Rast geleni kışkırtır ya.
Hastalıklı olur çıkar,
İyi günde gelen yakınlar.
Yakadan tuttuğu gün düşmanlar,
Kendileri it gibi topuklar.
Evde oturur, atıp tutarlar,
Hepsi hatip, gıdaklar,
Avluya çıkıp birinin,
Diğeri sözünü onaylar.
Düşman çok olsa başında,
Biri kalmaz yanı başında.
Yedeklesen, donar kalır ya.
Dışarı çıkınca kendini
Yaddan beter karalar.
Yalvarmakla gün görür,
Yakınını satar haklı görür,
Zar zor bulduğu çözümdür.
Akrabalara kinci
Genç çocuktan beterdi,
Hem aklı yok, hem bildiği,
Geliriyle gideri.
Yakına yanaşıp mal katmaz,
Düşman görse, can katmaz,
Neden sadece bilir ki,
Ağır ile yeğninin
Arasından geçmeyi?
Yoldaşı azıcık şaşırdığında,
Evvela ondan işitirsin ha,
“At üstünde hamile kaldı ya!”
Ağır işle karşılaşsa,
Kırgınlığı konuşulsa,
Küskün olmuşçasına,
Bahane eder boşuna.
Öğrenmez ki birinden,
Yakınarak dolaşır şereften.
Düzelmişse eğer istikbaliniz,
Çevrenizde artar istemeseniz,
Hem güzeliniz, hem zengininiz.
“Falancayı vurayım” diyen,
“Filancayı kırayım” diyen,
Darlıkta sıkıntıya düşen,
Varlıkta yağma eden,
Çok bahadırla dolar çevreniz.
Eğer sözünü dinleseniz,
Kimse kalmaz çevrenizden,
Eğer sözünü dinlemeseniz,
Fesatlaşarak çürür içinden.
Herkesin var ya akrabası,
Hangisi kovmuş düşmanı?
Yağmur yağdığında koynunda,
Güneş vurduğunda boynunda;
Cayılmaz ödev olduktan sonra,
Herkesin gönlü soğur ya…
İyi günde gelen akrabalar,
Sıra beklemez kendi evinde,
Hatip kesilir ya patavatsızlar…
Sıra gelse bilen birine,
Söz bulamaz sıkıntıdan söylemeye.
Şakacı kesilir beceriksizce,
Korkaktır düşmana gelince,
Serbest yerde asabicesine,
Dik başlı kesilir, kükrer işte…
Edep ile ağırbaşlılıkla,
Mizacı tatlı olmaz da,
Sasık mağrur kesilir ya,