha yarım kilometre bile gitmemişti ki birbirlerine yardımcı olarak kör topal ilerleyen tek ayağı topal bir Tilki ve iki gözü kör bir Kedi ile karşılaştı. Topal Tilki, kör Kedi’ye yaslanarak yürüyor ve ona rehberlik ediyordu.
“İyi günler Pinokyo.” diye kibarca selamladı onu Tilki.
“Adımı da nereden biliyorsun?” diye sordu kukla.
“Babanı iyi tanırım.”
“Nerede gördün onu?”
“Dün kapısının önünde gördüm.”
“Peki ne yapıyordu?”
“Sırtında bir gömlekle soğuktan titriyordu.”
“Zavallı babacığım! Ama eğer Tanrı izin verirse bugünden itibaren titremeyecek!”
“Niçin?”
“Çünkü artık ben bir beyefendi oldum.”
“Beyefendi mi? Sen mi?” diye alaylı alaylı gülmeye başladı Tilki. Kedi de gülüyordu ama güldüğünü ele vermemek için ön pençeleriyle bıyıklarını tarar gibi yapıyordu.
“Gülecek pek bir şey yok.” diye bağırdı Pinokyo alınarak. “Ağzınızın suyunu akıtacağım için gerçekten çok üzgünüm ama güzel mi güzel beş altın param var.”
Ateşyiyen’in armağanı olan paraları çıkardı.
Paraların hoş sesini duyunca Tilki, topalmış gibi görünen ayağını uzatıverdi. Kedi ise birer yeşil lamba gibi yanan gözlerini ardına kadar açtı ama ardından kapatıverdi. Böylece Pinokyo, hiçbir şeyin farkına varamadı.
“Ya şimdi?” diye ona sordu Tilki. “Ne yapmak istiyorsun bu paralarla?”
“Öncelikle…” diye yanıtladı kukla. “Babama tamamıyla altından ve gümüşten, pırlanta düğmeli yeni bir ceket almak istiyorum. Kendime ise bir alfabe satın alacağım.”