Анонимный автор – Doğumunun 100. Yılında Cengiz Dağcı'ya Armağan (страница 12)
Merhum Valeh Hacılar, akademisyen bir şairdir. Onun yazdığı bilimsel içerikli eserleri gibi şiirlerinin büyük bölümü de Türk yaşayış ve inanışı, Türk tarihi ile ilgilidir (Alyılmaz, 2003).
Valeh Hacılar’ın şiirinde Kıpçakları konu etmesi ve şiirine başlık olarak da ‘Kıpçak Çölü’ adını koyması tesadüfi değildir. Nitekim o, şiirine ‘Kıpçak Çölü’ adını koyarak daha ilk andan itibaren âdeta okuyucuyu geçmişe dönmeye ve Kıpçak coğrafyasını ve orada yaşananları hatırlamaya / öğrenmeye davet etmiştir. Sahibi olmayan, hâkim olunamayan, üzerinde bayrak dalgalanmayan, atları kişnemeyen, yiğitleri kükremeyen, gelinlik kızları salınmayan mekânlara / yerlere, yurtlara bütün Türk boyları gibi Karapapak Türkleri de “çöl” demektedirler. Bu kültürel algıyı çok iyi bilen Valeh Hacılar, eskiden Kıpçaklara aitken şimdi başkalarına yar olan / yurt olan mekânı / vatanı “çöl” olarak nitelendirmektedir (Mert ve Yakar, 2012: 338).
Cengiz Dağcı tarafından “O Topraklar Bizimdi” kavram işaretiyle karşılanan; onun eserlerinin büyük bölümünün konusu oluşturan ana yurt / baba ocağı Valeh Hacılar’ın Kıpçak Çölü olarak adlandırdığı Kıpçak Ülkesi’nin yalnızca bir parçasını oluşturmaktaydı. Hacılar, şiire başlamadan şiirinin başlığının hemen altında “Gıpçaglar Azov – Hezer, Dunay – Volga arası “Deşti-i Gıpçag” (“Gıpçag Çölü”) adlanan géniş bir coğrafi eraziye sahib idiler
Ünlü tarih ve dil araştırmacı Sergey Grigoryeviç Klyaştornıy,
Tarihleri milattan öncesine uzanan Kıpçakların 8 – 10. yüzyıllarda Kimekler ile önce Altaylar’da, İrtiş çevresinde ve Doğu Kazakistan’da sonra ise Urallar’da ve merkezi Kazakistan’da hüküm sürmeleri bu büyük bozkır bölgesinin belirleyici unsuru olmuştur. Kimek Devleti’nin çöküşü ve Kıpçakların batıya yönelmesi, Aral Denizi ve İtil bölgesinde (10. yüzyılın ikinci yarısı ile 11. yüzyılın ilk yarısı) Kimek – Kıpçak iskânının yeni bir aşamasını başlatır. Nihayet 11. yüzyılın ortaları ile 12. yüzyılın başlarından Moğol devrinin sonuna kadar devam eden Kıpçak göçleri, Kıpçaklar ile yakınları Kuman / Polovets boylarını beş ana grupta biçimlendirir: Altay – Sibir Grubu, Kazakistan – Ural Bölgesi Grubu (Saksin yani İtil – Yayık olarak adlandırılan Grup), Don Grubu (Ön Kafkas Alt Grubu), Dnyeper Grubu (Kırım Alt Grubu), Tuna Grubu (Balkan Alt Grubu). Kıpçakların yalnızca belirtilen yerlerde değil; Fergana ve Doğu Türkistan bölgelerinde de yaşadıkları bilinmektedir (Klyaştornıy, 2018: 167).
Kıpçakların tarihlerinden, Kıpçak, genelde Kuman – Kıpçak olarak adlandırılan Türk boy ve topluluklarının kardeşliğinden ve birlikteliğinden bugün dünyanın farklı bölgelerinde yaşamak zorunda kalan (bir kısmı da ne yazık ki etnik ve kültürel kimliklerini kaybeden) varisleri acaba ne kadar haberdardır? Bugün kaç Tatar, kaç Kazak veya kaç Kırgız genci Kıpçak soylu olduğunun bilincindedir? Kırım Tatarlarının bayraklarında bulanan “Gobu” damganın aslını, adını ve anlamını; bu damganın yalnız Kırım Tatarlarının değil bütün Kıpçakların ortak damgası olduğunu; bütün Türkleri ilgilendirdiğini Türk dünyasının farklı bölgelerinde yaşayan kaç Türk genci (daha da ileri giderek kaç bilim adamı) bilmektedir?
Foto 3: Üzerinde “Gobu” damgayı barındıran bir mezar taşının görüntüsü (Büyük Taş Bölgesi / Gobustan / Azerbaycan; Alyılmaz, 2016: 612.
Foto 4: Karaçi Kervansarayı’nın (Azerbaycan) duvarlarından birinin üzerindeki “Gobu” damganın, “Kıpçak” damganın vd. görüntüsü (Alyılmaz, 2016: 617).
Kıpçakların ana damgalarından olan ve tarak damga olarak adlandırılan damga, gobu damganın üst tarafının tarihî süreçte kullanılmaması sonucunda oluşmuştur (Alyılmaz, 2010:117-124; Alyılmaz, 2016: 617).
Foto 5: Gobu damgadan tarak damgaya geçişi gösteren tablo (Tasarım: Levent ALYAP)
Foto 6: Üzerinde “Gobu” damga, “Kıpçak” damga vd. Türk damgalarını barındıran kaya kütlesinin görüntüsü (Tamgalı Taş; Kazakistan; Alyılmaz, 2016: 603).
Foto 7: Aralarında Gobu” damga ve “Kıpçak” damganın da bulunduğu Kırım’daki mezar taşlarının üzerinde yer alan bazı damgaların görüntüsü
(Akçokraklı ve Otar 1996, 17; Alyılmaz, 2016: 620)
Dosta düşmana karşı birlik bütünlük içinde ol(a)mayanlar, birbirlerine sahip çık(a)mayanlar, çıkarları yüzünden bile isteye soyundan sopundan ayrı yaşamayı tercih edenler, bir türlü kendi olmayı başaramayanlar hem kendilerine hem de içinden çıktıkları / mensubu oldukları toplumlara ve milletlere zarar vermişlerdir. Ne yazık ki Türk boy ve toplulukları tarihin ilk dönemlerinden beri pek çok kez bu zafiyeti göstermişler; birlik bütünlük içinde yaşamayı becerememişler; başkalarına karşı ortak strateji geliştirip ortak tavır ortaya koyamamışlar; sonuçta da hem yurtlarını hem de özgürlüklerini kaybetmişlerdir. Oysa bu gerçeğin farkında olan Bilge Kağan, yaklaşık 1300 yıl öncesinde Türk boy ve topluluklarını şu cümlelerle uyarmıştır:
altun kümüş işgiti kutay bungsuz ança birür tabgaç bodun sabı süçig agısı yımşak ermiş süçig sabın yımşak agın arıp ırak bodunug ança yagutır ermiş yagru kontukda kisre anyıg bilig anta