реклама
Бургер менюБургер меню

Hüseyin Rahmi Gürpınar – Ölüler Yaşıyor mu? (страница 6)

18

Talat Bey sustu. Hanımefendi bir dakika bekledikten sonra: “Sözünüzü tamamlayınız.”

“Veya Çeşmifettan, yıldırımdan sarsılan beyniyle bir birsam hâle uğramış olmasın.”

“Ne demek?

“Yani kalfamız bir boş inana tutulmuş olmasın.”

“Nasıl olur?”

“Basbayağı. Siz biraz düşününce zihninizde Şeyh Battal’ı bütün o kallavi kılığıyla buldunuz. Böyle bir image12 açıklayamayacağımız bir ruh hâli ile Çeşmifettan’ın dimağında da uyanamaz mı?”

Hanımefendi Çeşmifettan’a dönerek: “Kalfam, sen Şeyh Battal’ı sağlığında görmüş müydün?”

Çeşmifettan: “Hayır efendim, öyle bir adamı hiç hatırlamıyorum.”

Hanımefendi Leman’la Dilaver’i göstererek: “Bu çocuklar ise o zaman dünyada bile yoktular. Kardeşim siz, Şeyh Battal’ın bu üç cana gözüktüğünden emin olunuz. Çeşmifettan bu yaştan sonra yalan söylemez. Leman’ın ise böyle şeyler uydurmak asla âdeti değildir. (Kızını okşayarak) Bakınız yavrucağımın hâlâ titremesi geçmedi. Hâlâ benzi yerine gelmedi.”

Dilaver çarpık boyunla kendini acındıracak bir jest alarak: “Hanımefendimiz, bendeniz yalan söyler miyim? Bu gece Şeyh Battal’ı görmekten ne avantam olabilir?”

“Sen sus maskara, senin Allah bir dediğine inanmam. Annene bütün kalbimin kuvvetiyle inanırım.”

Çeşmifettan yine gürül gürül kelimeişehadet getirerek: “Yalan şeytana mahsustur… Ahirette kırk yerde sorgusu vardır.”

Dilaver anasının bu saflığına fıkır fıkır güldü.

Hanımefendi: “Kardeşim, Şeyh Battal’ın bu geceki gözükmesinde kendi bakımımdan hiç kuşkuya yer yoktur. Siz de bu garip olayı kendi zihninize göre yargılayınız.”

Talat Bey: “Bir daha böyle bir hayalet gözükürse hemen bana haber vermelerini rica ederim.”

Dilaver: “Ailesi adına istediği para gönderilmezse Battal Hazretleri’nin ziyaretleriyle bizi yine şereflendireceğine hiç kuşkunuz olmasın.”

Çeşmifettan: “Oğlan, çarpılacaksın. Evliya ile eğlenilir mi?”

Dilaver: “Aşağıya bir çifte nağra ile bir zurna saklayacağım. Şeyh gözükür gözükmez ‘âlâ bir daha’ havası çalacağım.”

Çeşmifettan: “Bu oğlan benim yüreğime indirecek.”

Talat Bey: “O şeytan çocuk hepimizden akıllı.”

Dilaver: “Sayenizde akıllıyım, ama…”

Talat Bey çocuğun lakırtıyı bitirmesine vakit vermeden:

“Ulan, sana akıllı dedimse çarçabuk beni yalancı çıkar diye söylemedim ya? Kimse kimsenin sayesinde akıllı olamaz. Zekâ yaratılıştan gelen bir şeydir.”

Dilaver: “Dayı beyefendi, nazar değmesin diye arada bir de böyle ahmaklık yapmalıdır.”

İlk hatasını ikinci sözüyle tamir eden çocuğun zekâsına gülüştüler.

Talat Bey bu kez yeğenlerine dönerek: “Beyefendiler, hayli vakittir hiç sesiniz çıkmıyor. Sade dinliyorsunuz. Şeyh Battal’ın bu apparition’u üstüne sizin de olumlu, olumsuz düşüncelerinizi anlamak isteriz.”

Orhan: “Meselede bizim olumsuz bir düşüncemiz yoktur.”

Talat Bey: “Demek bu garip olayı bir gerçek olarak kabul ediyorsunuz?”

Turhan: “Garip olay deyimi genel kurallardan bütün bütün aykırı ve az rastlanır durumlar için kullanılır.”

