Гарриет Бичер-Стоу – Tom Amca’nın Kulübesi (страница 16)
“Kendi içine dönmek mi!” diye tekrarladı Tom kibirlice. “İçinde bir ruh bulmak için iyice bir bakış atacak, bu defterleri kapatacaksın. Eğer şeytan seni kıl elekten geçirirse kimseyi bulamayacak.”
“Tom gücenmiş gibisin.” dedi Haley. “Arkadaşın iyiliğin için konuşunca neden güzellikle kabul etmiyorsun?”
“Şu çeneni kapa.” dedi Tom sertçe. “Çoğu konuşmana katlanabiliyorum ama o dindar konuşmaların beni öldürüyor. Her şey bir yana, farkımız ne? Biraz daha düşüncelisin ya da daha çok hislerin var. Açık, düpedüz, köpekçe adilik, bu senin şeytanı kandırmaya ve postu kurtarmaya çalışman, sanki görmüyor muyum? Senin deyiminle bu din edinme meselesi nihayetinde her yaratık için kaypakça. Hayatın boyunca şeytana borcun biriksin, sonra da ödeme zamanı gelince sıvış! Hop!”
“Hadi gelin beyler, bu iş böyle olmaz.” dedi Marks. “Konulara değişik açılardan bakılabilir, biliyorsunuz ki. Şüphesiz ki Bay Haley çok iyi bir adam, kendi vicdanı var, Tom senin de kendi alışkanlıkların var ve bazıları da çok iyi ama tartışma hiçbir amaca hizmet etmez. Hadi işe devam edelim. Şimdi, Bay Haley, ne olduğunu söyleyin. Bu kızı yakalama işini üstlenmemizi istiyorsun.”
“Kız benim değil, o Shelby’nin; sadece oğlan. Maymunu aldığım için enayiymişim!”
“Sen genelde enayisin!” dedi Tom sertçe.
“Hadi gel Loker, kabadayılık etme.” dedi Marks, dudaklarını yalayarak. “Görüyorsun ki Bay Haley bize iyi bir iş öneriyor, zannederim; bir rahat dur, bu anlaşmalar benim uzmanlık alanım. Bu kız, Bay Haley, nasıl biri? Neyin nesi?”
“Eh! Beyaz ve güzel, iyi yetişmiş. Shelby’ye onun için sekiz yüz ve bin teklif ettim, sonra daha çok kazanırım.”
“Beyaz ve güzel, iyi yetişmiş!” dedi Marks, keskin gözleri, burnu ve ağzına iş yüzünden canlılık gelmişti. “Bak buraya Loker, çok güzel bir açılış. Burada kendi hesabımıza iş yapacağız. Elbette oğlanı yakalayıp Bay Haley’ye vereceğiz, kızı da Orleans’a götürüp vurgun yapacağız. Güzel değil mi?”
Tom’un bu konuşma sırasında yarı açık olan kaba ağzı birden kapandı, sanki büyük bir köpeğin bir parça eti kapması gibi. Fikri acelesi olmadan hazmediyormuş gibiydi.
“Görüyorsunuz.” dedi Marks Haley’ye, bu sırada da punçunu karıştırıyordu. “Görüyorsunuz ya, her derde devayız, her küçük işi mantıklıca yaparız. Tom, darbeyi vurur ve ben de baştan aşağı giyinmiş olarak, parlayan çizmelerle gelirim, iş güvene gelince her şey birinci sınıf. Göreceksiniz şimdi.” dedi Marks, profesyonelliğinden gurur duyarak. “Nasıl nabza göre şerbet verildiğini. Bir gün New Orleans’tan Bay Twickem’im; başka bir gün Pearl Nehri’ndeki çiftliğinde yedi yüz zenci çalıştıran biri; sonra Henry Clay’in uzaktan akrabası veya Kentucky’den ihtiyar bir horoz. Yetenek başka bir şey, bilirsiniz. Şimdi Tom dövüş ya da kavgada kükrer ama yalan söylemede iyi değil, Tom beceremez. Bu ona doğal gelmez ama Tanrı’m bu ülkede her şeye yemin edecek, tüm koşulları belirleyip asık suratını sergileyecek, benden daha iyi iş götürecek biri varsa onu tanımak isterim, hepsi bu! Tüm kalbimle inanıyorum ki eğer yasalar şimdikinden daha ayrıntılı olsaydı idare eder, kıvırırdım. Bazen daha ayrıntılı olmalarını diliyorum, daha çok keyif alırdım, öyle olsaydı, daha eğlendirici olurdu, bilirsiniz.”
