18+
реклама
18+
Бургер менюБургер меню

Виктор Мари Гюго – Doksan Üç (страница 6)

18

Her şey yolundaydı. Korvet, Gros Nez’i yeni geçmişti. Saat dokuza doğru hava, denizcilerin ifadesi ile, “suratsız” görünüyordu. Hem rüzgâr artmış hem de deniz yükselmişti. Ama rüzgâr onlar için iyiydi, deniz de daha fazla hoyratlaşmazsa iyi olacaktı. Dalgalar da ara sıra uğrayıp korveti selamlıyordu. Lord Balcarras’ın “general” diye seslendiği, Prens de La Tour d’Auvergne’nin “kuzen” dediği “köylü” iyi bir denizciydi. Geminin güvertesinde ağırbaşlılıkla volta atıyordu. Geminin dalgalar yüzünden bir hayli sallandığını fark etmiyordu sanki. Arada bir yeleğinin cebinden bir kalıp çikolata çıkarıyor, bir parça kırıp sesli bir şekilde yiyordu. Saçları beyazlamıştı ama dişleri sapasağlamdı.

Zaman zaman kaptana kısık bir sesle yaptığı yorumlar dışında kimseyle konuşmuyordu. Kaptan sanki asıl komutan kendi değil de oymuş gibi yolcuyu saygıyla dinliyordu. Ustaca yönetilen Claymore, bulutların arasında kaybolmuş bir şekilde dik sahil boyunca Jersey’nin güneyine doğru yol alıyordu. Pierres-de-Leeq denilen sert kayalığa çarpmamak için kıyıdan gidiyordu. Bu kayalıklar Jersey ve Sark arasında kalan boğazın ortasındaydı. Dümendeki Gacquoil Gréve de Leeq’i Gros Nez’i ve Plémont’u sırasıyla işaret ediyor ve kayalıklarla kaplı denizin üstünde gemiyi âdeta kaydırıyordu. Bunu kesin bir suretle yaptığını hissetse de yine de deniz yollarına hâkim birinin öz güvenine sahipti.

Bu tedbirli sularda yakayı ele vermemek için geminin önünde hiç ışık yoktu. Sis olduğu için kendilerini şanslı hissediyorlardı. Grande Étape’a ulaştılar. Sis o kadar yoğundu ki Pinnacle’ın ulvi hatları zar zor belli oluyordu. Saint-Ouen çan kulesinin saat onu vuran sesini duydular. Buna göre rüzgâr da hâlâ arka taraftan esiyordu. Her şey yolundaydı; deniz sertçe yükseliyordu çünkü Corbiére taraflarına yaklaşmak üzereydiler.

Saat onu biraz geçmişken, Kont Boisberthelot ve Şövalye Vieuville köylü kılıklı adama odasına (ki bu oda aslında kaptana aitti) kadar eşlik etti. Odaya girmek üzereyken sesini alçaltarak şunları söyledi:

“Beyler, bu sırrı saklamanın ne kadar önemli olduğunu anladınız. İnfilak anına kadar sessiz kalın. Burada ismimi bilen bir tek siz varsınız.”

“Bu sır mezara kadar bizimle.” diye yanıtladı Boisberthelot.

“Ölüm kalım meselesi bile olsa bu sırrı açığa çıkarmayacağım.” diye de belirtti.

Ve yaşlı adam odasına girdi.

III

SOYLULAR VE AVAMLAR TARAFI

Komutan ve yardımcı kaptan güverteye döndü, aşağıdan yukarıya volta atmaya başladılar. Yürürken konuşuyorlardı. Konunun yolcu olduğu barizdi ve asıl mesele rüzgârla beraber karanlığa karışıyordu. Boisberthelot hafif duyulabilir bir sesle Vieuville’ye bir şeyler mırıldanıyordu:

“Gerisi artık onun iyi bir lider olup olamayacağını görmemize kaldı.”

Vievuville cevapladı:

“Aynı zamanda bir prens gibi de duruyor.”

“Sayılır.”

“Fransa’da bir soylu, Bretonya’da prens.”

“Trémoiller ve Rohanlar gibi.”

“Bağlantıda olduğu birileridir.”

Boisberthelot devam etti:

“Fransa’da ve Kral’ın vagonunda ise bir marki. Tıpkı benim kont, senin de şövalye olman gibi.”

“Vagonlar artık çok uzakta!” diye bağırdı Vieuville. “Şimdi kafeste yaşama zamanı.”

Bir sessizlik oldu.

Boisberthelot yeniden söze girdi:

“Fransa prensinin yokluğunda, bir tane Breton alırız.”

“Ardıç kuşunun yokluğunda yani… Hatta kartal bulamayınca karga almak gibi bir şey.”

“Tercihim akbabadan yana olurdu.” dedi Boisberthelot.

Vieuville cevap verdi:

“Doğru seçim aslında. Hem gagası hem pençeleri var.”

“Göreceğiz.”