Talat Bey büyük bir şaşkınlıkla:

“Demek ki Şeyh Battal’ın koca sarık ve karnıyla bu gece bizi ziyareti, ölümün genel kuralına aykırı olmayan pek doğal bir olaydır.”

Orhan: “Şüphesiz…”

Talat Bey: “Kırk yıl tartışsak birbirimizle anlaşamayız.”

Turhan: “Siz, ölümden sonra başlayan ikinci hayata inanmıyorsunuz, aramızdaki büyük anlaşmazlık oradan çıkıyor.”

Talat Bey: “Ölümden sonra hayat… Hani ya şu dinlerin cennetle mükâfatlandırıp cehennemle korkuttukları hayat mı?”

Orhan: “Hayır, biz dinlerin efsanelerini kabul etmiyoruz. Bizim inandığımız ikinci hayat göksel, ebedî ve katkısızdır.”

Talat Bey: “Demek biz ölmüyoruz, bir ikinci hayata diriliyoruz?”

Orhan: “Bu gerçeği bir gün teknoloji yoluyla ispat etmek kabil olacaktır. Mesele yavaş yavaş o biçimi alıyor.”

Talat Bey: “Bu konuyu bir gün inceden inceye tartışırız. Şeyh Battal’ın ölümünden yirmi bu kadar yıl sonra o eski kılığıyla gelip de bize görünmesini nasıl olup da pek doğal sayıyorsunuz? Şimdi bana bunu anlatınız.”

Orhan: “Yüzlerce benzerine oranlayarak. Anlıyor musunuz… Belki binlerce… Ellerimizde kitaplıklar dolusu ispatlı, tanıklı belgeler var. Bunların hepsine birden uydurmadır deyip de işin içinden çıkamazsınız.”

Talat Bey: “İspatlı tanıklı belgeler dediğiniz şeylerden sizin savunduklarınıza karşıt birçok delil bulup çıkaracağıma emin olunuz. Ben de bu mesele ile uğraşacağım. Ya ben de sizin gibi spiritist13 olurum ya da sizi gerçeğe döndürürüm. Savunduklarınızın yüzde birini adamakıllı ispat edebilmiş olsanız, ben de düşünmeye varacağım. Ama pöh pöhle ortaya döktüğünüz şeyler laf sınırından öteye geçemiyor…”

Orhan: “Dayı bey, siz de inanmadığınız şeylerin asılsızlıklarını ispat edebilmiş olsanız o zaman biz de kendimizi inandıklarımıza karşı açılan bir kapının önünde bulmuş oluruz. İzin verirseniz ölülerin gelip göründüklerine dair bir iki olay daha okuyalım.”

Talat Bey: “Şeyhin kerameti kendinden menkul kabilinden olan bu ciltler dolusu olayların ardı arkası tükenmez ama okuyunuz, dinleyelim.”

VIII

İÇİNDE ÖLDÜĞÜ APARTMANI GÜPEGÜNDÜZ GELİP DOLAŞAN KIZ

Orhan, Ölümün Sırları ciltlerinden birini açarak tokça bir sesle okumaya başladı:

“Flammarion yazıyor (Après la mort, 3. cilt, sayfa 294): Bir genç kızın ölümünden bir yıl sonra göründüğü 22 Temmuz 1899 tarihli bir mektupla İtalya’dan bana yazılıyor, imza Mösyö Giuseppe Cavagnaro’dur. Olayın doğruluğu yeminle temin ediliyor. On sekiz yaşında ölen bu kızın odalar arasında dolaştığı yalnız söylenti değil, evin öteki kiracılarınca da aynen görülmüştür. Bu görünüş pek soğukkanlılıkla olmuştur. Olay birsamlık ve başka türlü marazi bir görünüme sığdırılamaz.

İşte olay:

On sekiz yaşında, Cenova’da öğrenciydim ve babamın yanında bulunuyordum. Bir sabah saat yediye doğru Yunanca bir kitabın sayfalarını karıştırırken bir kapı açılır gibi bir gürültü duydum. Baktım ki mutfaktan doğru genç, güzel, uzun boylu bir kız geliyor. Arkasında bembeyaz bir gömlek vardı. Lüle lüle kumral saçları omuzlarından aşağı dökülmüştü. Hemen gülümsemeye benzer bir bakışla bana bakarak önümden geçti. Sonra kapıyı açtı. Ve gürültüyle kapayarak babamın odasına girdi.

