Анонимный автор – Doğumunun 100. Yılında Cengiz Dağcı'ya Armağan (страница 13)
türük begler bodun bunı eşiding türük bodun tirip il tutsıkıngın bunta urtum yangılıp ölsikingin yime bunta urtum:
küregüngin üçün igidmiş bilge kaganıngın ermiş barmış edgü ilinge kentü yangıltıg yablak kigürtüg yaraklıg kantan kelip yanya iltdi süngüglüg kantan kelipen süre iltdi ıduk ötüken yir bodun bardıg ilgerü barıgma bardıg kuurıgaru barıgma bardıg barduk yirde edgüg ol erinç kanıng subça yügürti süngüküng tagça yatdı beglik urı oglung kul boltı işilik kıız oglung küng boltı bilmedük üçün yablakıngın üçün eçim kagan uça bardı:
anta kisre inisi kagan bolmış erinç oglıtı kagan bolmış erinç anta kisre inisi eçisin teg kılınmaduk erinç oglı kangın teg kılınmaduk erinç biligsiz kağan olurmış erinç yablak kağan olurmış erinç buyrukı yime biligsiz [ermiş] erinç yablak ermiş erinç begleri bodunı tüzsüz üçün tabgaç bodun tebliğin kürlüg[in] üçün armakçısın üçün inili eçili kikşürtükin üçün begli bodunlıg yongaşurtukın üçün türük bodun illedük ilin ıçgınu ıdmış kaganladuk kağanın yitirü ıdmış tabgaç bodunka beglik urı oglın kul boltı eşilik kız oglın küng boltı türük begler türük atın ıt[t]ı tabgaçkı begler tabgaç atın tutupan tabgaç kaganka körmiş el[l]ig yıl işig küçüg birmiş:
Üzerinden bin değil binlerce yıl geçse de tarihin değiştiremediği bir gerçek vardır. O da şudur: Üzerinde yaşanan ve “değer” anlayışları yalnızca “meta” olan güçlülerin dünyasında kaybedilen her şeyi telafi etmek (onlara rağmen) mümkündür; ancak kaybedilen toprakları / yurtları geri almak çok zordur; onun uğrunda yitip giden canları geri getirmek ise hiçbir şekilde mümkün değildir.
türük kara kamag bodun anca timiş: illig bodun ertim ilim amtı kanı kimke ilig kazganur men tir ermiş kaganlıg bodun ertim kaganım kanı ne kaganka işig küçüg birür men tir ermiş ança tip tabgaç kaganka yagı bolmış yagı bolup itinü yaratunu umaduk yana içikmiş bunca işig küçük birtükgerü sakınmatı türük bodun ölüreyin urugsıratayın tir ermiş yokadu barır ermiş:
“Kalk” diyor içimdeki
“
Sen kimsin
“Kalk, gidelim.”
“Nereye?”
“Yarınların bağına” diyor içimdeki
Yurtlarını kaybedenler, karşılığında neyi kazanırlarsa kazansınlar (eğer kaybettikleri yurdun gerçek sahibi iseler), kazandıkları hiçbir şey onlara kaybettiklerini unutturamaz ve onun eksikliğini gideremez. Topraklarını / yurtlarını kaybedenlerin acısı yalnız ve yalnız “Ana” olarak gördükleri yurtlarına / vatanlarına kavuştuklarında, onun koynunda huzur bulduklarında, “Ana dili”ni özgürce konuştuklarında diner. Başkalarının yurtlarında alınan hava, sürülen sefa ve yaşanan özgürlük “ölüm öncesi yaşanan iyileşme”ye benzer. Dağcı’nın şu satırları bu bağlamda çok anlamlıdır:
Bitti. Esirlik yılları bitti artık. Ömrümde ilk defa hür hissediyorum kendimi. Hür insanların yaşadığı topraklardayım. Ölüm korkusu, işkence korkusu bıraktı yakamı.
Yıllarca peşinde koştuğum hürriyete kavuştum ama içim neden kapalı? Kendimi bildiğim anda kaybettiğim yaşama sevincine neden kavuşamadım yeniden?
Yurdunu kaybeden adam için hürriyetin bile bir manası kalmadığını şimdi anlıyorum. İçinde doğduğum, gülüp oynadığım yerlerde benim dilim konuşulmuyor artık. Bir zamanlar o topraklarda dilimi konuşan insanların ne olduklarını da bilmiyorum.
Son fırtına ağacı devirdi. Bizler, uçurduğu birkaç yaprak, boşlukta yolunu şaşırmış, ümitsiz ve şaşkın, meçhul bir geleceğe doğru yalpa vurup duruyoruz (Dağcı, 2017: 256).
Analarından ayrı düşmüş olanların, öksüz ve garip kalanların yaraları sağalmaz; acıları dinmez; içlerindeki “ben” de hiçbir zaman susmaz. Ben, yurtlarını kaybedenlere, yad elleri mesken tutanlara, anasız çocuklara sürekli kim olduklarını, analarını, babalarını, kanayan yaralarını hatırlatıp durur:
“Hayatta senin gördüğün her şeyi Regina gerçekten gördü mü?”
Ses etmedim.
Ama.
Başka
…
Yaram söz konusu oldu mu sen gelirsin aklıma, Anne. Sen de yaralıydın. Senin yaran benimkinden farksız yaraydı. Tek fark senin yaran öldürücü bir yara oldu, benim yaramsa, tersine içimdeki
Cengiz Dağcı’nın içindeki “ben”, onun ve onun gibi bütün yurdunu kaybedenlerin yaralarını sürekli tazeledi ve acılarını artırdı. O, ömrünün son anına / son nefesine kadar Kırım’ın ve Türkistan’ın kurtuluşu, bağımsızlığı ve özgürlüğü için yazdı ve konuştu:
Şimdiye kadar yaşadığım hayatın acılarını unutacağım. Türkistan ve istiklâl uğrunda yaşayacağım; savaşacağım, öleceğim. Bu kutsal gaye şimdiden sonra, hayatımın ufuklarında bir yıldız gibi parlayacak. Yorgunum, ama son nefesime kadar, son damla kanıma kadar… (Dağcı, 2018: 244).
Dağcı, yarası kapanmadan 22 Eylül 2011 tarihinde hayata gözlerini kapadı; onun ruhu da bedeni de 02 Ekim 2011 tarihinde doğduğu topraklarla / Kızıltaş’la buluştu. Ancak onun içindeki
Onun içindeki
Sonuç ve öneriler:
• Bünyelerinde ait oldukları milletlerin ve toplumların karakteristik özelliklerini barındıran değerler onların parmak izleri gibidirler (Şahin, 2018: 383). Cengiz Dağcı’nın eserleri de hem Türk milletine ait değerleri hem de evrensel değerleri bünyelerinde barındırmaktadırlar. Cengiz Dağcı’nın eserlerindeki değerlerin eğitim süreçlerine yansıtılması, eserlerinin konuyla ilgili derslerde okutulması Türkiye ve Türk dünyası için zaruret arz etmektedir. Nitekim Cengiz Dağcı, eserlerinde Kırım’da ve Türkistan coğrafyasında yaşanan acıları, göz ardı edilip unutturulmaya çalışılan tarihî gerçekleri, millî, manevi ve evrensel değerleri sanatı, sanatın dilini ve inceliklerini de en güzel şekilde kullanarak dikkatlere sunmuştur. Dağcı’nın eserlerini değerler eğitimi açısından araştırıp inceleyen eserler yazılmalı; yüksek lisans ve doktora tezleri hazırlanmalıdır.