Tom Loker daha önce anlattığımız gibi yavaş düşüncelerin ve hareketlerin adamıydı. Burada ağır yumruğunu masaya vurarak her şeyi şangırdatıp Marks’ı böldü, “Böyle olacak!” dedi.
“Tanrı seni korusun, Tom, tüm bardakları kırmana gerek yok!” dedi Marks. “Yumruğunu gerekli olan zamana sakla.”
“Ama beyler kârı nasıl paylaşacağız?” dedi Haley.
“Senin için oğlanı yakalamamız yetmiyor mu?” dedi Loker. “Ne istiyorsun?”
“Eh.” dedi Haley. “Eğer size bir iş veriyorsam bir değeri olmalı, diyelim ki yüzde on. Kâr üzerinden, giderler ödenmiş.”
“Şimdi.” dedi Loker, muazzam bir küfür savurarak ağır yumruğunu masaya indirdi. “
“Ah, elbette, öyle olsun.” dedi Haley panikle. “İş için oğlanı yakalayın; benimle
“Bunu biliyorsun.” dedi Tom. “Ben senin o ağlama numaralarını yapmam ama kendi hesabıma şeytana da yalan söylemem. Dediğimi yaparım, yapacağım da
“Aynı dediğin gibi öyle söyledim, Tom.” dedi Haley. “Eğer oğlanı bir hafta içinde yerini sizin söyleyeceğiniz bir yere getirmeye söz verirsen tek istediğim bu.”
“Ama benim tek istediğim bu değil.” dedi Tom. “Seninle Natchez’de boşuna iş yaptığımı düşünmüyorsun herhâlde Haley;
balığı yakalayınca, tutmayı öğrendim. Elli dolar çıkar, yoksa bu çocuk peşine düşmem. Seni bilirim.”
“Elinde yaklaşık bin ya da altı yüz temiz kâr getirebilecek bir iş varken, mantıksız davranıyorsun Tom.” dedi Haley.
“Evet, gelecek beş haftayı elimizden geleni yapmak için bu işe ayırmadık mı? Diyelim ki her şeyi bıraktık ve senin çocuğun peşinden gittik, sonunda kızı da yakalayamadık. Kadınlar şeytan gibi olur yakalamak isteyince. Sonra ne olacak? Bize tek sent öder miydin, yapar mıydın? Senin ne yapacağını görebiliyorum, ah! Hayır, hayır, elliyi çıkar. Eğer işi yapar ve parayı alırsak sana geri veririm; eğer öyle olmazsa, çektiğimiz zahmetin bedeli olur. Bu
“Elbette, elbette.” dedi Marks, uzlaştırıcı bir tonla. “Bu sadece avukatlık ücreti, gördüğün gibi. He, he, he! Biz avukatlar, malum. Eh, hepimiz iyi davranışlar içinde olmalı, işi kolaylaştırmalıyız, biliyorsunuz. Tom istediğin bir yere çocuğu getirir, değil mi Tom?”
“Eğer çocuğu bulursam Cincinnati’ye getirir ve Granny Belcher’in inişine bırakırım.” dedi Loker.
Marks cebinden yağlı bir cep defteri çıkardı ve oradan uzun bir kâğıt alarak oturdu, keskin siyah gözlerini üzerine dikip içeriğini mırıldanmaya başladı: “Barnes-Shelby Bölgesi-Jim çocuk, onun için üç yüz dolar, ölü ya da diri.”
“Edwards, Dick ve Lucy, karı koca, altı yüz dolar; fahişe Polly ve iki çocuğu, kadın veya kafası için altı yüz dolar.”