“Evet.” dedi Vieuville. “Artık bir lider var. Tinténiac’a katılıyorum: Silahın ve liderin gücü! Bakın komutanım, neredeyse tüm olağan liderleri ve liderlik vasfı bulunmayanları tanırım. Ne dünküler, ne şimdikiler ne de yarının liderleri. Hiçbirinin kafası savaşa basmıyor. Bize bu lanetli Vendée için öyle bir lider gerekli ki gerektiğinde hem avukat hem lider olabilmeli. Düşmanın kökünü kurutmalı; her çalıyı, her taşı, her hendeği düşünmeli. Bütün talihsiz anlaşmazlıkları zorlamalı ve lehimize çevirmeli. Uyanık ve merhametsiz bir lider olsun, gerektiğinde çirkinleşen ve düşmana haddini bildiren. Ama nerede, bu köylü ordusunda kahraman çok, kaptan yok. D’Elbée desen bir hiç, Lescure desen kendine faydası yok. Bonchamps ise fazla merhametli, fazla nazik ve bu da onu bir ahmaktan farksız kılıyor. Rochejaquelein ise sadece mükemmel bir asteğmen. Silz sahada iyi bir subay ama bir savaş için gereken politikacı donanımına sahip değil. Cathalineau basit bir arabacı, Stofflet desen düzenbaz bir bekçi. Bérard yetersiz, Boulainvilliers bir tuhaf, Charette tam bir felaket. Berber Gaston’un bahsini bile açmıyorum çünkü berbat! Ayrıca soyluları bunlar gibilerin komutasına vereceksek cumhuriyetçilerden ne farkımız kalır, neden ihtilale karşı savaşıyoruz! Gerçi belli, bu berbat ihtilal hepimize bulaştı.”

“Bir uyuzdan farksız bu ihtilal ve tüm Fransa kaşınıyor.”

“Tiers Etat uyuzu.” diye ekledi Vieuville. “Bize yalnız İngiltere yardım edebilir.”

“Edecek de kaptan, hiç şüpheniz olmasın.”

“Ama bu süreçte mesele iyice çirkin bir hâle geldi.”

“Evet, basit köylüler her yerde. M. De Maulevrier’nin bekçisi Stofflet’in komutan olduğu bir monarşinin, Dük Castries’in hamalının oğlu Pache’ı vekil yaptığı bir cumhuriyeti kıskanması için bir sebep yok. Bu savaş kimleri kimlere kırdırıyor, bir tarafta içkici Santerre, diğer tarafta berber Gaston!”

“Sevgili Vieuville, ben yine de Gaston’a çok saygı duyuyorum. Guéménnée’yi komuta ederken oldukça iyiydi. Mavilerden üç yüz adamı kendi mezarlarını kazdırdıktan sonra bir bir vurdu.”

“Çok da iyi yapmış, ben olsam ben de aynısını yapardım.”

“Buna hiç kuşkum yok, aynı şekilde ben de yaptığını yapardım.”

“Savaşta kahraman olmak soylu kanı gerektirir.” dedi Vieuville, “Ve bu şövalyelerin işidir, berberlerin değil.”

“Yine de bu Tiers Etat içinde kıymetli adamlar var.” diye ekledi Boisberthelot. “Mesela saatçi Joy, önceleri Flandre alayında çavuştu. Daha sonra Vendean şefi oldu ve şimdi kıyıda bir ekibi yönetiyor. Cumhuriyetçi bir oğlu vardı; babası Beyazlar için hizmet ederken, oğlu Mavilerin hizmetindeydi. Savaşta karşılaştılar, baba oğlunu yakaladı ve beynini dağıttı.

“İyi yapmış doğrusu.” dedi Vieuville.

“Kralcı bir Brütüs.” diye cevap verdi Boisberthelot. “Yine de Coquere, Jean-Jean, Moulin, Focart, Bouju ve Chouppes gibilerinin komutanlığı katlanılamaz bir şey!”

“Aziz şövalye, karşı taraf oldukça öfkeli. Biz alt tabakadan insanlarla doluyuz, onlarda ise çok fazla soylu var. Sence Kont Canclaux, Vikont Miranda, Vikont Beuharnais, Kont Valence, Marki Custine ve Dük Biron gibi baldırı çıplaklar tarafından yönetilmek hoşlarına gidiyor mudur?”

“Ne kadro ama!”

“Bir de Dük Chartres var!”

“Eşitlikçi oğul. Bu arada, ne zaman kral olacak o?”

“Asla!”

“Taht için can atıyor ve işlediği suçlar da bu amaç uğruna.”

“Ve yaptığı ahlaksızlıklar da bu amacı zedeliyor.”

Ufak bir duraksamadan sonra devam etti:

“Yine de tekrar kabul edilme konusunda endişeliydi. Kral’ı görmeye gitti. Birisi ona arkasından tükürdüğünde ben de Versailles’daydım.”

“Büyük merdivenin başından mı tükürmüşlerdi?”

“Evet.”

“İyi olmuş.”

“Ona çamurlu Bourbon diye seslenirdik.”

“Hem kel hem de sivilceleri var. Bir de Kral katili. Rezil!

Vieuville ekledi:

“Ouessant’ta onunla beraberdim.”

“Saint Esprit’te mi?”

“Evet.”

“Amiral d’Orvillier’nin rüzgârı tutsun diye yaptığı uyarıya uysaydı İngilizlerin geçmesini önleyebilirdi.”

“Doğru.”

“Gemi ambarının dibinde saklandığı doğru mu cidden?”

“Hayır ama öyle söylemekte de bir sakınca yok.”

Vieuville bir kahkaha patlattı.

Boisberthelot devam etti: