реклама
Бургер менюБургер меню

Hüseyin Rahmi Gürpınar – Ölüler Yaşıyor mu? (страница 4)

18

“Şüphesiz… Bütün dinler ve bütün dindarlar gibi.”

“İnanamayanları inandırmak için bir bilim ve mantık gücünüz var mı?”

“İnanma için bilimden, mantıktan daha önemli bir şey gerekir.”

“Ne gibi madam?”

“Ruh sağlamlığı.”

Dayı bey bu sözlerden sağlam bir anlam çıkaramadığını anlatır bir gülümseme ile tekrarladı:

“Ruh sağlamlığı…”

“Evet efendim, ruh sağlamlığı… Yani ruhça uyanıklık…”

“Benim ruhum uykuda olmalı ki böyle düşsel şeyleri aklım bir türlü kavrayamıyor.”

“Affedersiniz ama öyle olmalı.”

“Öğrencilerinizi aydınlatmış olduğunuz gibi benim ruhumu da bu ağır uykudan uyandıramaz mısınız?”

“Bunun için istidat gerekir. Her isteyen şair, ressam, müzikçi, dâhi olabilir mi?”

“Madam ruhlarla konuşmayı ve hayalet, fantom görmeyi, bundan on yıl önce ölmüş birinin nasıl bir yüz ve kılıkla karşıma çıkacağını çok merak etmekteyim.”

“İnanmadığınız bir şeyi nasıl görebilirsiniz?”

“Görmediğim bir şeye nasıl inanabilirim?”

“Görmek bizim görme organımızla ilgili bir olaydır. Bizim gözlerimiz çok kuvvetsizdir. Uzak cisimleri göremedikleri için dürbünler icat etmişler. Küçük şeyleri seçemedikleri için mikroskoplar yapmışlar. Oysa ne kadar alet yaratsak hâlâ en uzağı ve en küçüğü göremiyoruz. Doğanın bize müsaade ettiklerini görürüz. Göstermek istemediklerini tabiatıyla göremeyiz. Bundan dolayı bizim göremediğimiz şeylerin var olmamaları gerekmez.”

“O hâlde madam, doğanın bize göstermek istemediği şeylere biz de körü körüne iman edemezsek bundan dolayı bizi kim sorumlu tutabilir?”

“Siz göremiyorsanız görenler var.”

“Demek doğa bazılarımıza müsaade ediyor?

“Evet… Yalnız görmek değil, hissetmek, büyük ve bilinmeyen kuvvetten aydınlanma ve esin almak… Fantomu herkes görebilir. Hatta hayvanlar bile ondan ürkerek kaçarlar. Doğanın fantomdan başka göremediğimiz gizlilikleri çoktur. Bu sırlardan bazıları uyanıklara açık olur.”

“Siz fantom gördünüz mü, madam?”

“Gördüm ama size anlatsam inanmayacaksınız. İnançsızlığınızın hamlığı üzerinizden biraz gitsin, sonra anlatırım.”

“Fantom nedir madam, rica ederim. Bana ilkin bunu anlatınız.”

“Fantoma siz Türkçenizde hayalet diyorsunuz.”

“Evet hayalet… Aslı olmayan şey demektir.”

“Rica ederim efendim, aslı olan şey ile olmayanı birbirinden ayıralım. Yani gerçekle düşü… Gerçek nedir?”

“Gerçek, benim bildiğime göre, kendimizin dışında olan objectif şeylerdir. Yalnız kendi iç duygularımızda subjectif olarak bulunanların hepsi gerçek değildir.”

Madam Sermin yaşından umulmayacak çevik bir hareketle yerinden fırladı. Beylerin kitaplığından çekip getirdiği kitabın bazı sayfalarını karıştırarak: “Dayı bey, affedersiniz. Siz inatçı bir incrédule, imansızsınız. Sizi kendi kendime inandıramayacağım. Büyük yardımcılara ihtiyacın var. Bakınız, bu konuda Flammarion ne diyor:”