“İşlerimizin üzerinden geçiyorum, bu yılı kazasız belasız atlatabilir miyiz ona bakıyorum, Loker.” dedi bir süre durakladıktan sonra. “Adams ve Springer’ı da bu işe dâhil etmeliyiz; bir süredir işleri vardı.”
“Çok fazla isterler.” dedi Tom.
“Ben onu ayarlarım; bu işte yeniler ve ucuza çalışmayı beklemeliler.” dedi Marks, okumaya devam ederken. “Onların üçü kolay işte çalışır çünkü tek yapmaları gereken onları vurmak ya da vurduğuna yemin etmek; elbette, bunun için fazla istemezler. Diğer işlerdeyse.” dedi kâğıdı katlayarak. “Belayı savuşturacaktır. Şimdi ayrıntılara gelelim. Şimdi, Bay Haley, bu kızın karaya çıktığını gördünüz mü?”
“Kuşkusuz, sizi gördüğüm kadar net.”
“Kıyının üstünde ona yardım eden bir adam ha?” dedi Loker.
“Kuşkusuz onu da gördüm.”
“En büyük olasılık.” dedi Marks. “Bir yere götürüldüğü ama neresi, soru bu. Tom, sen ne diyorsun?”
“Bu gece nehri geçmeliyiz, hata olmamalı.” dedi Tom.
“Ama kayık yok çevrede.” dedi Marks. “Buzlar korkunç biçimde yuvarlanıyor, Tom. Bu tehlikeli olmaz mı?”
“Bu konuda bir şey bilmiyorum. Sadece yapılması gerekiyor.” dedi Tom kararlı bir şekilde.
“Aman Tanrı’m.” dedi Marks, huzursuzca. “Olacak da… Diyorum ki…” dedi, pencereye yürüyerek. “Kurt ağzı kadar karanlık dışarısı ve Tom…”
“Sözün kısası, sen korkuyorsun, Marks ama buna bir şey yapamam. Gitmek lazım. Diyelim ki sen daha başlamadan kızı yer altından Sandusky’ye veya bir yerlere taşıyıncaya kadar sen bir iki gün yattın.”
“Ah, hayır; zerre kadar korkmuyorum.” dedi Marks. “Sadece…”
“Sadece ne?” dedi Tom.
“Eh, kayıkla ilgili. Gördüğün gibi hiç kayık yok.”
“Kadının bu akşam bir tane geleceğini söylediğini duydum ve bir adam onunla geçecekmiş. Ya hep, ya hiç, onunla gitmeliyiz.” dedi Tom.
“Umarım iyi köpekleriniz vardır.” dedi Haley.
“Birinci sınıf.” dedi Marks. “Ama ne işe yarar? Kadının koklatacak bir şeyi yok.”
“Evet, var.” dedi Haley, zafer kazanmış gibi. “Aceleyle çıkarken yatağın üzerinde bıraktığı şalı var, şapkasını da bırakmış.”
“Şansımız yaver gidiyor.” dedi Loker. “Ver bakalım şunları.”
“Kadın habersizken saldırırlarsa köpekler zarar verebilir.” dedi Haley.
“Buna dikkat etmeliyiz.” dedi Marks. “Bizim köpekler bir keresinde Mobile’da biz oraya yetişmeden bir adamı parçalara ayırmışlardı.”
“Eh, bu tipler görünüşü için satılır, öbür türlü işe yaramaz.” dedi Haley.
“Anlıyorum tabii.” dedi Marks. “Bunun yanında eğer tongaya basarsa o denli gidemez. Bu yaratıkların taşındığı eyaletlerde köpeklere güven olmaz. Elbette onları izleyemezsiniz. Sadece tarlalarda işe yarar, zencilerin kendi kendilerine koştuğu ve yardım almadığı.”
“Eh.” dedi Loker, biraz araştırma yapmak için bardan çıkmıştı. “Adamın kayıkla geleceğini söylüyorlar, öyleyse Marks…”
Bu değerli zat ayrılacağı rahat yere hazin bir bakış attı ama yavaşça çağrısına uyarak ayağa kalktı. Daha sonraki işlerle ilgili birkaç söz söyledikten sonra Haley belli olan bir gönülsüzlükle elli doları Tom’a verdi ve bu saygın üçlü gece için ayrıldılar.