Гарриет Бичер-Стоу – Tom Amca’nın Kulübesi (страница 18)
“Gördüğünüz gibi hemşehrilerim.” dedi Sam, bir hindi budunu coşkuyla havaya kaldırarak. “Gördüğünüz gibi, bu evlat orada hepinizi savundu, evet, hepsi sizin içindi. O adam için insanlarımızdan birini almak hepsini almak gibiydi; gördüğünüz gibi ilke aynı, bu açık. O takipçilerden biri insanlarımızı koklayarak gelirse yolunda
“Ama Sam bana bu sabah efendiye Lizy’yi yakalamak için yardım edeceğini söyledin; görünüşe göre konuşman birbirini tutmuyor.” dedi Andy.
“Şimdi sana söyleyeceğim, Andy.” dedi Sam, fena hâlde üstünlük taslayarak. “Fikir sahibi olmadığın şeyler hakkında konuşma; senin gibi oğlanlar Andy, iyi niyetlidirler ama hareketlerdeki büyük ilkelere başvurması beklenemez.”
Andy özellikle kritik sözcük başvurmak ile azarlanmış gibi olsa da topluluktaki daha genç üyelerin çoğu bunu olayı son bulduran cevap olarak gördüler, Sam devam etti.
“Bu
Sam’in dinleyicileri ağızları açık onu dinliyorlardı, o da elinden başka şey gelmez gibi devam etti.
“Bu diretme meselesi zenci arkadaşlar.” dedi Sam, derin bir konuya giren birinin havasıyla. “Bu diretme meselesi pek çoklarının çok açıkça anlayamadığı bir şey. Şimdi gördüğünüz gibi biri gündüz bir şeyi savunsa ve gece de tam tersini, insanlar (Doğal olarak yeter derler.) neden diretmiyor derler. Bana şu mısır ekmeğinden bir parça ver, Andy. Yine de işin içine girelim. Hanımlar ve beyler, umarım kullanacağım benzetmenin basitliğini bağışlarsınız. İşte! Diyelim ki saman yığınının üzerine çıkmaya çalışıyorum. Eh, merdivenimi bu yana dayarım, olmazsa orayı artık denemem, onun yerine merdivenimi diğer tarafa dayarım, şimdi diretmedim mi? Merdiven hangi tarafta olursa olsun, yukarı çıkmak için direndim. Görmüyor musunuz, her şey size bağlı.”
“Senin bugüne kadar tek direttiğin şeyi ancak Tanrı bilir!” diye mırıldandı Chloe Teyze, giderek yerinde duramıyordu; akşamın neşesi ona Kutsal Kitap’taki “güherçilenin üstündeki sirke” benzetmesini hatırlatıyordu.
“Evet, elbette!” dedi Sam, geceyi kapatmak için son bir çabayla karnı yemekle ve kendisi zaferle dolu olarak ayağa kalktı. “Evet, hemşehrilerim ve bayanlar, benim ilkelerim var, onlarla gurur duyuyorum, bu zamanda bu ayrıcalıktır ve
“Eh.” dedi Chloe Teyze. “İlkelerinden biri de bu gece çok geçmeden yatağa girip herkesi sabaha kadar ayakta tutmamak olmalı; şimdi gülmekten çatlamak istemeyen çocuklar çabuk toparlansanız iyi olur.”
“Zenciler! Hepinize sesleniyorum.” dedi palmiye yaprağını sevecenlikle sallayan Sam. “Size şükranlarımı iletiyorum; şimdi yatağınıza gidin ve iyi çocuklar olun.”
Bu acıklı hayır duasıyla toplananlar dağıldı.
IX
Senatörün de Bir İnsan Olduğunun Belli Olması
Senatör Bird uzaklarda, siyasi gezilerindeyken karısının onun için hazırladığı yeni bir çift güzel terliğe ayaklarını geçirmek üzere hazırlanıp çizmelerini çıkartırken, neşeyle yanan ateşin ışığı rahat salondaki kilimlere ve halılara vuruyor, çay fincanlarıyla iyice parlatılmış çaydanlığın kenarlarını ışıldatıyordu. Hoş bir resim gibi olan Bayan Bird masanın düzenlenişini denetliyordu; Nuh Tufanı’ndan beri anneleri anlatılmaz oyunları ve yaramazlıkları ile coşarak şaşırtan birkaç neşeli çocuğa zaman zaman uyarı niteliğinde sözlerle karışıyordu.
“Tom, kapı tokmağını bırak, bir adam var! Mary! Mary! Kedinin kuyruğunu çekme, zavallı pisicik! Jim, masaya tırmanmamalısın, hayır, hayır! Bilemezsin canım, bu gece seni burada görmek hepimiz için bir sürpriz!” dedi, sonunda kocasına bir şeyler söylemek için bir fırsat bulduğunda.
“Evet, evet, bir koşu gelip geceyi evde geçirip evde biraz rahat ederim diye düşündüm. Ölesiye yorgunum ve başım ağrıyor!”
Bayan Bird yarı açık bir dolapta duran kâfur şişesine bir göz atarak ona el atmayı düşündü ama kocası karşı çıktı.
“Hayır, hayır, Mary, doktorluk yapma! İstediğim şey sıcak bir bardak çay ve biraz evimizin güzel havasını almak. Bu yasa yapma işi çok yorucu!”
