Виктор Мари Гюго – Doksan Üç (страница 5)
“Bütün bu budalalar uğruna yapılan bir savaş, ne rezalet ama!”
Kadın devam etti:
“Geçen gece kör bir oyukta uyuduk.”
“Dördünüz birlikte?”
“Dördümüz birlikte.”
“Uyudunuz?”
“Uyuduk.”
“Rahat uyuyamamışsınızdır.”
Çavuş devam etti:
“Bakın yoldaşlar, bir kılıcın kını gibi daracık, ölü, eski bir ağacın oyuğunda saklanmış bu köylüler. Ama ne yapabilirlerdi? Paris’e çağrılmadılar ki.”
“Ağaç oyuğunda uyumak, hem de üç çocukla beraber!” diye bağırdı kantinci kadın.
“Peki, en küçüğü ağladığında ne oldu? Gelip geçenler bir şey görmese bile ‘anne, baba!’ diye bağıran bir ağaçta bir tuhaflık olduğunu sezmişlerdir.”
“Şanslıyız ki yaz aylarındayız.” diye iç çekti anne. Boynunu bükmüş yere bakıyordu. Yaşadığı onca musibetin şaşkınlığı gözlerine yansımıştı.
Sessiz askerler bu acıklı insanların etrafını çevrelemişti. Dul bir anne, üç yetim çocuk ve sürekli bir kaçış. Kimsesizlik ve yalnızlık; gökyüzünden başka sığınacak bir çatıları yok. Açlık ve susuzluk; ottan başka yiyecek bir yemekleri yok.
Çavuş kadının yakınına geldi ve gözlerini meme emen yavrucağa dikti. Bebek memeyi bıraktı, kafasını çevirdi ve o sevimli mavi gözleriyle çavuşun kızgın ve ürkütücü sakallı yüzüne bakarak gülümsedi.
Çavuş hemen geri çekildi. Bir damla yaş gözlerinden yanaklarına doğru süzüldü ve bir inci tanesi gibi bıyığının ucuna tutundu.
Sesini yükseltti:
“Yoldaşlar, bütün bir taburun bu yavrulara babalık yapması kanaatine vardım. Ne dersiniz bu üç yavrucağı evlat edinip onlara babalık yapmaya?”
“Yaşasın cumhuriyet!” diye haykırdı humbaracılar.
“Öyleyse anlaştık.” diye bağırdı çavuş, ellerini annenin ve çocukların üzerine doğru uzattı.
“İşte karşınızda
Kantinci kadın neşeyle zıpladı.
“Bir berede4 üç baş!” diye bağırdı.
Daha sonra hıçkırarak ağlamaya başladı ve dul kadına heyecanla sarıldı:
“Senin küçük kızın yanakları şimdiden kırmızı!” dedi.
“Yaşasın cumhuriyet!” diye tekrarladı askerler.
“Gel buraya yurttaş.” diye seslendi çavuş anneye.
İKİNCİ KİTAP
“CLAYMORE” KORVETİ
I
İNGİLTERE VE FRANSA TARAFI
1793 baharında Fransa çepeçevre kuşatılmışken, Jirondenler5 içler acısı bir düşüş yaşıyordu. Manş Adaları’nda da bazı durumlar söz konusuydu. Jersey’de hoş ve küçük Bonnenuit Körfezi’nde haziranın ilk akşamıydı ve güneş batmak üzereydi. Yön bulmayı engelleyen sisli ve karanlık havada bir korvet yelken açıyordu. Aslında bu havada açılmak yerine kaçmak gerekirdi. Bu gemi Fransız bir tayfadan oluşuyordu fakat adanın doğu noktasını gözetlemek için İngiliz filosu tarafından yerleştirilmişti. İngiliz filosu, Bouillon hanedanından Tour d’Auvergne Prensi komutasındaydı. İngiliz filosu acil ve özel bir görev için Prens’in emriyle korvetten ayrılmıştı.
Korvet, Claymore adı altındaki Trinity-House’a girmişti. Görünüşte nakliye gemisi olarak görünmesine rağmen aslında bu bir savaş gemisiydi. Ağır ve sakin bir yük gemisi gibi görünüşüne aldanmamalı çünkü bu gemi iki amaca hizmet ediyordu; kurnazlık ve güce. Mümkün mertebede kandırır, gerekirse de savaşır. Görev için geceleyin güverte altındaki nakliyeler otuz adet geniş kalibreli topla değiştirilmişti. Bu toplar olası bir fırtına durumu için yerleştirilmiş olsa da geminin sakin havasını koruma amacı da güdüyordu. Bu yüzden toplar üç katlı zincirle bağlanmış, üzeri örtülerek gemi penceresine dayandırılmıştı. Dışarıdan bakan birisi hiçbir şey göremezdi. Geminin pencereleri kapalıydı. Sanki gemi bir maske takmış gibi. Bu toplar eski model tunç tekerleklerin üzerindeydi. Savaş gemileri normalde silahlarını üst güvertede taşır. Fakat pusuda bekleyen bu geminin üst güvertesi tertemizdi. Çünkü güvertenin altı gizli bir top bataryası taşıyabilecek şekilde tasarlanmıştı. Claymore ağır ve biçimsiz şekilde inşa edilmişti. Buna rağmen şüphesiz iyi bir yelkenliydi. Gövdesi İngiliz donanmasındaki en güçlü gemi gövdelerinden biriydi. Her ne kadar arka direği kısa olsa da geminin ön kısmı ve kıçı neredeyse bir fırkateyn kadardı. Biçimli ve dikkatle yapılmış dümeni benzersiz bir yapıya sahipti ve Southampton tersanelerinde sadece elli paunta yapılmıştı. Fransız tayfa, mülteci subaylardan ve firari denizcilerden oluşuyordu. Usta adamlardı, aralarında iyi denizci ve iyi asker olmayan tek bir kişi bile yoktu. Ve hepsi Kral’a sadıktı. Üç şeye aşırı düşkünlerdi; gemiye, kılıca ve Kral’a.
