Виктор Мари Гюго – Sefiller II. Cilt (страница 25)
İşçi: “Mösyö, sizinle tanışma onuruna sahip olamadım henüz.” diye karşılık verirdi.
İyi giyimli adam ona şöyle derdi: “Evet ama ben seni çok iyi tanıyorum.” Sonra eklerdi: “Kaygılanma, ben komitenin adamıyım. Senin güvenilir biri olmadığını düşünüyorlar, dikkatli ol. Bir şey söyleyecek olursan, gözümüz üzerinde.” Daha sonra işçiyle el sıkışıp oradan ayrılırdı. Köşebaşlarında alesta duran polis sadece meyhanelerde değil, sokaklarda da alışılmadık konuşmaları not ediyordu. Bir dokumacı, ince işler yapan bir marangoza: “Listeye adını hemen yazdır.” diyordu.
“Neden?”
“Çünkü silahlar patlayacak bugünlerde.”
Sersefil kıyafetler içindeki iki yolcu, zenginlere olan düşmanlıklarını açıkça belirtiyorlardı:
“Bizi kim yönetiyor?”
“Mösyö Philippe.”
“Hayır, soylular.”
Onları “Elbette ki…” diyerek küçümsemek istemiyoruz; onlar sadece yoksullardı, açların da bazı hakları vardır. Bir başka gün, iki kişinin birbirleriyle şöyle konuştukları duyuluyordu. Biri diğerine: “Saldırı planımız kusursuz.” diyordu.
Trône Kapısı’nın sapağına çömelmiş dört kişi şöyle konuşuyordu: “Onun Paris’e bir daha girmemesi için her şeyi yapacağız.” Peki o kimdi? Korkutucu bir sır. Mahalledeki dedikodulardan anlaşıldığı kadarıyla, önemli liderler arka saflarda bekliyorlardı. Onların kararlara varmak için Saint-Eustache Sokağı’ndaki bir meyhanede buluştuklarından kuşkulanılıyordu. Mondétour Sokağı’nda yaşayan ve Terziler Yardımlaşma Derneği Başkanı olan Aug. isimli biri; diğer liderlerle Saint-Antoine arasında aracıydı. Fakat bu şefler hakkında fazla bilgi yoktu. Dahası, bu konuda söylenilen şu sözlerin etkisi hâlâ canlıdır. Sanıklardan biri, daha sonraları Mecliste kendisine sorulanlara, şu onurlu karşılığı vermişti:
“Liderleriniz kimler?”
“Kimseyi tanımıyorum, aslında kimseyi bir lider olarak görmedim.”
Bu kadar anlamlı fakat yine de belirsiz sözler, söylentiler dilden dile dolaşıyordu. Reuilly Caddesi’nde çalışan bir marangoz, yeni yapılan bir evin çevresindeki arsaya tahta paravanlar çakarken yerde bir mektup görmüştü. Üzerindeki sözler okunabiliyordu:
Değişik derneklere şubelerde yazılmaların önüne geçmek için komitenin önlem alması gerekir.
Ve not olarak şunlar eklenmişti:
Bu yazıları bulan marangoz telaşlanmış ve mektubu komşularına göstermişti. Birkaç adım ileride, eline yine yırtık ve daha da manidar bir kâğıt geçti. Bu tuhaf belgelerin tarihî değerini düşünüp bunu aşağıda yayımlıyoruz:
Q/C/D/E
Bu listeyi yüreğinizle ezberleyin. Bunu yaptıktan sonra onu yırtın. Kabul edilen adamlara emirleri ilettiğinizde onlar da aynı şeyi yapacaklardır.
u og a' fe
Bu keşfin sırrına vâkıf olan kişiler, bu dört büyük harfin önemini ancak daha sonra öğrendiler. O dört harf Quinturions, Centurionlar, Décurionlar, Éclaireurs kelimelerine ve “u og a' fe” harflerinin anlamı bir tarih olarak 15 Nisan 1832 karşılık geliyordu. Her büyük harfin altında, çok karakteristik notların takip ettiği isimler yazılıydı:
Aynı marangoz o boş arsada, üstü kurşun kalemle ama okunaklı biçimde şunların yazılı olduğu, yine gizemli bir liste bulmuştu:
Bu listeyi bulan namuslu adam, hemen bunun anlamını çözdü: Bu liste, İnsan Hakları Örgütü’nün dördüncü yönetim dairesindeki üyelerinin listesiydi. Listede bölüm liderlerinin ad ve adresleri de vardı. Bugün artık bütün bu olaylar gece karanlığıyla kaplı olduğundan ve tarihe mal olduklarından, bunları yayımlamakta sakınca görmüyoruz. Bu arada, İnsan Hakları Örgütü’nün kuruluş tarihinin çok daha sonra olduğunu dikkate alırsak, bu bir taslak da olabilirdi. Bu arada kararlardan, sözlerden, yazılı belgelerden asıl yapılacaklar anlaşılmaya da başlanmıştı. Popincourt Sokağı’nda bir eskicide, bir dolabın çekmecesinde, yine aynı gri renkli yedi kâğıt parçası bulunmuştu. Bu kâğıtlar aynı renkli, dört köşeli kâğıtlardı. Bunlar da dörde katlanmıştı. Bu küçük kâğıtların üstündeki mermi biçimli bir kartta şunlar vardı:
