Цао Сюэцинь – Kızıl Odanın Rüyası IV. Cilt (страница 18)
“Son günlerde qin çalıyor musun?” diye sordu.
“Bir iki gündür çalmıyorum. Sutra yazmak parmaklarımı üşüttü.”
“Olabilir. Belki de çalmamak daha iyidir. Qin güzel bir enstrüman olabilir ama ben pek faydalı olduğunu sanmıyorum. Refah ya da uzun ömür getirdiğini hiç duymadım; sadece hüzün ve üzüntüye neden oluyor. Tablatureleri öğrenmek de çok zahmetli olmalı. Hassas bünyenle yorucu işlerden kaçınmalısın, kuzen.”
Daiyu hiçbir şey demeden küçümser gibi güldü.
“Şu qini mi çalıyorsun?” diye sordu Baoyu, duvarda asılı olanı işaret ederek. “Çok kısa değil mi?”
“Yok.” dedi Daiyu. “Ben küçükken, ilk öğrenmeye başladığımda, normal büyüklükteki qine yetişemiyordum, bu benim için özel olarak yapılmıştı. Çok istisnai bir şey değil ama malzemesi ve parçalarının oranları çok iyi. Ahşabının damarlarına baksana. Sığır kılı kadar ince değil mi? İnce işçiliği sayesinde çok net bir tınısı var.”
“Şiir yazıyor musun peki?” diye sordu Baoyu.
“Son kulüp toplantısından beri yazmadım.”
“Beni kandırmaya çalışma!” dedi Baoyu gülerek. “Şarkı söylediğini duydum:
“Nasıl duyabildin ki?” dedi Daiyu.
“Birkaç gün önce Kokulu Lotus Köşkü’nden dönerken çaldığını duydum. Müzik çok güzeldi, seni rahatsız etmek istemedim, bir süre sessizce dinledikten sonra yoluma devam ettim. Sadece bir şey soracağım. İlk bölümde düz tonlama kullandığını fark ettim ama sonunda eğimli tona döndün. Bunun sebebi nedir?”
“Müzik yürekten gelir.” dedi Daiyu. “Belirlenmiş bir kuralı yoktur, nasıl hissedersen öyle çalarsın.”
“Anlıyorum! Galiba bu tür incelikler benim eğitimsiz kulaklarımda kaybolup gidiyor.” dedi Baoyu.
“Gerçek müzik âşıkları çok azdır.”
Baoyu, istemeden yanlış bir şey söylediğini fark etti ve Daiyu’yü kırmaktan korktu. Bir süre daha oturdu. Söylemek istediği çok şey vardı ama tekrar ağzını açamayacak kadar gergindi. Daiyu de düşünmeden konuşmuştu, o kadar iğneleyici konuştuğuna pişman oldu ve sessizce kabuğuna çekildi. Onun sessizliği Baoyu’nün kuruntularını daha da artırdı; sonunda biraz mahcup bir şekilde ayağa kalktı.
“Tan’i görmeye gideceğim. Sen kalkma lütfen.” dedi.
“Selam söyle.” dedi Daiyu.
“Tamam.” dedi Baoyu ve çıktı. Daiyu onu kapıya kadar geçirdikten sonra sandalyesine dönüp düşünmeye başladı.
“Baoyu son zamanlarda çok tuhaflaştı. Sanki düşündüklerini söylemiyor gibi. Bir an geliyor çok yakın, bir başka an çok uzak. Ne demek oluyor acaba?”
O sırada Zijuan içeri girdi.
“Bugünkü kopyalama işini bitirdin mi, hanımım? Yazı malzemelerini kaldırayım mı?”
“Artık yazmayacağım.” dedi Daiyu. “Kaldırabilirsin.”
Daiyu içeri odaya girip yatağına uzandı ve her şeyi zihninde evirip çevirdi. Zijuan gelip çay ister mi diye sordu.
“Hayır, teşekkür ederim. Yalnız kalıp biraz uzanmak istiyorum.”
“Peki, hanımım.”
Zijuan dışarı çıkınca Xueyan’i kapıda durmuş, önüne bakarken buldu. Yanına gitti.
“Neyin var?” diye sordu.
Düşüncelere dalan Xueyan bu soruyla irkildi.
“Sesini çıkarma! Bugün çok tuhaf bir şey duydum. Sana söylerim ama hiç kimseye söylemeyeceğine söz vermen lazım.”
Bunu söylerken dudaklarını büzerek Daiyu’nün odasını gösterdi. Zijuan’e peşinden gelmesini işaret ederek biraz ileri doğru yürüdü. Merdivenlerin dibinde fısıltıyla konuşmaya başladı.
“Baoyu’nün nişanlandığını duymuş muydun?”
Zijuan irkildi.
“İnanmıyorum! Doğru olamaz!”
“Doğru! Bizden başka herkes biliyor.”
“Sana kim söyledi?”
“Daishu. Kızın babası valiymiş. Zengin bir aileden gelen çok güzel bir kızmış.”
Xueyan konuşurken Zijuan, Daiyu’nün öksürdüğünü duydu, kalktığını sandı. Dışarıya çıkıp onları duyacağından korkup Xueyan’in elinden tutup sessiz olmasını işaret etti. İçeriye baktı, her şey sakin görünüyordu.
“Daishu tam olarak ne dedi?” diye sordu fısıltıyla.