Gerektiğinde çıkartma yapmak için yarım tabur kadar denizci de tayfaya eklenmişti.
Claymore’un kaptanı, Saint-Louis şövalyesi Count Boisberthelot idi. Eski Kraliyet donanmasının en iyi subaylarından biriydi. İlk kaptan Şövalye La Vieuville ise o zamanlar çavuş olan Hoche ile Fransız Muhafız Birliğini komuta ediyordu. Ve Philip Gacquoil de Jersey’deki en deneyimli rehber idi.
Gemide olağan dışı bir şeylerin olduğu kolayca fark ediliyordu. Her hâlinden bir maceraya çıkacağı anlaşılan bir adam güverteye adım atmıştı. Uzun boylu, dik duruşlu ve güçlü bir adamdı. Keskin bir yüz ifadesine sahipti. Hem yaşlı hem genç görünüyordu, bu yüzden yaşını tahmin etmek zordu. Yılları arşınlamasına rağmen dinçliğinden bir şey kaybetmeyen adamlar vardır, beyaz saçlarına rağmen feri sönmemiş gözleriyle onlardan biriydi. Dinçliğine bakılırsa kırk; otoriter havasına bakılırsa seksen yaşındaydı.
Korvete bindiğinde üzerindeki denizci montu yarı açıktı, keçi derisinden de bir yelek giyiyordu. Yeleğin dış tarafı ipekle işlenmiş, iç yüzü ise tüylü ve sert bir kürkten yapılmıştı. Altında ise
Adanın valisi Lord Balcarras ve Prens de La Tour d’Auvergne ona gemide şahsen eşlik etmişlerdi. Prens Gélambre’nin gizli ajanı, ki ayrıca asil Kont d’Artois’nın eski bir muhafızlığını yapmıştır, yaşlı adamın kamarasının düzenini bizatihi denetlemişti. Yaşlı adamın valizini taşıyacak kadar özenli ve saygılıydı. Gélambre, karaya dönmek üzere gemiyi terk ederken bu köylüyü derin bir reverans ile selamladı. Lord Balcarras, “Size iyi şanslar, general.” diye bağırdı ve Prens de La Tour d’Auvergne, “Görüşmek üzere, kuzen.” dedi.
Denizciler kendi aralarında kurdukları kısa diyaloglarda bu yaşlı adamdan “köylü” diye bahsediyordu. Fakat bu köylünün artık has bir köylü olmadığını anlamak için daha fazla bilgiye ihtiyaç yoktu. Tıpkı görünürde ticaret gemisi sanılan bu geminin esasen savaş gemisi olması gibi.
Neredeyse hiç rüzgâr yoktu. Claymore, Bonnenuit’ten ayrılarak Boulay Körfezi’ni geçti. Bir süre görüş mesafesindeydi, daha sonra zamanla karanlığa karıştı ve gözden kayboldu.
Bir saat sonra, Saint-Hélier’deki evine dönen Gélambre, York Dükü’nün karargâhındaki Kont d’Artois’ya Southampton ekspresiyle şu satırları gönderdi:
II
GEMİDE BİR GECE VE YOLCU
Korvet güneye, St. Catherine yönüne gideceği yerde kuzeye yönelmiş, sonra da batı tarafına sapmıştı. Cesurca Sark ve Jersey arasındaki Déroute Geçidi olarak adlandırılan körfeze girmişti. O zamanlar kıyının her iki kısmında da deniz feneri bulunmuyordu. Güneş batmıştı, gece normal bir yaz gecesinden daha karanlıktı. Gökyüzünü kaplayan geniş bulutlar ay ışığını engelliyordu. Ekinoks değil de gün dönümü vardı sanki. Görünüşe bakılırsa gemi ufka varmadan ayı görmek olanaksızdı. Bazı bulutlar denizin yüzeyinde asılı kalmıştı ve her yeri sis kaplamıştı.
Tüm bu karanlık onların lehineydi. Rehber Gacquoil, Jersey’i soluna Guernsey’i sağına almış, St. Malo kıyısı yakınlarında herhangi bir koya girme niyetiyle Hanois ve Dover arasında cesurca ilerliyordu. Minquiers tarafındaki yoldan daha uzundu. Ama daha güvenli bir rotaydı çünkü St. Hélier ve Granville arasındaki Fransız sahil gemisi sürekli olarak keskin bir gözlem hâlindeydi.
Rüzgâr elverişli olur da bir şey yaşanmazsa Gacquoil tüm bu ayarlamalar sayesinde şafak sökerken Fransa kıyılarına varmayı umuyordu.