Ben, bulunduğum yerde şaşakaldım. Kendi kendime “Bu kız kimdir? Bizim evde ne arıyor?” dedim.

Aşağı yukarı on dakika sonra babam odasından çıktı. Her zamanki gibi sabah yıkanmasını yapmak için mutfağa gitti. Ben merakımı çözümlemek için hemen babamın çıktığı odaya girdim. Fakat orada kimseyi bulamadım. Yatağın altına, iskemlelerin arkalarına, hatta çekmecelerin içine varıncaya kadar her yeri aradım. Kimse yok. Kız nereye kayboldu? Kapıdan tekrar çıkmış olaydı mutlaka görecektim. Pencerelerden dışarı atlaması da mümkün değildi. Çünkü dördüncü katta oturuyorduk.

Babam tuvaletini yapıp da dönünce olayı anlattım. Hemen ikimiz beraber merdivene koştuk. Bir şey göremedik. Babam henüz açılmamış olan sokak kapısının sürgüsünü çekti. Kapıcıya sorduk, daha sabahleyin hiç kimsenin girip çıkmamış olduğu cevabını aldık.

Bizim apartmanımızın karşısındaki dairede Avukat Manzini adında biri oturuyordu. Ona giderek olayı anlattık. Bu adam sözlerimize hiç şaşmadı. Tabii bir suretle biz dinledikten sonra şu karşılığı verdi: ‘Bildirdiğiniz yaştaki kız bir yıl önce şimdi babanızın yatmakta olduğu odada ölmüştü. Bu kızın ölümünden sonra gelip gezindiğini gören yalnız siz değilsiniz, sizden önce o apartmanda oturan kiracılara da aynen görünmüş olduğu için bu aile orayı korkudan bırakmak zorunda kalmıştı…’

Mösyö Giuseppe Cavagnaro mektubunu şöyle bitiriyor:

Olayın kesinlikle doğruluğunu size yeminle temin ederim.

Ankete gelen karşılıklardan 767’nci mektup.

Camille Flammarion ekliyor:

“Verilen bu teminatla yetinmeyerek olayın geçtiği yerde soruşturma yaptırttım. Söylenenlerin harfi harfine doğruluğu belli oldu.

İncelemeye girişmeden önce böyle olayları kesinlikle inkârda direnmekten ne çıkar? Toplumun itibarlı zümrelerinden aydın kimselerin tanıklıklarını niçin aşağı tabakalardan kaba halk kitlesinin sözleriyle bir tutmalıdır?”

Talat Bey: “Bitti mi yavrum?”

Orhan: “Bundan daha pek çok garipleri var.”

Talat Bey: “Malum, bu gariplikleri dinleyenler de anlatanlar kadar saf yürekli olmalı. Teknolojinin ispat alanında yemin kullanılamaz. Bilimin deneysel metodu birbirine sadece güven aşılamakla yürümez. Ne diriye ve ne de ölüye benzeyen bu fantomu gözüktüğü anda çalyaka edip laboratuvara sokmalı. Tanımak istediğimiz doğa elemanları için ne işlem yapılıyorsa onu da öylece borulardan, potalardan geçirmeliyiz.”

Bu tartışma biraz daha uzadı. Ortalık ağarıyordu. Uyumak için herkes odalarına çekildiler.

Hava sakinlemişti. Fırtınanın sinirlere verdiği gerginlik birkaç saat uyku ile yatıştı.

Saatlerce süren bu tartışmada ne Talat Bey’in inançsızlığı zerrece gevşemiş ne de beylerin inançlarından bir kıymık eksilmişti. Şeyh Battal’ın geceki apparition’u zihinlerde korkulu, saygıyla karışık büyük bir etki bırakmıştı. Hanımefendi inanmakta oğullarıyla beraberdi. Talat Bey olayın doğruluğunu kabule karşı görünmekle birlikte bu üç kişinin görgü tanıklıklarını büsbütün çürütebilecek kuvvette bir mantık kesinliği gösteremiyordu. Bunun için, ötekilerce bu muammayı göründüğü biçimde kabul etmek zorunluğu vardı.

Hanımefendi Şeyh Battal’ın sefil ailesine yardım isteğine kayıtsız kalmadı. Bu şeyh o gece görünen bir hayalet değil, vaktiyle paşanın aziz dostlarından bir kişiydi.