Карло Коллоди – Pinokyo (страница 7)
“Kendine mi?”
“Evet, öyle gerçekten de. Okula gitmek ve kendimi derslerime vermek istiyorum.”
“Bak bana!” dedi Tilki. “Ahmakça okuma tutkusu yüzünden, bir bacağımdan oldum.”
“Bak bana!” dedi Kedi. “Ahmakça okuma tutkusu yüzünden, iki gözüm görmez oldu.”
Bu sırada yolun kenarındaki çitin üzerinde tünemiş duran beyaz bir karatavuk, yine aynı nağmeyi tutturdu:
“Pinokyo, kötü arkadaşlarının sözlerine kulak verme, yoksa pişman olursun!”
Zavallı karatavuk, hiç konuşmasa daha iyiydi! Kedi bir sıçrayışta üstüne atlayarak tüyleriyle birlikte onu yedi. Yediği gibi de ağzını sildi, gözlerini kapatıp yine kör taklidi yapmaya başladı.
“Zavallı karatavuk!” dedi Pinokyo Kedi’ye. “Neden ona böyle kötü davrandın?”
“Ona ders olsun diye yaptım. Böylece bir dahaki sefere başkalarının işine karışmamayı öğrenir.”
Yolun yarısını biraz geçmişlerdi ki Tilki birdenbire durarak kuklaya:
“Altın paralarının sayısını iki katına çıkarmak ister misin?” dedi.
“Yani?”
“Beş sefil parayı yüze, bine, iki bine çıkarmak ister misin?”
“Keşke! Nedir bunun yolu?”
“Yolu çok kolay. Evine dönmek yerine bizimle gelmelisin.”
“Nereye götüreceksiniz beni?”
“Ahmaklar Ülkesi’ne.”
Pinokyo bunun üzerine biraz düşündü. Sonra kararlı bir tavırla:
“Hayır, gelmek istemiyorum. Artık eve yaklaştım, eve gitmek istiyorum. Babam beni bekler. Zavallı ihtiyar, dün eve dönmediğimi görünce kim bilir nasıl ahlayıp vahlamıştır. Ne yazık ki ben kötü bir çocuğum. Konuşan Cırcır Böceği ‘Söz dinlemeyen çocuklar, bu dünyada gün yüzü göremezler.’ derken ne kadar haklıydı! Ben bunu kendim yaşayarak gördüm. Çünkü başıma bir sürü talihsizlik geldi. Dün bile Ateşyiyen’in evinde tehlike atlattım. Brrr! Düşüncesi bile içimi ürpertiyor!” dedi.
“Yani…” dedi Tilki. “Gerçekten de evine mi gitmek istiyorsun? Git, o zaman. Ne yazık sana!”
“Yazık sana.” diye tekrarladı Kedi.
“İyi düşün Pinokyo, şansını tepiyorsun.”
“Tepiyorsun.” diye tekrar etti Kedi.
“Beş paran bugünden yarına iki bin para olacaktı.”
“İki bin.” diye tekrarladı Kedi.
“Bu kadar artmaları nasıl mümkün olabilir?” diye sordu Pinokyo şaşkınlıktan ağzı açık.
“Hemen anlatayım sana.” dedi Tilki. “Ahmaklar Ülkesi’nde kutsanmış bir tarla var. Herkesin Mucizeler Tarlası diye adlandırdığı bir tarla. Sen orada bir çukur açarsın, içine de diyeyim ki bir altın para koyarsın. Ardından çukuru biraz toprakla örtersin. Çeşmeden iki kova su getirip sularsın, üzerine bir tutam tuz atarsın ve akşam gidip rahat rahat yatarsın. Geceleyin para filizlenip yeşerir. Ertesi sabah kalkıp tarlaya dönünce ne bulursun? Haziran ayında bir başak ne kadar tohum verirse o kadar altın parayla yüklü güzel bir ağaç.”
“Yani bu hesaba göre…” dedi Pinokyo şaşkınlığı artarak. “Ben o tarlaya beş paramı ekersem ertesi sabah kaç para bulurum?”
“Çok kolay bir hesap bu.” diye yanıtladı Tilki. “Parmaklarınla yapabileceğin kadar kolay. Tut ki her para, beş yüz paralık bir salkım versin. Beş yüzü beşle çarp, ertesi sabah cebinde parlayıp şakırdayan iki bin beş yüz altın para bulursun.”
“Oh! Ne güzel şey!” diye bağırdı Pinokyo sevincinden oynayarak. “Paraları toplar toplamaz iki binini kendim alırım, beş yüzünü de armağan olarak siz ikinize veririm.”
“Armağan olarak bize mi?” diye bağırdı Tilki alınarak, gücenerek. “Tanrı korusun!”
“Korusun!” diye tekrar etti Kedi.
“Biz…” diye söze yeniden başladı Tilki. “Biz, çıkar gütmeden çalışırız. Biz yalnızca başkaları zengin olsun diye çalışırız.”
“Başkaları.” diye tekrarladı Kedi.
“Ne müthiş kişiler!” diye içinden düşündü Pinokyo. Babasını, yeni ceketi, alfabeyi ve kendi kendine verdiği tüm sözleri, hemen oracıkta unutarak Tilki’yle Kedi’ye:
“Gidelim o hâlde. Ben de sizinle geliyorum.” dedi.
