Анонимный автор – Doğumunun 100. Yılında Cengiz Dağcı'ya Armağan (страница 14)
• Cengiz Dağcı, bir insan ömrüne sığmayacak kadar çileli hayatına rağmen Türk edebiyatının en büyük yazarlarından biri olmayı başarmıştır. O eserlerinde Kırım’ı, Kırım’ın yakın ve uzak tarihini, Türkistan’ı, parçalanıp birbiriyle irtibatı kesilen Türk ellerini tek tek dile getirmiştir.
Onun eserlerinin kabul görmesinde, beğenilip okunmasında eserlerinin konularını oluşturan tarihî gerçeklik kadar kullandığı dilin de rolü büyüktür. Dağcı, eserlerinde bağımsızlığın ve özgürlüğün önemini, yurt ve vatan sevgisini aşılamak ve gelecek kuşaklara taşımak için son derece anlaşılır bir dil kullanmış; (kimi yazarlar gibi) dil vasıtasıyla okuyucusuyla kendi arasına mesafe koymamıştır. Yani o, sanat adına, edebiyat adına hayatın gerçeğini ve dünyanın gözleri önünde sergilenen bir dramı görmezden gelmemiş; üzerine düşeni ziyadesiyle yerine getirmiştir. O, iletmek istediği mesajı öne çıkarmak istediği için Türkçeyi en yalın ve en anlaşılır şekilde kullanmayı tercih etmiştir. Ancak yine de Dağcı’nın eserleri son derece zengin bir söz varlığına ve çeşitliliğine sahiptir. Onun eserlerinde geçen hayatın her alanına ait sözcükler, sözcük grupları, özel adlar, farklı disiplinlere ait terimler, deyimler, kalıplaşmış dil ögeleri… üzerinde ayrı bir araştırma ve inceleme yapmayı gerektirecek niteliktedir. Dağcı’nın eserleri söz varlığı açısından konunun uzmanları tarafından ele alınmalı ve bunların bir sözlüğü oluşturulmalıdır.
• Cengiz Dağcı ata dede topraklarından uzakta yaşamak zorunda kalmasına rağmen eserlerini Türkçe (Türkiye Türkçesiyle) yazmıştır. Onun eserlerinin yalnızca bir kaçının farklı dillere çevrildiği bilinmektedir. Ancak bu yeterli değildir. Dağcı’nın kendisinin de eserlerinin de yaşadığı yıllarda Türkiye’de ve Türk dünyasında hak ettiği değeri yeterince gördüğü de söylenemez. Dağcı’nın eserleri Türk lehçelerine aktarılmalı; yaygın dünya dillerine (Rusça, İngilizce, Fransızca, Almanca, Arapça) çevrilmelidir.
• Cengiz Dağcı ile ilgili bugüne kadar bazı anma programlarının, sempozyumların ve panellerin yapıldığı bilinmektedir. Bunların hepsi de birbirinden anlamlıdır ancak yeterli değildir. UNESCO ile irtibata geçip (Türkiye’deki ve Türk dünyasındaki) ilgili kurum ve kuruluşların (YÖK [üniversiteler, enstitüler, merkezler], Türk Üniversiteler Birliği, Türk Konseyi, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu [TDK, TTK, Atatürk Kültür Merkezi], TİKA, TÜRKSOY, Yunus Emre Enstitüsü, TÜBA, Türk Akademisi, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Maarif Vakfı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı) paydaşlığında 2020 yılının Cengiz Dağcı yılı olarak kutlanabilmesi için çalışmalara başlanmalıdır.
• Biz Türk milleti olarak değerlerinin farkında olmayan, değerlerinin kıymetini bilmeyen (veya değerlerinin kıymetini geç anlayan) bir yapıya sahibiz. Yılmaz bir dava adamı olan Cengiz Dağcı’nın değerini de çok bildiğimiz söylenemez. Nitekim pek çok kimse onun eserlerinin kıymetini ve vermek istediği mesajın önemini ölümünden sonra ancak anlayabilmiştir. Dağcı’nın hem adını ve misyonunu yaşatmak hem de ona olan vefa borcunu yerine getirmek için Türkiye’deki ve Türk dünyasının farklı bölgelerindeki bazı eğitim kurumlarına onun adı mutlaka verilmelidir.
• Cengiz Dağcı’nın eserlerinde vermek istediği mesaj iyi anlaşılmalı; başta Kırım olmak üzere bütün esir Türk ellerinin özgürlüğü ve bağımsızlığı için uluslararası alanda mücadele verilmelidir. Bu bağlamda bütün Türk boy ve toplulukları Kırım Tatarları olmadan Kırım’ın; Azerbaycan Türkleri olmadan Karabağ’ın; Ahıska Türkleri olmadan Ahıska’nın; Uygurlar olmadan da Doğu Türkistan’ın viran olacağını / harabeye döneceğini unutmamalıdırlar (Gökdağ, 2015: 659).
