Цао Сюэцинь – Kızıl Odanın Rüyası IV. Cilt (страница 16)
“Teşekkür ederim. Sen gidip uyu. Pinger buradayken sorun yok.” dedi.
Ama onu memnun etmeye çok hevesli olan Qiutong karşı çıktı.
“Eğer uyuyamazsan, nöbetleşe yanında oturmamız iyi olur, hanımım.”
Xifeng uykuya dalmıştı bile. Hizmetçiler uzaktan horozun öttüğünü duydular ve Xifeng’ın uyuduğunu görüp şafak sökene kadar kıyafetleriyle uzanıp uyudular. Sonra kalkıp sabah hazırlıklarıyla meşgul olmaya başladılar. Xifeng uyandığında, zihni hâlâ akşamki korkuya takılı durumdaydı. Keyifsiz hâline rağmen ne pahasına olursa olsun işleri sürdürme alışkanlığıyla büyük bir çaba gösterdi. Avluda bir hizmetçinin sesini duyduğunda, düşüncelere dalmış bir şekilde oturuyordu.
“Pinger içeride mi?”
Pinger içeriden seslenince, kız kapının perdesini kaldırıp odaya girdi. Wang Hanım Jia Lian’i çağırmak için göndermişti kızı.
“Yamenden bir haberci acil bir iş için geldi.” dedi kız. “Beyefendi gittiği için hanımefendi Bay Lian’i çağırıyor.”
Xifeng panik içinde nefesini tuttu. Bu acil çağrının nedenini öğrenmek için gelecek bölüme geç lütfen.
89. BÖLÜM
Kahramanımız, ölen hizmetçisinin el işini görünce duygulanarak şiir yazar.
Korkuya kapılan Daiyu açlıktan ölmeye karar verir.
Geçen bölümde Xifeng’ın kendisini kalkmak için nasıl zorladığını ve dairesinde düşüncelere dalarak otururken, birden bir hizmetçinin yeni bir kriz haberiyle geldiğini görmüştük.
“Ne oldu?” diye sordu dehşet içinde.
“Bilmiyorum, hanımım.” dedi hizmetçi. “Beyefendi için Bakanlık’tan bir haberci geldi. İç kapıdaki gençlerden biri hanımefendiye haber verince, hanımefendi de Bay Lian’i çağırmam için beni buraya gönderdi.”
Xifeng, Bakanlık meselesi olduğunu duyunca biraz sakinleşti.
“Hanımefendiye söyle, Bay Lian dün gece iş için dışarıdaydı, henüz eve dönmedi. Öteki konaktan Zhen Bey’i çağırsa daha iyi olur.”
“Tamam, hanımefendi.” dedi hizmetçi ve gitti.
Çok geçmeden Kuzen Zhen, Bakanlık’tan gelen haberciyi karşılamak için Rong Konağı’na geldi. Meselenin ne olduğunu öğrenince, Wang Hanım’a bilgi vermek için içeri girdi.
“Haberci, dün Sarı Nehir Koruma Kurulu Başkanı’nın, Henan’daki su setlerinin yıkıldığını ve birkaç kent ve bölgeyi su bastığını söylüyor. Şehir duvarlarının yeniden yapılması için kaynak tahsis edilmiş. Bu da Bakanlık’taki kıdemli memurların daha fazla idari çalışma yapmalarını gerektiriyormuş. Sör Zheng’ı hemen bilgilendirmek istemişler.” dedi.
Kuzen Zhen bu açıklamayı yaptıktan sonra çıktı. Döner dönmez Jia Zheng’a rapor verildi ve kışın büyük bir kısmında çok çalışması, nerdeyse zamanının çoğunu Bakanlık’ta geçirmesi gerekti.
Baoyu için bu daha az çalışmak demek olsa da babasının kulağına gidebileceği korkusuyla okula gitmeye devam etti ve Daiyu ile fazla zaman geçiremedi.
Onuncu ayın ortalarında bir sabah, Baoyu her zamanki gibi kalkıp okula gitmek üzere hazırlandı. Hava birden soğumuştu, Xiren’in kışlık kıyafetlerle içeri girdiğini gördü.
“Bugün çok soğuk.” dedi Xiren. “İyice sarınman lazım.”
Giymesi için bir kıyafet seçti, bir tanesini de bohçaya koyup küçük hizmetçilerden birine verdi. Kız dışarı çıkıp Mingyan’e teslim etti.
“Bugün çok soğuk olduğundan, Efendi Bao giymek ister diye hazır tutacakmışsın.” dedi kız.
Mingyan bohçayı alıp Baoyu’nün peşinden okula doğru yola çıktı.
Okula vardıklarında Baoyu çalışmaya başladı. Kısa bir süre sonra pencere kâğıdının rüzgârda sallanışıyla dikkati dağıldı.
“Hava bozacağa benziyor.” dedi Dairu, pencereyi açıp bakarken. Kuzeybatıdaki kapkara bir bulut kümesi yavaş yavaş güneydoğuya doğru ilerliyordu. Mingyan sınıfa girdi.
“Hava soğuyor, Efendi Bao. Üzerine kalın bir şey giysen iyi olur.”
Baoyu başını salladı, Mingyan bir pelerin getirdi. Baoyu onu görünce düşünceler içinde kaybolup gitti.
“Neden bunu getirdin?” diye sordu. “Kim verdi?”
Mingyan, bunun Qingwen’in hasta yatağında tamir ettiği tavus kuşu tüyünden pelerin olduğunu hatırladı hemen.