XIII
Kırmızı Karides Hanı
Yürüye, yürüye, yürüye, gün batımıyla birlikte yorgunluktan bitkin hâlde, Kırmızı Karides Hanı’na ulaştılar.
“Burada biraz duralım.” dedi Tilki. “Böylece bir lokma bir şey yer ve birkaç saat de dinleniriz. Gece yarısı olunca da yarın şafakla beraber Mucizeler Tarlası’na ulaşmak üzere yola çıkarız.”
Hana girdiklerinde üçü birlikte sofraya oturdu. Ama hiçbirinin iştahı yoktu.
Zavallı Kedi midesindeki rahatsızlıktan dolayı, sadece domates soslu üç kefal balığı ve dört porsiyon peynirli işkembeden başka bir şey yiyemedi. İşkembeyi de yavan bulup üç defasında da üzerine ek tereyağı ve rendelenmiş peynir istedi.
Tilki de seve seve bir şeyler atıştırırdı. Ama doktor ona sıkı mı sıkı bir perhiz öğütlediği için yanında yağlı piliç ve toy horozlu basit bir tatlı, gürbüz yaban tavşanıyla yetinmek zorunda kaldı. Yaban tavşanının ardından iştahı açılsın diye karışık keklik, sülün, tavşan, kurbağa, kertenkele yemeği ve cennet üzümü getirtti. Daha da bir şey istemedi. Canı hiçbir şey yemek istemiyordu, sözüne bakılacak olursa ağzına bir şey koyacak hâlde değildi.
Aralarında en az yiyen Pinokyo oldu. Bir diş ceviz ve bir köşe ekmek isteyip hepsini de tabakta bıraktı. Zavallıcığın aklı fikri Mucizeler Tarlası’ndaydı, altın paralar daha şimdiden hazımsızlık yaratmıştı onda.
Akşam yemeğini bitirdikleri sırada Tilki, hancıya:
“Bize iki iyi oda verin. Biri Bay Pinokyo için, diğeri de arkadaşım ve benim için. Yeniden yola çıkmadan önce biraz kestireceğiz. Yolculuğumuza devam etmek üzere, gece yarısı uyandırılmak isteğimizi ise lütfen aklınızda bulundurun.” dedi.
“Emredersiniz baylar.” diye yanıtladı hancı, Tilki ve Kedi’ye göz kırparak. “Oyununuzu anladım.” demek ister gibiydi sanki.
Pinokyo, yatağa girer girmez hemen uyuyup rüya görmeye başladı. Rüyasında sanki bir tarlanın orta yerindeydi. Tarla, salkım salkım yüklü ağaçlarla doluydu. Salkımlar rüzgârda sallandıkça “Kim gelip bizi toplayacak?” anlamına gelen ‘çın, çın, çın’ diye çınlayan altın paralarla yüklüydü. Ama rüyanın en güzel yerinde, yani tam elini uzatıp o güzelim paraları avuç avuç toplayıp ceplerine dolduracakken, odasının kapısı üç kere hızla vuruldu ve Pinokyo uyandı.
Saatin gece yarısını çaldığını haber vermeye gelen hancıydı bu.
“Arkadaşlarım hazırlar mı?” diye sordu kukla.
“Ne hazırı? İki saat önce ayrıldı onlar.”
“Niçin bu acele?”
“Çünkü Kedi, ayak donması geçiren en büyük oğlunun hayatının tehlikede olduğu haberini aldı.”
“Peki akşam yemeğinin parasını ödediler mi?”
“Hiç öderler mi sandınız? Sizinle bu konuda rekabete girişmeyecek kadar iyi eğitimlidirler.”
“Ne yazık! Çok da hoşlanırdım böylesi bir rekabetten!” dedi Pinokyo kafasını kaşıyarak. Ardından sordu:
“Peki o iyi arkadaşlarım, beni nerede bekleyeceklerini söylediler?”
“Mucizeler Tarlası’nda, yarın gün doğar doğmaz.”
Pinokyo, arkadaşlarıyla birlikte yediği akşam yemeği için bir para ödeyip yola koyuldu.
Ama denebilir ki güç bela ilerleyebiliyordu. Çünkü dışarıdaki karanlık, o kadar karanlıktı ki göz gözü görmüyordu. Kırlarda ise yaprak kımıldamıyordu. Yalnızca bazen yırtıcı kuşlar, yolu bir çitten diğerine geçerlerken kanatlarını Pinokyo’nun burnuna çarpıyorlar, o da “Kim o geçen?” diye bağırıyor, sesi uzaklardaki tepelerde yankılanıyordu: “Kim o geçen? Kim o geçen? Kim o geçen?”
Конец ознакомительного фрагмента.
Текст предоставлен ООО «Литрес».
Прочитайте эту книгу целиком, купив полную легальную версию на Литрес.
Безопасно оплатить книгу можно банковской картой Visa, MasterCard, Maestro, со счета мобильного телефона, с платежного терминала, в салоне МТС или Связной, через PayPal, WebMoney, Яндекс.Деньги, QIWI Кошелек, бонусными картами или другим удобным Вам способом.