Хеннинг Манкелль – Gülümseyen Adam (страница 1)
Henning Mankell
Gülümseyen Adam
Ayrıksı e-Kitap: 14
Kurgu: 14
Bana öyle bir kitap verin ki başkahramanıyla birlikte olay çözelim: 14
Özgün Adı:
e-Kitap Adı:
Dizi Adı:
Yazarlar: Henning Mankell
İngilizceden Çeviren: Ramazan Atlen
Editör: Tayfun Koç
Kapak Tasarım: Ülke Design/ www.ulkedesign.com
Sayfa Tasarım: Alla Özabat
Kapak Görseli: Shutterstock/exopixel
e-Kitap ISBN: 978-605 -71714-5-0
Copyright © by Henning Mankell (1994)
© Ayrıksı Kitap, 2023
Published by agreement with Palco Media AB, Malmö, Leopard Forlag, Stockholm and Copenhagen Literary Agency ApS, Copenhagen. Türkçe yayın hakları Kalem Ajans aracılığıyla alınmıştır.
Tüm hakları saklıdır. Tanıtım için yapılacak kısa alıntılar dışında yayıncının yazılı izni olmaksızın hiçbir yolla çoğaltılamaz.
Ayrıksı Kitap
Yayıncı Sertifika No: 42978
Küçükbakkalköy Mah. Flora Residence
No: 1 Kat: 28 Ataşehir-İstanbul
bilgi@ayriksi.com / www.ayriksi.com
Ön Söz
Kurt Wallander; Yeniden…
2000’li yıllarda İskandinav ülkelerinde polisiye edebiyatın yükselişine tanık oluyoruz. 1960’lı yıllarda İsveç’te Maj Sjöwall ve Per Wahlöö’nun Martin Beck dizisi ile başlayan sürecin bugün ulaştığı noktada artık uluslararası bir başarıdan söz etmek gerekir. Hemen her ülkeye çevrilen, TV dizileri ve sinema uyarlamalarıyla milyonlara ulaşan İskandinav polisiyelerinin lokomotifliği son birkaç yıldır Stig Larsson’un
İsveç’te polisiye yazımı erken bir tarihte başlamıştı. İlk polisiye/gizem romanı yazarı 1893 yılında
Saydığım bu yazarlar yol açıcılardı; modern İsveç polisiyesinin yaratıcıları ise onların açtıkları yoldan ilerleyen Maj Sjowall ve Per Wahloo’dür. 60’ların sonlarında birlikte kaleme aldıkları Martin Beck dizisi, gerek polisiye kurgusuyla, gerek barındırdığı siyasi ve toplumsal eleştiriyle bir bakıma “İsveç polisiyesi”nin kurallarını ortaya koymuştu. Kerstin Erkmen bu kurallara İsveç coğrafyasının etkileyici atmosferini ekledi. O zamanlardan günümüze, İsveç’ten kendisini uluslararası alanda kanıtlayan pek çok yazar çıktı. Ancak hiçbiri Henning Mankell’in başarısını yakalayamadı.
Henning Mankell, 3 Şubat 1948’de İsveç’in kuzeyindeki Härjedalen’de doğdu. On yedi yaşında Stockholm’e giderek Riks Tiyatrosu’nda yönetmen yardımcısı olarak çalışmaya başladı. 1968’de yönetmenliğe, yazarlığa ve siyasete adım attı. Sosyalist bir aktivist olarak Vietnam Savaşı’na, Güney Afrika’nın apartheid rejimine ve Portekiz’in Mozambik sömürge savaşına karşı eylemlerde yer aldı. 1970’lerde Norveç’e taşındı ve Norveç Komünist Emek Partisi’ne destek verdi. İlk romanı
Hikâye başlıyor
Mankell, ilk Wallander macerasını 1991 yılında yazmış, roman İngilizceye 1997’de, Türkçeye ise 2000’de –
Ayrıksı Kitap’ın
Sonraki iki romanda yani
Wallander Polisiyeleri
Kahramanımız her ne kadar ekip çalışmasına pek yatkın olmayan “yalnız kurt”lardan olsa da Kurt Wallander dizisi – tıpkı Martin Beck dizisi gibi– “polis işlemlerine ağırlık veren” türdedir. Wallander, örgütlü suça karşı örgütlü polis gücünün bir parçasıdır ve bu efsanevi karakter küreselleşmiş dünyanın, 1990’lı yılların azgınlaşmış bireyciliğinin ve bunun türevi olan toplumsal yozlaşmanın hâlâ ahlak sahibi olan bir insanda yaptığı yıkımın izlerini taşır. Babası parasız bir ressam, annesi evlerde temizliğe giden bir işçidir. Öyle ki zenginliğe karşı içgüdüsel bir refleksi/tiksintisi vardır Wallander’in. Onun bu refleksi solcu, muhalif, aktivist Henning Mankell’in romanlarındaki sınıfsal tavrı sürekli kılar.