Dolaba el konulduğunda çekmeceden ağır bir barut kokusu yükselmişti. Günlük çalışmasını bitirip evine dönen bir duvarcı, Austerlitz Köprüsü’ndeki bir bankta ufak bir paket unutmuştu. Bu paket karakola götürüldü, içinde iki bildiri bulundu. Bu bildiride Lahutiére imzası vardı, İşçiler Birleşin! isimli bir marş ve içi fişek dolu bir teneke kutu bulunmuştu. İçkilerini yudumlayan iki işçiden biri diğerine ne kadar terlediğini göstermek için elini ceketinin altına sokmasını istemişti. Arkadaşını yoklayan işçi, onun ceketinin içinde bir tabanca taşıdığını anladı. Père-Lachaise Mezarlığı’yla Trône Kapısı arasındaki tenha bir hendekte oynayan çocuklar, talaşlar ve çöpler arasında bir çuval bulmuşlardı. Çuvalda mermi kalıbı ve fişek yapmak için tahta bir torna, içinde barut tozları bulunan bir kutu ve eritilmiş kurşun izlerini taşıyan küçük bir tencere vardı. Bir sabah saat beşte, Pardon isimli bir yurttaş evinde fişek hazırlarken görüldü. Aynı adam, Barricade-Merry bölümüne üye olmuş, 1834 kalkışmasında öldürülmüştü. İşçilerin dinlendikleri vakitte, Picpus Kapısı ile Charenton Kapısı arasında, nöbetçilerin bulunduğu bir yolda, bir meyhane kapısının yanındaki iki duvar arasında iki adamın randevusu dikkati çekmişti. Onlardan biri ceketinin altından çıkardığı tabancayı arkadaşına veriyordu, tabancanın ıslandığını fark etti ve tabancayı tekrar doldurdu; kuru barut kattıktan sonra, birbirlerinden ayrıldılar. Daha sonraları Beaurbourg Sokağı’ndaki bir kalkışmada öldürülen Gallais isimli biri, evinde yedi yüz fişek ve yirmi dört tüfek mermisi bulunduğunu anlatarak caka satıyordu. Hükûmet günün birinde eline geçen bir bildiriden, bir mahallenin silahlandırıldığını ve iki yüz bin de fişekleri olduğunu öğrendi. Bir hafta sonra, otuz bin fişek dağıtıldı. İşin en tuhaf tarafı polisin bunlardan birine bile el koyamaması oldu. Ele geçirilen bir mektupta şunu okumuşlardı:
Bütün bu politik isyanın yine de sakin geçeceğini söyleyebiliriz. Kaçınılmaz olan fırtına patlak vermek üzereydi. Henüz yer altında olan bu kalkışmada birçok tuhaflık vardı. Yaklaşan fırtınadan söz ediyordu herkes. Soylular bunu işçilerle tartışıyorlardı. Şu tür sözler ediliyordu: “Nasıl gidiyor gelmekte olan?” Bunu çok sıradan bir şey gibi soruyorlardı, tıpkı “Karınız nasıl?” der gibi. Moreau Sokağı’nda, bir mobilya taciri soruyordu: “Saldırı ne zaman?” Başka bir esnaf şöyle diyordu: “Çok yakında saldıracaklar, eminim. Bir ay önce on beş bin kişiydiniz, bugünse yirmi beş bin kişi oldunuz.” Esnaf tüfeğini veriyordu ve komşusu da hediye olarak yedi franga satmak istediği bir tabancayı isyancılardan birine uzatıyordu. Aslında ihtilal ateşi giderek harlanıyordu. Fransa’nın ve Paris’in her yerini sarmıştı bu ateş. Her yerde tek yürek atıyordu. Tıpkı insan bedeninde oluşan ve bazı iltihapların meydana getirdiği zarlar gibi gizli dernekler ülkenin her yerindeydi. Hem legal hem illegal olan, Halkın Dostları Örgütü’nden İnsan Hakları Derneği kurulmuştu. Bu dernek, bildirilerinden birine “Cumhuriyetin 40. Yılının Pluviôsa Ayı” tarihini atmıştı. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararlarına karşı çıkarak şubelerine daha sonra iptal edilecek isimleri vermekten çekinmiyorlardı. Şubelere şu isimleri vermişlerdi:
Mızraklar
Tehlike Çanı
Tehlike Topu
Frigyalı Başlığı
21 Ocak
Haytalar
Dilenciler
İleri Yürüyüş Robespierre
Seviye
İnsan Hakları Derneğinden, Hareket Derneğinin kurulması sağlanacaktı. Bunlar dernekten ayrılıp öne fırlayan sabırsız heveslilerden oluşan diğer birliklere yani asıl örgütlere katılmayı istiyorlardı. Üyeler, oraya buraya çekiştirilmekten şikâyet ediyorlardı. Örneğin, Galli Derneği ve Belediyelerin Örgütlenme Komitesi; Yayın İçin Özgürlük, Yayın ve Bireysel Özgürlük Derneği, Dolaylı Vergilere Karşı Halkın Eğitimi için örgütler… Daha sonra Eşit İşçiler Derneği de üç kısma ayrılıyordu: Eşitlikçiler, Komünistler ve Reformcular. Daha sonra Bastille Ordusu, bir onbaşının idaresindeki dört adam, bir çavuşun yönettiği on adam, bir teğmenin buyruğundaki yirmi kişi ve bir teğmenin emrindeki kırk kişiden oluşturuldu; orduda birbirlerini yakından tanıyan belki sadece on kişi çıkardı. Baştaki komitenin iki kolu vardı: Hareket Derneği ve Bastille Ordusu. Paris’teki dernekler diğer kentlerde kök salmışlardı. Lyon, Nantes, Lille ve Marsilya’nın da “İnsan Hakları” dernekleri vardı: Charbonnière ve Özgür Bireyler adlı dernekler; Aix’de de Congourde isimli bir dernek kurulmuştu, bu dernekten sizlere daha önce de bahsetmiştik.