Senatör ülkeye karşı fedakârlık etmiş olma fikri hoşuna gitmiş olarak gülümsedi.
“Eh.” dedi karısı, çay masası işi yavaşlayınca. “Senato’da neler yapıyordun?”
Tatlı, ufak tefek Bayan Bird’ün eyalet meclisinde neler olduğu konusunda kafasını yorduğunu düşünmek oldukça alışılmadık bir şeydi, yeterince kendi işi olduğunu düşünmek daha akıllıcaydı. Bu yüzden Bay Bird gözlerini şaşkınlıkla açtı ve şöyle dedi:
“Önemli bir şey değil.”
“Eh ama insanların yeni gelen şu zavallı zencilere yiyecek içecek vermesini yasaklayan bir yasa getirdikleri doğru mu? Böyle bir yasadan söz edildiğini duydum ama hiçbir Hristiyan millet meclisi üyesinin bunu geçireceğini düşünmedim!”
“Ne oluyor, Mary, birden politikacı kesildin.”
“Hayır, saçmalama! Sizin o politikanıza genelde pek önem vermem ama bu bence büsbütün zalimce ve Hristiyanlık dışı. Umarım canım, böyle yasalar gelmemiştir.”
“Kentucky’den gelen kölelere yardımı yasaklayan bir yasa geçti canım; bunun çoğu düşüncesiz kölelik karşıtları tarafından yapıldı, Kentucky’deki din kardeşlerimiz çok heyecanlandılar ve gerekli görüldü, Hristiyan ve iyiliksever olsun olmasın, heyecanı yatıştırmak için eyaletimiz bir şeyler yapmalıydı.”
“Peki yasa ne diyor? Bu zavallı yaratıkları bir gece barındırmamızı yasaklamıyor, değil mi, onlara sıcak bir yemek ve birkaç eski giyecek vermemizi ve onları sessizce kendi işlerine yollamamızı?”
“Evet, canım; bu biliyorsun ki yardım etmeye ve suç ortaklığına girer.”
Bayan Bird çekingen, yüzü hemen kızaran kısa boylu bir kadındı. Boyu bir metreden biraz fazla, yumuşak mavi gözlü ve şeftali tenliydi, dünyadaki en nazik, en tatlı sese sahipti; cesaretine gelince, orta boylu bir baba hindinin ilk bağırışında onu bozguna uğrattığı biliniyordu ve orta hâlli sadık bir ev köpeği sadece dişini göstererek ona boyun eğdirirdi. Kocası ve çocukları onun tüm dünyasıydı ve onları emir veya tartışmadan çok rica ve ikna ile yönetirdi. Onu harekete geçirmeye gücü yeten tek bir şey vardı ve o tahrik onun olağanüstü nazik ve sempatik doğasına rağmen çıkardı. Zalimce herhangi bir şey doğasının genelde yumuşak havasına göre korkutucu ve esrarengiz bir şekilde onu hırslandırırdı. Genelde bütün annelerin en hoşgörülüsü ve en kolay bir şey isteneniydi, yine de oğulları ondan şiddetli bir dayak yediklerini unutulmaz şekilde hatırlıyorlardı çünkü oğullarının çevredeki terbiyesiz oğlanlarla bir olup savunmasız bir kedi yavrusunu taşladıklarını öğrenmişti.
“Size söyleyeyim.” derdi Efendi Bill. “O zaman korktum. Annem bana doğru geldiğinde çıldırdığını sandım, beni dayaktan geçirdi ve yemek yemeden yatağa devrildim, daha ne olduğunu bile anlamamıştım. Sonra annemin kapının dışında ağladığını duydum ve bu beni her şeyden daha beter etti. Size söyleyeyim.” derdi. “Biz oğlanlar bir daha kedilere taş atmadık!”
Şimdiki duruma gelince, Bayan Bird kıpkırmızı yanaklarla çabucak ayağa kalktı, genel görüntüsü oldukça değişmişti ve kararlı bir havayla kocasına yürüyüp kati bir tonla şöyle dedi:
“John, şimdi bilmek istiyorum, böyle bir yasanın doğru ve Hristiyanlığa uygun olduğunu düşünüyor musun?”
“Eğer öyle olduğunu söylersem beni vurma Mary!”
“Senden hiç böyle bir şey beklemem, John; oy vermedin değil mi?”
“Verdim, benim güzel politikacım.”
“Kendinden utanmalısın, John! Zavallı, evsiz, barksız yaratıklar! Utanç verici, kötü ve berbat bir yasa, ilk fırsatta onu çiğneyeceğim; umarım bir fırsatım
“Ama Mary, beni dinle. Senin duyguların oldukça doğru canım ve ilginç, seni bunlar için seviyorum ama canım duygularımız yargılarımızı etkilememeli; bunun kişisel duygular olduğunu anlamalısın, burada toplumun çıkarı söz konusu ki toplumsal çalkalanma arttığı için kişisel duygularımızı bir kenara koymalıyız.”
“John, politikayı bilmiyorum ama İncil’imi okuyabiliyorum ve orada diyor ki açları doyur, çıplakları giydir ve yalnızları rahatlat, benim de izlemek istediğim bu İncil.”
“Ama öyle durumlar vardır ki senin bu yaptıkların büyük bir toplumsal kötülük ortaya çıkarır…”
“Tanrı’ya itaat asla toplumsal kötülük getirmez. Öyle olduğunu biliyorum. Her şeyden çok