Kurt Wallander, polisiye tarihinin en etkileyici dedektif tiplemelerinden biri olarak gösteriliyor. Dedektif denildiğinde bulmacamsı cinayetleri büyük bir maharetle çözen “Altın Çağ” dedektifleri ya da “Private Eyes” geleneğinin sokaklarda belalılarla boğuşan sert erkekleri gelebilir aklımıza. Oysa Wallander ne Sherlock Holmes’a, ne Hercule Poiriot’ya, ne Maigret’ye ne de Philip Marlow’a benziyor. O kendi çağının bir ürünü, 20. yüzyılın ikinci yarısının dinamiklerinin, yeni mülkiyet ilişkilerinin doğurduğu bir kahraman tipi. Bu tipin doğuşunu ve polisiye romanlardaki değişimi kavramak için Ernest Mandel’in
“Suçun nicel artışıyla birlikte nitel bir dönüşümü de gündeme geldi. Örgütlü suç egemen olmaya başladı. Örgütlü suçun rüşdünü ispat etmesi, salon dedektif romanının ölüm çanını çaldı. Lord Peter Wimsey ya da Peder Brown bir yana, Hercule Poirot’nun Mafya’ya karşı mücadele etmesini hayal etmek olanaksızdır. Sam Spade, Philip Marlowe, Nestor Burma ve Lew Archer mevcut toplumsal düzenle ilgili herhangi bir yanılsamadan alaycı biçimde uzak, sert karakterler olarak görülebilir. Ancak örgütlü suçun ulaştığı devasa boyutlar karşısında tek başlarına ayakta kalmaları imkânsızdır. Örgütlü suçun geniş çapta ortaya çıkmasıyla birlikte, gerçek yaşamda suç takibi ve suçla mücadelede de orantılı bir değişiklik oluşmak zorundaydı. Suçu ele alan edebiyatta da benzer bir gelişme kaçınılmazdı. Otuzların sonunda ve kırkların başında özel dedektif, yerini geniş çaplı bir örgüt tarafından desteklenen polis memuruna bırakmaya başladı. Yeni bir polisiye roman türü, ‘polis işlemlerine ağırlık veren’ bir tür doğdu.”
Martin Beck ve Kurt Wallander işte bu türün temsilcileriydiler. Elbette türlerinin yegâne örnekleri değiller. Siyasi/toplumsal içeriği ağır basan gerçekçi polisiyelerde, özellikle de İskandinav polisiyelerinde bu türden dedektif tiplemeleri sıklıkla canlandırılıyor. Ama bu türden dedektiflerin esin kaynağının Beck ve Wallander polisiyeleri olduğunu eklemek gerekir.
Wallander, bir anlamda eski moda bir insan. Acıma, adalet ve beraberlik gibi eskimiş sayılan şeylere inanıyor. Ancak Kurt Wallander’in bu denli sevilmesinin nedeni –Mankell’in deyişiyle– değişme özelliği; “dördüncü kitaptaki Wallander, birinci kitaptakinin aynısı değildir. Bir romanın 30. sayfasındaki Wallander ile 400. sayfasındaki Wallander de farklıdır. Wallander, sizin gibi, benim gibi sürekli değişir. Bu onu canlı yapar. Bu yönüyle Sherlock Holmes ya da Hercule Poirot’dan ayrılır. Onlar hep aynı kalır. Bunlar stereotip karakterlerdir. Ancak bir roman karakterinin canlı görünmesi için değişmek zorundadır.”