“Hizmetçiler bohçaya koymuşlar, getirmemi istediler.” dedi.
“Tamam, üşümüyorum ben. Şimdi giymek istemiyorum. Tekrar bohçaya koyabilirsin.”
Müdür Bey Baoyu’nün böyle güzel bir kıyafeti yıpratmak istemediğini sandı ve bu tutumluluğu çok takdir etti.
“Lütfen giy, Efendi Bao!” diye yalvardı Mingyan. “Benim hatırım için! Eğer üşütürsen kabahatli ben olurum.”
Baoyu hiç istemeden omuzuna aldı pelerini, tekrar oturup kasvetli bir şekilde kitabına baktı. Müdür Bey tekrar çalışmasına daldığını düşündü ve bu konunun üzerinde fazla durmadı.
O gün, dersler bittikten sonra Baoyu kendisini pek iyi hissetmediğini söyleyerek ertesi gün için izin istedi. Dairu, son dönemlerde öğrencilerini, bu yaşında biraz zaman geçirmek için kendisine eşlik eden dostları gibi görüyordu. Kendi sağlığı da bozuktu ve gayet makul bir hastalık izniyle iş yükünün azalacağına memnuniyet duydu. Ayrıca Sör Zheng’ın çok daha önemli işleri olduğunu, Büyükanne Jia’nın da gözde torununu şımarttığını iyi biliyordu. Başını sallayarak Baoyu’nün ricasını kabul ettiğini bildirdi. Baoyu doğru eve gitti. Annesi ve büyükannesine uğradıktan sonra Bahçe’ye döndü; ikisi de hastalığının nedenini sormamıştı. Her zamanki gibi güler yüzlü ve konuşkan değildi. Xiren ve diğer kızlara neredeyse tek kelime bile etmeden üstündekilerle sedire uzandı.
“Yemek hazır.” dedi Xiren. “Şimdi mi istersin, yoksa daha sonra mı?”
“Yemek istemiyorum.” dedi Baoyu. “Pek iyi hissetmiyorum. Siz yiyin.”
“Bari üzerindeki pelerini çıkart. Buruşturup mahvedeceksin.”
“Üzerimde kalsın.”
“Benim endişelendiğim pelerin değil. Baksana nasıl özenle tamir edilmiş. Dikişlerini bozacaksın.”
Bu Baoyu’yü can evinden vurdu. Derin bir iç çekti.
“Tamam! Dikkatle katlayıp kaldır o zaman. Bir daha giymeyeceğim.”
Çıkarmak için ayağa kalktı. Xiren almak için yanına geldi ama Baoyu kendisi katladı.
“Bugün ne kadar hamaratsın!” dedi Xiren şaşkınlık içinde.
Baoyu cevap vermeden katlamaya devam etti.
“Bohça nerede?” diye sordu işini bitirince.
Sheyue bohçayı verdi ve Baoyu pelerini dikkatle sararken kız Xiren’e göz kırptı. Baoyu onlara hiç aldırmadan oturdu, çok hüzünlüydü. Raftaki saat vurdu; Baoyu beş buçuk olduğunu gördü. Kısa bir süre sonra küçük bir hizmetçi gelip ışıkları yaktı.
“Doğru dürüst yemek yemesen bile bari biraz sıcak pirinç lapası yeseydin.” dedi Xiren. “Boş mideyle yatarsan, ateşin çıkar. Sonra vay başımıza gelenler!”
Baoyu başını sallayarak reddetti.
“Aç değilim. Zorla yersem daha kötü olurum.” dedi.
“O zaman erkenden yat.” dedi Xiren.
Sheyue ile beraber yatağını hazırladılar, Baoyu yattı. Yatağında dönüp durdu ama bir türlü uyuyamadı. Şafaktan biraz önce nihayet daldı, yarım saat sonra uyandı. Xiren ve Sheyue de kalkmışlardı.
“Sabaha kadar dönüp durdun.” dedi Xiren. “Rahatsız etmek istemedim. Sonra uyumuşum. Uyuyabildin mi bari?”
“Biraz. Ama hemen uyandım.”
“Bir yerin mi ağrıdı?”
“Hayır, canım sıkkındı.”
“Bugün okula gidecek misin?”
“Hayır. Dün izin aldım. Bahçe’de biraz yürüyüp sıkıntımdan kurtulmayı düşündüm ama hava soğuk galiba. Söyle de benim için bir odayı temizleyip tütsü yaksınlar, yazı malzemelerimi koysunlar. Bugün size ihtiyacım yok, bir süre yalnız başıma, sakince oturmak istiyorum. Herkese söyle, rahatsız edilmek istemiyorum.”
“Tabii, eğer çalışmak istiyorsan, kimse seni rahatsız etmez.” dedi Sheyue söylediklerini duyunca.
“Çok iyi fikir!” dedi Xiren. “Hem üşütmezsin hem de yalnız başına çalışmak daha iyi hissetmene yardımcı olabilir. Ama lütfen, iştahın yoksa da az bir şey yemen lazım. Ne istersin? Söyle hemen hazırlatayım.”
“En kolay ne varsa o olsun.” dedi Baoyu. “Çok fazla telaş yaratma. Odada biraz meyve olursa kokusu hoş olabilir.”
“Hangi odayı tercih edersin?” diye sordu Xiren. “Qingwen’in eski odası hariç hepsi darmadağınık. Onunki bir süredir boş duruyor. Sadece biraz soğuk olabilir.”