“Hatırlıyor musun, bir iki gün önce, bir şey için teşekkür edeyim diye beni Bayan Tan’e göndermiştin? Evde yoktu ama Dais-hu oradaydı. Sohbete başladık, birimiz Efendi Bao ve yaramazlıklarından söz açtık. ‘Efendi Bao ne zaman büyüyecek? Hiçbir şeyi ciddiye almıyor. Artık nişanlandığı hâlde hâlâ eskisi gibi budala!’ dedi Daishu. ‘Nişan kararlaştırıldı mı?’ diye sordum. ‘Evet.’ dedi, çöpçatan da Bay Wang diye biriymiş, Ning tarafından bir akrabaymış, her şey sonuçlanmış.”
Zijuan başını bir tarafa eğip, “Çok tuhaf!” diye düşündü.
“Neden ailede hiç kimse bundan söz etmedi?” diye sordu.
“Bu da büyük hanımefendinin fikriymiş. Daishu öyle dedi. Baoyu öğrenirse çalışmalarına devam etmez diye korkmuş. Hiç kimseye söylemeyeceğime söz verdim. Eğer bu haber yayılırsa kabahat benim olurmuş.”
O konuşurken papağan ciyakladı.
“Bayan Lin geldi! Çayı hazırla çabuk!”
İrkilip Daiyu’yü göreceklerini sanarak etrafa bakınan iki kız, kimseyi göremeyince kuşa çıkışıp içeri girdiler. Daiyu sandalyesinde oturuyordu, nefes nefeseydi. Zijuan bir şey içmek ister mi diye sordu.
“Siz ikiniz neredeydiniz?” dedi Daiyu. “Seslendim ama kimse gelmedi.”
Sedire doğru yürüdü, yüzünü duvara dönüp yattı, yatak perdelerini indirmelerini söyledi. Onlar da dediğini yapıp dışarı çıktılar. İkisi de içlerinden Daiyu’nün onları duyduğunu düşündü ama birbirlerine söylemeye cesaret edemediler.
Daiyu yatağında düşünürken, dışarıda fısıldaştıklarını duymuş ve gizlice dinlemek için kapıya gitmişti. Söylediklerinin detayını kaçırmıştı ama ana konu aşikârdı. Sanki büyük bir okyanusa batmış gibi hissetti kendisini. Kâbusundaki kehanet gerçekleşiyordu demek. Bir acı hissetti ve kedere boğuldu. Bundan kurtulmanın tek bir yolu vardı. Ölmesi gerekiyordu. Yaşayıp da bu korkunç şeyin gerçekleşmesini seyredemezdi. Baoyu olmazsa hayatın ne değeri vardı ki? Sığınacağı bir ailesi de yoktu. Eğer bugünden itibaren kendisine bakmazsa birkaç ay içinde sağlığı bozulur, bu dünyayı ve dertlerini ardında bırakarak giderdi.
Bu kararı aldıktan sonra, üzerine bir şey örtmek ya da kalın bir şey giymekle hiç uğraşmadan gözlerini kapatıp uyuyor numarası yaptı. Zijuan ve Xueyan birkaç kez yanına geldiler ama hiç kıpırdamadığını görünce rahatsız etmeye yeltenmediler, hatta yemek için bile kaldırmadılar. Daha sonra lambalar yakılınca, Zijuan perdelerin arasından baktı ve battaniyesi ayaklarının altında toplanmış bir hâlde uyuduğunu gördü. Üşüteceğinden korkarak oradan alıp üstüne örttü. Daiyu o gidene kadar hiç kıpırdamadı, sonra tekrar battaniyeyi tekmeleyerek açtı.
Bu arada Zijuan, Xueyan’i sorguladı tekrar.
“Uydurmadığından emin misin?”
“Uydurmadım tabii ki!” dedi Xueyan öfkeyle.
“Peki Daishu nereden biliyor?”
“İlk önce Xiaohong, Bayan Lian’in evinde duymuş.”
“Galiba Bayan Lin bizi duydu. Baksana ne hâle geldi. Nedeni bu olmalı. Bir daha bu konudan hiç söz etmeyelim.”
İki hizmetçi ortalığı toplayıp yatmaya hazırlandı. Zijuan, Daiyu’ye bakmaya gitti. Battaniyenin yine önceki hâlde olduğunu gördü. Yavaşça çekip örttü. O gece başka bir olay olmadan geçti.
Ertesi sabah Daiyu kızları uyandırmadan, erkenden kalktı; düşüncelere dalarak yalnız başına oturdu. Zijuan uyandığında onun çoktan kalktığını anladı.
“Bu sabah çok erken kalkmışsın, hanımım!” dedi.
“Evet, öyle.” dedi Daiyu kısaca. “Dün gece çok erken yattığım için.”
Zijuan aceleyle giyindi, Xueyan’i uyandırdı. İkisi beraber Daiyu’nün hazırlanmasına refakat ettiler. Daiyu ayna karşısında oturuyordu. Gözünden yaşlar süzülmeye başladı. İpek mendili kısa süre içinde sırılsıklam oldu. Şairin dediği gibi:
Zijuan, her şeyi daha beter yapmamak için onu teselli etmeye yeltenmedi. Daiyu uzunca bir süre hareketsiz oturdu, sonunda hâlâ gözünde yaşlarla, baştan savma bir şekilde sabah tuvaletine başladı. Bitince, birkaç dakika daha oturduğu yerde kaldı, sonra Zijuan’e Tibet tütsüsü yakmasını söyledi.
“Ama neredeyse hiç uyumadın. Tütsüyü neden yaktırıyorsun? Herhâlde sutra yazmaya başlamayacaksın?” dedi Zijuan.
Daiyu başını salladı.