Araba kıpırdamıyor durduğu yerden.
Şoför
Sinirli sinirli
Ellerini dizine vuruyor:
“Benzini az almışım” diyor.
Çalı çırpı topladık
Bir ateş yakalım diye.
Ateş tutuşmuyor.
Şoför el yazma kâğıtlarıma bakıyor
Gözünün ucuyla…
Çıkarıyorum teker teker
Bu balad
Bu şiir
Bu hiciv…
Kibritin titreyen alevinin
Önüne atıyorum.
Tek bir şiir kalıyor ki
Onu yakmayı düşünmediğim gibi
Yayınlamayı da düşünmemişim.
Gözümde kararıyor dünya,
Ateş ister tutuşsun,
İster tutuşmasın;
İster damarlarımda tel gibi
Sertleşsin kanım,
İster ayazda yanayım…
Vermem bu şiiri.
Vermem gönlümün
Kutsal bir köşesindeki
Bazı şiirleri veremeyeceğim gibi.
Duygulandım bir ara
Editörlük yapan ayazın soğuk sözünden…
Anladım insan ne denli yanılırmış…
O kadar şiir arasında
Sadece bir şiirim varmış.
BÜLBÜL’ÜN 38 ANISINA
Ne seni konuşturdu ölüm
Ne bizi,
Söndürdü
Nağmelerle çarpan nabzı.
İnsan denizinde bir kayık gibi
Akıp gitti tabutun.
Ve aniden yükseldi sesin,
Yükseldi,
Söyledi: “Üzüntüyü unutun”
Herkes düşünceye daldı,
Seni dinledi.
Coşup birbirine söyledi binlerce gönül:
Herkes gibi ölümlü Bülbül’ü
Şarkılarla defnediyor ölümsüz Bülbül.
VAN GOGH’UN GÜNEŞİ
Irwing Stoun’un Hayat Teşnesi kitabını okurken
Sabahtan akşama kadar
Dolaştı güneş altında;
Güneşi gördü, doydu,
Fırçasını kudretiyle
Dünyada başka
Yeni
Bir Güneş yaratmak için.
Yaktı varlığını
Güneşin her ışını,
Kavruldu bet benzi.
Döküldü dalga dalga
Göğsüne, başına
Güneşin al denizi.
İçindeki ateş bir tarafta,