“Gerçeğin böyle objectif, subjectif biçiminde ele alınması çok tartışmalara yol açan bir sorundur. Zira içten gelen bir duygumuz gerçekle uyuşabilir. Özellikle ruhsal olaylarda… Örneğin bir dostunuz uzak bir yerde ölür. Rüyanızda veya başka bir surette gelip size görünerek ölümünü haber verir. Suda boğulduğunu, bir tren altında ezildiğini veya öldürüldüğünü anlatır. O hâlde ki onu, üzerinden zırıl zırıl suları akarak veya ölümüne göre kan revan içinde görürsünüz. Yani tıpkı öldüğü şekilde size görünür. Bu gördüğünüz, olmuş olayın gerçek suretidir. İşte bu duygunuz subjectif’tir. Ama gerçekle bir aradadır. Bu soy pek çok örnek gösterebiliriz. Meselenin ikinci kısmı da tartışma ihtiyacından uzak değildir. Kendimizin dışında yani objectif bulunan şeyin gerçek olduğu savunuluyor. Pekâlâ, ama bir ebemkuşağını görürsünüz. Ölçersiniz, incelersiniz, onun fotoğrafını da alırsınız. Bunun gerçekliği neresindedir? Bu görme ile ilgili bir olaydır. Komşunuz da başka bir ebemkuşağı görür. Sol gözünüz, sağ gözünüzün gördüğünün aynını görmez. Önünüzde atmosferin yarattığı bir serap peyzajı görürsünüz. Bu bir gerçek midir? Suya daldırdığınız bastonunuz kırılma olayıyla kırılmış görünür. Bu doğru mudur? Görmenizin bu tanıklığına inanır mısınız? Sözün kısası, objectivement7 gördüğünüz her şey gerçek olabilir mi? Özellikle gerçeğin ne olduğunu tespit edemediğimiz hâlde… Görünmeleri bakımından fantomlar birer gerçektir. Ama bu gerçeklikleri neden ibarettir?”

Talat Bey mürebbiyenin okumasını keserek: “Pardon Madam. Siz, üstadınız Flammarion’la birlikte düşü gerçek, gerçeği düş yapıyorsunuz…”

“Mösyö, bu ikisi o kadar birbirine karışıktır ki… Bir ölünün fantomu tıpkı onun sağlığındaki şekliyle görünüyor. Bu konuda delilli, ispatlı yüzlerce olay vardır. Flammarion’dan aktararak bir tanesini anlatayım.”8

VI

ÖLÜMÜNDEN DOKUZ YIL SONRA GÖRÜNEN BİR KIZ

İhtiyar mürebbiye devam etti:

“Bu harikulade olaylar vardır ama her ölüde ortaya çıkan bir bollukta değildir. Doğrudur, nadirdir. Dinleyiniz. Olayı anlatan diyor ki:

Çok sevdiğim, on yedi yaşında bir kız kardeşim vardı. 1867 yılı Saint-Louis şehrinde koleradan öldü. 1876 yılı yani kız kardeşimin ölümünden dokuz yıl sonra Amerika Birleşik Devletlerinde bulunuyordum. Bir gün odamda öğleye doğru yazı yazar ve bir cigara içerken sol tarafımda kolunu masaya dayayarak birinin oturduğunu hisseder gibi oldum. Ve hemen o yana dönerek baktım. Bir de ne göreyim, yanı başımda merhum kız kardeşim oturmuyor mu! Ölümüne son derece üzüldüğüm sevgili kardeşçiğimi böyle odamda diri görünce akıl ve hayale sığmaz bu görünüş karşısında pek şaşırmakla birlikte çok sevindim. Ama bu gördüğüm şey gözlerimin önünde hemen eriyerek yok oldu. Bu ne? Düş mü gördüm? Hayır, uyanıktım. Elimdeki cigara tütüyordu. Kalemimin çizdiği yazılar henüz kâğıdın üzerinde kuramamıştı. Kendimi yokladım. Her tarafa baktım. Bu gördüğüm şey ne düş idi ne de hayal… Gerçekti. Kız kardeşim bana dipdiri gözüktü. Sessiz, masum gözleriyle hâlâ bana bakıyor gibi geliyordu. Bu doğaüstü hâlden duyduğum üzüntünün şiddetiyle hemen trene koşarak ailemin yanına döndüm.

Olayı anlattım. Ama bunun bir gerçek olduğuna kimseyi inandıramadım. ‘Babam güldü. Sen bir birsam 9 hâle uğramışsın. Gerçek sandığın bu boş inana bizi de inandırmak istiyorsun.’ dedi.

Bu garip olayı her kime anlattımsa alaycı bir imansızlıkla karşılandım. Bu mucizevi görüşüm sırasında bir şey dikkatimi çekmişti. Kız kardeşimin yüzünün sağ tarafında taze bir çizik, bir sıyrıntı görmüştüm. Bunu anlatınca annem haykıra haykıra bayıldı. Başına üşüştük. Ayılınca annem bu büyük üzüntüsünün nedenini bize şöyle anlattı:

‘Yavrucağımın cenaze tuvaletini yapıyordum. Acımın şiddetinden elim titredi. İğne ile yüzünü çizdim. Ve sonra bu sıyrıntıyı pudra ile örterek tamire uğraştım. Bunun benden başka kimse farkında değildir… Oğulcuğum, sözlerinin gerçek olduğuna şimdi inandım. Başka ispata hacet yok.’

Bir ölünün böyle garip bir biçimde görünmesi diriler için olacak bir ölüm olayına işaret sayılıyor. Gerçekten de çok sürmeden annem öldü.

