Цао Сюэцинь – Kızıl Odanın Rüyası IV. Cilt (страница 17)
“Önemli değil.” dedi Baoyu. “Mangalı içeri taşıt.”
Xiren talimat verdi; o konuşurken, üzerinde bir kâse ve yemek çubukları olan tepsiyle bir hizmetçi geldi, tepsiyi Sheyue’ye verdi.
“Bayan Hua’nın mutfaktan istediği çorba.” dedi.
Sheyue tepsiyi aldı, kâsede kuş yuvası çorbası olduğunu gördü.
“Bunu mu istedin?” diye sordu Xiren’e.
“Evet.” dedi Xiren gülerek. “Efendi Bao dün akşam hiçbir şey yemediği için, üstelik yatağında dönüp durduğundan bu sabah acıkmış olabileceğini düşündüm. Kızları gönderip hazırlattım.”
Hizmetçiye bir masa getirmesini söyledi, Sheyue de Baoyu’ye servis yaptı. Baoyu çorbayı içip ağzını çalkaladı. O sırada Qiuwen içeri girdi.
“Oda hazır.” dedi. “Kömür iyice yandıktan sonra Efendi Bao içeri girebilir.”
Baoyu başını salladı ama cevap veremeyecek kadar dalgındı. Kısa bir süre sonra bir hizmetçi gelip yazı malzemelerinin de yerleştirildiğini söyledi. Baoyu yarım yamalak onayladı, sonra başka bir hizmetçi gelip kahvaltının hazır olduğunu bildirdi ve nerede yiyeceğini sordu.
“Buraya getir.” dedi Baoyu. “Bu kadar telaşa hiç gerek yoktu.”
Hizmetçi çıktı ve kahvaltıyla geri geldi. Baoyu gülerek Sheyue ve Xiren’e döndü.
“Canım çok sıkkın. Yalnız başıma yemek istemiyorum, siz de bana eşlik etsenize. O zaman daha lezzetli olur, belki daha çok yerim…”
Sheyue güldü.
“Sen öyle isteyebilirsin, Efendi Bao. Biliyorsun seninle beraber yememiz doğru olmaz.”
“Bence sorun değil.” dedi Xiren. “Geçmişte defalarca beraber şarap içtik. Onu eğlendirmek için bir istisna olarak kabul edilebilir. Tabii normalde söz konusu bile olamaz.”
Üçü sofraya oturdu. Baoyu masanın başına, hizmetçiler de iki kenara yerleştiler. Kahvaltıdan sonra küçük hizmetçilerden biri ağız çalkalamak için çay getirdi. Sheyue ve Xiren masanın toplanmasına nezaret ettiler. Çay servisi yapıldı, Baoyu kasvetli bir sessizlik içinde oturdu.
“Oda hazır olmadı mı hâlâ?” diye sordu sonunda.
“Hazır olduğunu söyledik ya, neden soruyorsun?” dedi Sheyue.
Baoyu bir süre daha oturduktan sonra Qingwen’in eski odasına gitti. Bir tütsü çubuğunu yaktı, meyveleri masanın üzerine yerleştirdi, bütün hizmetçileri çıkarıp kapıyı kapattı.
Xiren ve diğerleri dışarıda nefeslerini tutarak beklediler.
Baoyu kenarları altın yaldızlı, alt ve üst köşelerinde çiçek desenleri olan, pembe bir kâğıt seçti. Kısa bir dua okuduktan sonra fırçasını alıp yazmaya başladı:
“Kızıl Neşe Avlusu’nun Efendisi, kardeşi Qingwen için tütsü yakıyor, tatlı bir koku eşliğinde çayla libasyon yapıyor. Kabul edilmesi dileğiyle.”
Yazma işini bitirince tütsü çubuğunu alıp kâğıdı kaldırdı ve şiirini yaktı. Tütsü çubukları tamamen yanana kadar sessizce oturdu, sonra kapıyı açıp çıktı.
“Neden bu kadar çabuk çıktın?” diye sordu Xiren. “Yine mi canın sıkıldı?”
“Biraz hüzünlenmiştim. Bir süre sakin bir yerde, yalnız kalmaya ihtiyacım vardı. Şimdi daha iyiyim. Yürüyüş yapacağım.” dedi gülerek.
Doğru Bahçe’ye gitti. Bambu Evi’ne geldiğinde, avludan seslendi.
“Kuzen Lin evde mi?”
“Kim o?” diye sordu Zijuan, perdeyi kaldırırken. “Ah, siz misiniz Efendi Bao? Odasında. Lütfen içeri gelin.”
Baoyu kızla beraber girerken, Daiyu’nün sesi geldi.
“Zijuan, Efendi Bao’ya içeri girip biraz beklemesini söyle lütfen.”
Baoyu iç odaya doğru yürüdü, kapıda durup, iki tarafında asılı olan kaligrafileri hayranlıkla seyretti. Yeni gibi görünüyordu, yaldızlı bulutlar ve dragonlarla süslü, mor bir kâğıda yazılmıştı.
Baoyu gülümseyerek içeri girdi.
“Ne yapıyorsun, kuzen?” diye sordu.
Daiyu onu karşılamak için ayağa kalktı.
“Otur lütfen. Bu sutrayı kopyalıyordum. Sadece iki satır kaldı. Hemen bitireyim, sonra oturur, sohbet ederiz.” dedi ve Xueyan’e çay getirmesini söyledi.
“Sen yazmaya devam et. Bana aldırma.” dedi Baoyu.
Duvarda asılı bir tablo dikkatini çekti. Ay Tanrıçası Chang’E ile bir başka tanrıça birer refakatçileriyle resmediliyordu; kızlardan birinin elinde uzun bir giysi torbası vardı. Etraflarını saran bulutlardan başka hiçbir şey yoktu. Tablo Li Longmian’ın6 tarzını hatırlatıyordu. Eski bir resmî yazıyla “Soğukta Mücadele” yazıyordu.
“Bu resmi yeni mi astın, kuzen?” diye sordu.
“Evet. Dün odayı toplarlarken aklıma geldi, çıkarıp asmalarını istedim.”
“Hikâyesi nedir?”
“Bilmen lazım! Çok tanınan bir şiirdir.” dedi Daiyu gülerek.
“Şu anda hatırlayamadım. Söylesene, kuzen.”
“Li Shangyin’in7 dizelerini hatırlamıyor musun?
“Tabii ya!” diye bağırdı Baoyu. “Ne kadar orijinal ve muhteşem! Duvara asmak için tam mevsimi.”
Odada dolaşıp etrafı incelemeye devam etti, Xueyan ona çay getirdi. Daiyu de kısa süre içinde kopyalamasını bitirip kalktı.
“Affedersin.” dedi.
“Biliyorsun bana karşı resmiyete hiç gerek yok.” dedi Baoyu gülümseyerek.
Baoyu, Daiyu’nün, soluk mavi, içi kürklü, çiçek işlemeli bir elbise, kakım kürkünden, kolsuz bir ceket giydiğini fark etti; saçını her günkü gibi toplamış, sadece saf altından, düz bir toka takmıştı, çiçek süslemeleri yoktu. Çiçek işlemeli, kapitone iç eteği pembeydi. Ne kadar da zarif görünüyordu, tıpkı rüzgârda eğilen yeşim ağacı gibi; ne kadar asil, tıpkı yaprakları çiyle ıslanan kokulu lotus gibi!