реклама
Бургер менюБургер меню

Анонимный автор – Doğumunun 100. Yılında Cengiz Dağcı'ya Armağan (страница 16)

18

Kala Mala ve İvan, köydeki yüksek güven ortamından faydalanırlar. Bekir’in bu insanlara kalacak yer ve iş vermesi, ancak onun yetiştiği yüksek güven ortamında edindiği değerlerle mümkün olmuştur. Kala Mala ve İvan bu durumu erdemli bir davranış olarak görüp köyün değerlerini benimseme yoluna gitmezler. Aksine; çok farklı bir sosyal ortamdan gelen; etnik, dinî ve kültürel bakımdan Kızıltaşlılardan ayrılan bu ikili, Bekir’in kendilerine güvenini zayıflık olarak görür. Köydeki yüksek toplumsal güven ortamı en temel güvenlik önlemlerinin bile alınmamasına neden olmuş; böylelikle etik kaygıları olmayan hatta sosyopatik karakterdeki bu ikilinin kötücül eylemlerini rahatlıkla gerçekleştirebilmesinin önü açılmıştır. Öyleyse köydeki yüksek toplumsal güven ortamının, kendi yokoluşunun tohumlarını taşıdığı söylenebilir; zira başka insanlara kayıtsız bir biçimde güvenmek ancak bu insanlar da aynı toplumun parçası olduğu, aynı değerleri taşıdığı müddetçe mümkündür. Kala Mala ve İvan gibi yabancılar, toplumun değerlerinden uzak fırsatçılardır.

Yabancıların köydeki huzuru bozması ilkin mal güvenliğinin kaybolmasıyla başlar. Kala Mala, tecrübeli bir hırsızdır. Başlarda tam anlaşılamayan hırsızlıklar yol inşaatı gibi nedenlerle köye daha fazla yabancının gelmesiyle ayyuka çıkar. Köylüler kümeslerini kilitlemek, köpek beslemek gibi önlemler alırlar. Irz güvenliğinin bozulması ise ikinci büyük darbe olur. Bekir’in güvenerek evine aldığı ve her türlü kolaylığı sağladığı İvan, Bekir’in kızı Ayşe’ye tecavüz etmeye yeltenir. Son olaraksa köydeki can güvenliği yok olur. İvan, Ayşe’nin kocası Remzi’yi kaza süsü vererek öldürür.

Kala Mala ve İvan, yalnızca kendi davranışlarıyla köyün huzurunu bozmakla kalmazlar. Tıpkı bir avın yerini sürünün diğer üyeleriyle paylaşan yırtıcı hayvanlar gibi, İvan da köyün zenginliğini başka Ruslarla paylaşır. Köy, Rusların çoğunlukta olduğu, Rusların devletine bağlı, Rus karakteristiğinde bir yerleşim birimine dönüşür. Köyü güvenli ve zengin kalan bütün unsurlar yok olur. Bu açıdan roman, örtük bir istila romanıdır. Yabancılar gelir, sayısal çoğunluğu ele geçirir, yönetimi değiştirir, kendi değerlerini hâkim kılar ve son olarak toprağın asıl sahiplerini elimine ederler.

Yüksek güvenle etnik birlik arasında doğrudan ilişki vardır. Etnik çeşitlilik arttıkça, toplumsal güven düzeyi düşer. Öyle ki etnik açıdan çeşitli toplumda yaşayan bireylerin kendi etnik grubundan olan bireylere karşı güveni bile azalır. Dolayısıyla yoğun göç, bir toplumun güven seviyesini düşürmenin en etkili yollarından biridir. Profesör Putnam, bu durumu ABD’nin eyaletleri üzerinde yaptığı çalışmalarla ispatlamış; daha az göç alan ve etnik açıdan daha bütüncül bir yapı arz eden eyaletlerde toplumsal güvenin daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur. (Putnam, 2007) Sovyet rejimi, Kızıltaş köyündeki toplumsal güveni yok etmek için etnik yapıyı bozmuş, göçü bir silah olarak kullanmıştır.

Sovyet rejiminin Kızıltaş’taki toplumsal güven ortamını yok etmesinin kısa ve uzun vadeli olmak üzere iki ana sonucu vardır. Kısa vadede sonuç, Sovyetlerin lehine ve onların arzu ettiği gibidir. Köydeki gelenekçi yapı, Sovyet rejiminin bu köyde yerleşmesine elverişli değildir. Bu yapının bozulması, devrimin oturması için bir gerekliliktir. Üstelik işbirliği seviyesi oldukça yüksek olan bu toplum, asimilasyona kararlı bir biçimde direneceği için rejime karşı her daim bir tehdit olagelecektir. Bununla birlikte uzun vadede bu durum, Sovyetlerin aleyhine sonuçlanmıştır. İşbirliği yüksek, ahlaklı ve çalışkan toplumların yok edilip tarımsal üretim noktalarının aralarında güçlü bağlar olmayan, aidiyet duygusundan yoksun, çıkarcı kimselerce doldurulması ekonomik kaynakların kullanımında büyük bir verimsizliğe yol açmıştır. Bu durum, SSCB’nin devasa doğal kaynaklarına rağmen birçok kez kıtlıkla boğuşmasının, hayat standardının düşük olmasının başlıca nedenlerinden biridir. SSCB’nin geleneksel yapıyı yok etme ısrarı 1930’lu yıllarda Ukrayna’da yaşanan ve milyonlarca insanın ölümüne neden olan büyük kıtlık, Holodomor, gibi insanlık felaketleriyle sonuçlanmıştır. Sovyet rejiminin yarattığı yeni insan tipi, sosyolog Aleksandr Zinovyev tarafından “Homo Sovieticus” terimiyle karşılanır. “Homo Sovieticus’un öne çıkan özellikleri arasında alkolizm, mülkiyete saygısızlık, kişisel sorumluluktan kaçınma, yalnızca göz boyamak için çalışma gibi olumsuzluklar yer alır. (Zinoviev, 1986) Bu, SSCB’nin insan sermayesi bakımından geride kalması ve nihayetinde Soğuk Savaş’ı kaybedip parçalanmasının temel nedenini teşkil eder. Sovyet bakiyesi ülkeler günümüzde bile bu sorunun üstesinden gelmeye çalışmaktadır.

SONUÇ

1917 – 1991 yıllarında dünya siyasetine yön veren en büyük güç odaklarından biri olan SSCB, toplumsal açıdan insanlık tarihinde benzerine az rastlanır bir toplum mühendisliği deneyine de sahne olmuştur. Kırım Türk edebiyatının büyük ismi Cengiz Dağcı, Onlar da İnsandı romanında bir Türk köyünün 1920’li yıllarda yaşadığı hızlı dönüşümü, ahlakî erozyonu ortaya koyarak bu devasa deney için bir vaka analizi örneği sunar. Romanın adının da ima ettiği şekilde Dağcı, Sovyet devlet aygıtının hesaplarının, işleyişinin “insan” faktörünü nasıl hiçe saydığını gözler önüne serer. Dağcı’nın bu eseri yalnızca Kırım Türklerinin trajedisinin değil, aynı zamanda SSCB idaresi altında yaşayan, rejim için bir tehdit olarak algılanan bütün toplumların ve bireylerin trajedisinin bir anlatımıdır. Tarih, Cengiz Dağcı’yı haklı çıkarmış; insanı hiçe sayan politikalar en nihayetinde SSCB’nin sonunu getirmiştir.

KAYNAKÇA

DAĞCI, C. (2018) Onlar Da İnsandı, 26. bs., Ötüken Neşriyat, İstanbul.

FUKUYAMA, F. (1997) Social Capital, http://gen.lib.rus.ec/book/index.php?md5=-63BA7BADA29FC47AF1F7FC5EC48484B1

GOVİER, T. (1997) Social Trust and Human Communities. McGill-Queen’s Press – MQUP.

HOBBES (Author), T.– TUCK (Editör), R. (1996) Leviathan: Revised student edition (Rev Stu), Cambridge University Press, http://gen.lib.rus.ec/book/index. php?md5=55D88A30FCD5DF5A1FCB993251C56CDF

MESSNER, S. F.– ROSENFELD, R., BAUMER, E. P. (2004) Dimensions of Social Capital and Rates of Criminal Homicide, American Sociological Review, 69(6), 882-903. https://doi.org/10.1177/000312240406900607

MÖLLERİNG, G. (2001) The Nature of Trust: From Georg Simmel to a Theory of Expectation, Interpretation and Suspension, Sociology, 35(2), 403-420. https:// doi.org/10.1177/S0038038501000190

NW, 1615 L. St, Washington, S. 800, & Inquiries, D. 20036 U.-419-4300 | M.-419-4349 | F.-419-4372 | M. (2008, Nisan 15). Where Trust is High, Crime and Corruption are Low | Pew Research Center, http://www.pewglobal. org/2008/04/15/where-trust-is-high-crime-and-corruption-are-low/

ÖZCAN, B.-BJORNSKOV, C. (2011) “Social trust and human development”, The Journal of Socio-Economics, 40(6), 753-762. https://doi.org/10.1016/j. socec.2011.08.007

Putnam, R. D. (2007) E Pluribus Unum: Diversity and Community in the Twenty-first Century The 2006 Johan Skytte Prize Lecture. Scandinavian Political Studies, 30(2), 137-174. https://doi.org/10.1111/j.1467-9477.2007.00176.x

Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlük, http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&arama=kelime&guid=TDK.GTS.5bb1fd179ce0a6.28905115

Zinoviev, A. (1986) Homo Sovieticus (First Edition-First Printing edition), Atlantic Monthly Pr., Boston.

Cengiz Dağcı’nın Söz Varlığı Üzerine

Hatice Şahin13 Ebru Kuybu14

Şair ve yazarlar, edebî eserlerini çoğunlukla kendi ana dilleriyle yaratma yolunu seçerler. Bu, son derece doğal bir durumdur. Ancak Türk dünyası yazar ve şairlerinin bir kısmı bu geleneğin dışında farklı diller ya da Türkçelerle yazmak zorunda kalmışlar ya da yazmayı tercih etmişlerdir. Bu mecburiyet ve tercihlerin ve Türk aydınları üzerindeki yaptırımının ne olduğu, alan araştırmacıları tarafından üzerinde durulan noktalardan biridir.

Cengiz Dağcı, ülkesinde yazmaya başlayan, savaş nedeniyle bu faaliyetine ara verip, savaşın ardından yazamadığı yıllarda tuttuğu notlardan hareketle yazmaya devam eden ve eserlerinin tümünü Türkiye Türkçesiyle yayımlayan bir Kırımlı Türk yazarıdır.

Yazarın, eserlerinde kullandığı dil üzerinde konuşabilmek için bazı noktaları göz önünde bulundurmak ve buna göre değerlendirme yapmak son derece gereklidir. Çünkü Dağcı, hayatının ilk yıllarında Kuzey Türkçesine dâhil Kırım Tatar Türkçesini kullanmış, daha sonra da yabancı bir ülkede Türkçenin başka bir koluyla Türkiye Türkçesiyle, yazmak durumunda kalmıştır. Türkiye Türkçesiyle olan yakınlığında gençlik yıllarında aile büyükleri aracılığıyla okuduğu Türk romancıları ve hikâyecilerinin etkisi büyüktür. Yazar, bu etkiyi sağlayan kişiyle – küçük amcası Seyit Ömer Dağcı ile – ilgili olarak eserlerinde bilgiler vermiştir. Söz konusu okumalar, Cengiz Dağcı’nın Türkiye Türkçesiyle yazmaya karar vermesinden itibaren daha da artmıştır. Bununla beraber, Kırım Yalı boyu ağzının Türkiye Türkçesine yakınlığı da onun eserlerinde Türkiye Türkçesini kullanmasını kolaylaştırmıştır.

Kendisiyle ilgili araştırmalardan edinilen ayrıntılara göre yazar, İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşadıklarını kaydettiği defterleri Türkiye Türkçesine aktararak Türkiye’deki yayınevlerine göndermiştir. Ayrıca Korkunç Yıllar ve Yurdunu Kaybeden Adam müsveddelerini de önce Kırım Türkçesiyle yazmış, ardından Türkiye Türkçesine çevirmiştir (Şahin, 2017: 240).