• Türk boy ve topluluklarının tekrar aynı acıları yaşamamaları; birbirlerinin yaşadıklarına kayıtsız kalmamaları; yaşadıkları veya yaşamak zorunda kaldıkları yerlerde farklı sebeplerle asimile olmaları; dillerini, dinleri, etnik ve kültürel kimliklerini kaybetmemeleri için kısacası Türk dünyasının birliği, bütünlüğü, mutluluğu, huzuru ve başarısı için ortak akıl ortak davranışa dönüştürmeli; “Türk Dünyası Vatandaşlığı Projesi” (Alyılmaz; 2015: 69-76; Alyılmaz, 2015: 77-85) hayata geçirilmeli; en azından Gaspıralı İsmail Bey’in gösterdiği hedef doğrultusunda “
KAYNAKÇA
AKÇORAKLI, O- OTAR, I (1996) Kırım’da Tatar Damgaları, Haz. Ü. SEL., Ankara.
ALYILMAZ, C. (2005)
ALYILMAZ, C. (2010) “Türk Kültürünün Oluşumunda Damgaların Rolü”,
ALYILMAZ, C. (2010) “Kipchak Marker in Qobustan”
ALYILMAZ, C. (2015) “Türk Dünyası Vatandaşlığına Doğru”
ALYILMAZ, C. (2016)
ALYILMAZ, S. (2003)
ALYILMAZ, S. (2015) “Türk Dünyası Vatandaşlığı Projesi”
DAĞCI, C. (1997)
DAĞCI, C. (2017)
DAĞCI, C. (2017)
DAĞCI, C. (2018)
DEVLET, N. (2011) “Cengiz Dağcı’nın Yetiştiği Çevre ve 20. Yüzyılda Kırım Tatarları”,
FİSHER, A. (2009)
GOWING, T. (2005)
GÖKDAĞ, B. A. (2015) “Ahıska Türk Edebiyatında Vatan”,
İNALCIK, H. (2004)
KARATAY, Z. (2017) “Cengiz Dağcı ile Kesişen Hayat Yolculuğum”
KEFELİ, E. (2017) “Cengiz Dağcı’nın Okumaları: Yansılar’dan Yansıyanlar”,
KIRIMLI, H. (1996)
KLYAŞTORNIY, S. G. (2018)
KOCAKAPLAN, İ. (2012)
MERT, O. – YAKAR, M. (2012) “Valeh Hacılar’ın “Qıpçaq Çölü” Adlı Şiirinin Kültürel Ögeler Açısından Değerlendirilmesi”,
ORHANOĞLU, H. (2017) “Yurdunu Arayan Adam’da Anlatmanın Gerçeklik Kaygısı”
ÖZCAN, K. (2005) “II. Dünya Savaşı Sırasında Kırım Türklerinin Almanlarla İlişkileri Meselesi Üzerine”,
ÖZCAN, K. (2005) “Kırım Hanlığının Kuruluş Süreci: Yarımadada Tatar Hâkimiyetinin Tesisi”,
SAYDAM, A. (1997)
ŞAHİN, H. (2018)
ŞAHİN, İ. (1996)
ŞAHİN, İ. (1996) “Cengiz Dağcı’nın Eserlerinde Neden / Nedensizlik Dili”,
ŞİROKORAD, A. B. (2009)
VALEHOĞLU, F. (2008) “Gırım Savaşı ve Garapapaglar
Onlar da İnsandı’da Toplumsal Güven Yitimi
Fırat Ender Koçyiğit12
GİRİŞ – TOPLUMSAL GÜVEN
“Güven”, Türk Dil Kurumunca “Korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma duygusu, itimat” olarak tanımlanmıştır. Güven duygusu, diğer insanlara ne kadar inanıp ne kadar şüphe duyacağı, bir insanın karakterini oluşturan ögelerden biridir. Bunun yanında güven, bireylerin birbirlerine bağlanıp bir toplum oluşturmasının da anahtarıdır. Alman sosyolojisinin kurucularından Georg Simmel, güven kavramını “toplumu bir araya getiren en önemli kuvvetlerden biri” olarak tanımlar (Möllering, 2001: 318). İnsanların birbirine ne kadar güvendikleri, bir toplumun gelişmişliğini etkileyen en önemli etkenlerden biridir. Toplumsal güvenin toplumun refahına etkisi güvenlik, ekonomi ve siyaset olmak üzere üç yönde incelenebilir.