Gönlü tamamen umutsuzlaştı.
Tüccar kaçtı bu ülkeden,
Alacaklarını tahsil edemeden…
Ayaktakımı avare dolandı,
Varlıların yanına sığışamadı.
Geçimsizlik oldu halka,
Talandan alı koyamadı.
İnancı olmasa da, andı olan,
Ülke düzeni bozuldu yahu,
Devlet denen töresi bulunan.
Bu gün bile kaygılanan
Kimse yok, utanmadan…
Şiir; sözün padişahı, söz aydınlığı
Şiir; sözün padişahı, söz aydınlığı,
Zorlukla ahenkleştirir dahi olanları.
Dile kolay, yüreğe alev dokunmalı,
Tastamam, usturuplu gelsin etrafı.
Yabancı sözle bulanmışsa laf arası,
Bu, şairin bilgisiz ve çaresiz olması,
Anlatıcı ile dinleyicilerin çoğu cahil,
Bu yurdun, söz tanımaz bir parçası.
Evvela ayet, hadis – sözün en başı,
Kafiyeli ilâhiler gelir dinlenme arası,
Ahengiyle ilgi çekmese okunması,
Niye söylesin onu Elçi’si ile Allah’ı.
Mescitte ulemanın hutbe okuması,
Velilerin münacatı kederli yakarışı,
Bir sözü diğerine uyaklama çabası,
Uğraşır her biri olabildiğince imkânı…
Şiirle, herkesin var ya bir uğraşı,
O zaman olur, söz seçme yarışı,
İçi altın, dışı gümüş sözün asını,
Uyuşturur Kazak’ın hangi balası?
Önceki eski kadıya baksam meraklı,
Deyimlerle anlatırmış, sözleri uyaklı,
Şairleri anlayışı kıt, cahillikten olmalı,
Abuk sabuk şiir yazmış ağıt yakmalı.
Kopuzlu dombıralı kalabalıkta söyler,
Övgü şiiri okur, her birine ithaf eder,
Önüne gelenden şiir ile hayırlar diler,
Yok eder söz kadrini, yurdu gezerler.
Mal için dilini bezer, öz canını kiralar,
Mal ister birini yanıltır, birini büyüler,
Başkasının ülkesinde dilencilik eder,
Ülkesini “zengin” diye över, lanetler.
Nerde zengin farfara oraya gider ayırmaz
O kadar mal alır, yığsa da zengin olamaz.
Kazak için “şiir” dediğin, değerli sayılmaz,
Boş laf görünür sararıp solsa da anlamaz…
Eski yönetici gibi, oturuyorum boş deyimlerle
Eski şair gibi, mal için feryat ediyorum ben de.
Söz düzeldi, dinleyici sen de düzelsene,
Sizlere de gelmek istiyorum, aheste aheste…
El atıp alan “yiğidi” anlatsam, merak uyandırır,
“Kadını”, “bahtı” anlatsam sohbeti koyulaştırır,
Öylesine gün geçirecek laflar zamanımızı alır,
Dinler idin bir sözü bin defa sorarak, anlattırır…
Akıl sözüne ilgisiz, halk geçimsiz,
“İnancım tek ona” der, direnirsiniz,
Kibirlice yiyip gider, başı eğitimsiz,
Kötüleyip anlatsam küsenlersiniz.
Çözüm bulur, çam ağacını yaş dala bağlar,
Herkes yürür, alacağı malın kılıfını hazırlar.
Övgü arayan mal düşkünü, bunu ne anlar,
Seç-seç çıkmasa içinden binde bir adamlar.