Mürebbiye okumayı bitirdikten sonra Talat Bey’in yüzüne bakarak: “İşte size cildiyle, sayfasıyla güvenilir bir kaynak göstererek olayı okudum. Ne dersiniz? Bilim ve gerçek adına saf kimseleri aldatmak için böyle yalanlar düzmeye tenezzül edenlerin olacağına inanıyor musunuz?”

Dayı bey düşünceli bir ağırlıkla bir cigara tazeleyerek cevap verdi:

“Her yalanın anlatıcısına ahlaksız denemez. Çünkü kendileri inanarak yalanı doğru sanıp da söyleyenler de vardır. Okuduğunuz olayın kaynağı ne kadar güvenilir olursa olsun bu garip şeye inanabilmek için işin içi ayıklanacak pürüzlerle doludur. Bir kız ölümünden dokuz yıl sonra daha dün ölmüş gibi yüzündeki taze çizgi ile görünüyor. Haydi buna peki diyelim. Lakin bir insan vücudunun nelerden meydana gelmiş olduğunu biliyoruz. Bir fantomunki incelemeye geliyor mu? Görünüyor, üstüne varılınca kayboluveriyor diyorlar. Gözle görülüp de elle tutulamayan bu hayalet nedir? Bunu seraba, gökkuşağına benzetmek pek doğru olamaz. Çünkü bu son ikisinin nasıl olduklarını fizik bize açıklıyor. Fantoma deneysel bilim usulü uygulanabilir mi? Hangi bilim, hangi teknoloji bunu inceleme gücündedir? Ölüm olayını incelemek, çözümlemek ve açıklamak için önümüzde organik yaşamı durmuş bir ceset vardır. Bu maddi varlığı bırakıp da ele avuca sığmaz madde dışı bir şeyin arkasından koşarak bu kuruntu üzerine sorunlar kurmak…”

“Beyefendi, fantomların, yani sizin hayalet dediğiniz şeylerin göründükleri muhakkaktır. Bunların vücutlarını kesinlikle inkâr etmekle bu çok nazik sorun çözümlenmiş olamaz. Hayat ve ölüm, bu iki olay arasındaki geçitte çok sır gizlidir. Cesedin maddi varlığından kurtulmuş bir ölünün ruhu henüz mahbesinde bulunan bir dirinin ruhuna görünemez mi? Yani bu veya şu biçimde herhangi bir yolla kendini ona duyuramaz mı?”

“Ne bileyim? Ruh denince düşüncem bir bilinmeyenle karşılaşıyor. Ölü, diri iki ruhun herhangi bir yolla birbirine kendilerini duyurabildikleri olayı çözümlenmiş olsa mesele bitmiş gibi oluyor. Göze görünenle görünmeyen arasındaki ilişkiyi tespit kabil olur mu?”

“Göze görünenle görünmeyen, gene oraya geldik. Görünen, görünmeyen, bu ne demektir? Şimdi ona bakalım. Maddi varlıkla madde dışı varlık… Göze görünen, tartıya, dokunmaya gelen madde dediğimiz şey, göze görünmeyen, dokunmaya tartıya gelemeyen fantomların birikintisinden meydana gelir. Gözlere görünen aynı madde birkaç dakika içinde görünmez olabilir. Yaz gününde bir bulutun meydana gelişini ve sonra mavi gökte kayboluşunu inceleyiniz. Bir biçim değiştirme yani bir dönüşüm olayı karşısında bulunduğunuzu anlarsınız. Ateş, bir madde kitlesini buhara, yani görünmez, tartılmaz moleküller hâline getiriyor. Su, hava, karbon, azot ve başka elementler meydana getirdikleri sağ vücutlarda ve inorganik cisimlerde dokunulabilirdirler. Bizim gözlerimiz ve duygularımız için bir mermer, bir demir parçası, bir insan, bir ağaç; katı, yoğun ve dayanıklıdır. Elektrik akımı için hava direnç gösterir. Metal bir parça ise elektriği geçirir. Bize üstün ve bunun için de öteki duygu ve kabiliyetleri olan ruhlara bu katı madde gerçek dışı görünebilir. Ve buna karşılık ‘düşünce’ incelenmesi mümkün bir gerçek, bir varlık biçimini alabilir. Bu söylediklerim ulu orta sözlerden sayılmasın. Doğrudan doğruya duygularımıza çarpan dünya ile ilgili olaylarda, hayvanlar âleminde ve özellikle yaratılış tabakasında kendimizden aşağı saydığımız böceklerin hayatında çok gariplikler görmekteyiz. Böcekler bazı geçiş duygularında bizden üstündürler. Bizimkilerden başka türlü, anlaşılmaz, şaşırtıcı duygularıyla entomologiste’leri hayretlere düşürmektedirler.