Gökteki ateş öteki taraftan…
Korkmadı,
Çekinmedi
Van Gogh bu yangından.
Bakmadı kızgın Güneşin
Alevine,
Közüne…
Topladı bir ucu gökte
Bir ucu yerde olan
Altın ışınları
Kabarmış göğsüne
Kalbine,
Gözüne…
Tutundu ışınlara
Güneşi sürükleyip
Yere getirmek istedi.
Güneşin koynunda
Yanıp yanıp
Yakılmak…
Güneşin koynunda
Bir ebedi
Vefalı
Sakin olmak istedi.
Alıştı tutuştu
Van Gogh.
Bir ucu gözlerinde
Bir ucu gökte olan
Koca evreni dolduran
Ateşi arşa direk
Işınlar arasında…
Renklerin efsanevi
Karmaşık dünyasında.
Görenler düşündüler:
“Yazık, bezmiş hayattan
Kendine zulmediyor.”
Aniden
Çöktü Van Gogh’un
Işığa
Renge susamış
Aç gözlerine
Sanki kutup karanlığı.
Çarpmıştı aşkın
Aleviyle onu Güneş
Kavuşmuştu
Van Gogh’a…
Bir daha ayrılmamak
Uzak olmamak için.
Van Gogh sendeledi
Ellerini uzattı
Güneşin gecesine
Karanlığın göklerine.
Güneşi yakalayıp sevmek
Saklamak arzusuyla.
Düştü sonra Güneşin
Karanlık doruğundan.
Yüzüne su serptiler…
Güneş söner mi suyla?
Fena yanıyordu Van Gogh,
İçi gürültüde kavgada…
Bir güneş tutuşuyordu
Göğsünde göğsü boyda,
Yüzünde yüzü boyda.
Yanmış dudağından
Bazen köz gibi düşen
Sözünde sözü boyda.