Цао Сюэцинь – Kızıl Odanın Rüyası II. Cilt (страница 24)
“Benimki de Sonbahar Tazeliği Efendisi.” diye bağırdı Tanchun.
“ ‘Efendi’ ifadesinde sahte ve tuhaf bir şey var.” diye karşı çıktı Baoyu. “Etrafında bu kadar pavlonya ve muz ağacı varken neden onları kullanmıyorsun?”
“Peki o zaman.” dedi Tanchun. “Muz ağaçlarımı çok seviyorum, Muzların Altındaki Yabancı olsun.”
Herkes bunu daha orijinal bularak onayladı. Sadece Daiyu gülerek dalga geçti.
“Haydi canım!” dedi. “Tencereye koyup pişirin onu! Şarabımızla av eti iyi gider.”
Diğerleri şaşkın şaşkın bakınca gülerek açıklama yaptı. “Eski bir Taocu hikâyede, bir oduncu öldürdüğü geyiği muz ağacının altına saklar. Bu isim de o geyiği hatırlatıyor. Kuzen Tan kendine bu adı alınca kulüp üyelerine av eti olarak kendisini sunmuş oluyor.”
Herkes gülerken Tanchun araya girdi.
“Pekâlâ Bayan Zekâ! O zaman ‘Muz Düşkünü’ olsun. Ama dur sen! Seninle işim bitmedi.” dedi ve ötekilere dönerek devam etti. “Onun için de harika bir isim buldum. İmparator Shun öldüğünde iki karısı Xiang Nehri kıyısına gidip onu aramış. Efsaneye göre, iki kadın nehir tanrıçasına dönüşmüş ve gözyaşları nehir kıyısında büyüyen bambuların benekleri olmuş. Bu nedenle benekli bambulara onların adı verilmiş. O da Bambu Evi’nde yaşadığına ve sürekli ağladığına göre, bir gün avlusundaki bambular beneklenirse hiç şaşırmam. Bu durumda bence onun için en uygun takma ad ‘Nehir Kraliçesi’ olur.”
Ötekiler alkışlayarak bu adın Daiyu’ye çok uyduğunu onayladılar. Daiyu hiç sesini çıkarmadan başını önüne eğdi.
“Ben de Kuzen Baochai için bir isim buldum.” dedi Li Wan. “Daiyu’nünki gibi kraliyete ait değil ama soylu bir isim.”
“Neymiş?” diye sordu Xichun ve Yingchun.
“Alpinia Hanımefendisi’ne ne dersiniz?”
“Çok yakışır bence.” dedi Tanchun.
“Ya ben?” dedi Baoyu. “Kimse bana bir isim bulmayacak mı?”
“Sen mi!” dedi Baochai. “Senin zaten bir adın var. Boşa Telaşçı! Çünkü her zaman hiçbir şey yapmadan telaş içindesin.”
“Eski adını kullanabilirsin.” dedi Li Wan. “Çiçeklerin Prensi.”
“Gençlik patavatsızlıklarımı hatırlatarak beni utandırman şart mıydı?” dedi Baoyu, gülerek.
“Senin bir sürü takma adın var zaten.” dedi Tanchun. “Neden yeni bir tane istiyorsun? Beğendiğimiz bir tanesini kullanırız.”
“Yok, senin adını ben seçeyim.” dedi Baochai. “Aslında bir tane buldum. Belki biraz sıradan gelebilir ama bence sana çok uyar. Çok şanslı birisin sen; çok güzel bir ortamda, lüks içinde yaşıyorsun, bir sürü boş zamanın var. Üçüne birden sahip olacak kadar şanslı başka birileri olduğunu sanmam. Bu yüzden de ‘Şanslı Aylak’ senin için en uygun isim olur.”
“İltifat ediyorsun! En iyisi herkes benim için hangi adı uygun buluyorsa onu kullansın.” dedi Baoyu gülerek.
“Hayır, olmaz!” dedi Daiyu. “Kızıl Neşe Avlusu’nda yaşadığına göre neden ‘Kızıl Neşe Prensi demiyoruz?”
“Tamam!” dediler diğerleri. “Güzel.”
“Şimdi Kuzen Ying ve Kuzen Xi’ye ne diyeceğiz?” dedi Li Wan.
“İkimiz de şiir konusunda iyi değiliz.” dedi Yingchun. “Takma isim kullanmamızın bir anlamı yok.”
“Öyle bile olsa takma adlarınız olmalı.” dedi Tanchun.
“Yingchun Nergis Adası’nda yaşadığı için adı ‘Nergis Adalı’ olabilir. Xichun de Kokulu Lotus Köşkü’nde yaşadığına göre onun adı da ‘Lotus Sakini’ olsun.” dedi Baochai. “En basit çözüm buymuş gibi görünüyor.”
“Güzel.” dedi Li Wan. “Bu isimler çok yakıştı. Şimdi en büyüğünüz ben olduğuma göre, hepinizin kabul etmesini istediğim bazı şartlar teklif edeceğim. Ne olduğunu duyduğunuzda kabul etmekte zorlanmayacaksınız bence. İlki şu, bu kulübü kuran yedi kişi içinden üçü, yani Kuzen Ying, Kuzen Xi ve ben, şiir konusunda pek iyi olmadığımızdan, bizi şiir yazmaktan muaf tutmanızı ve kulübün memurları olarak görev yapmamıza izin vermenizi öneriyorum.”
“Kuzen Ying ve Kuzen Xi mi!” dedi Tanchun. “Kullanmayacaksanız takma isim bulmanın ne anlamı var peki? Bence bundan sonra bu isimleri kullanmamanın cezası olsun.”
“Her şeyin bir sırası var.” dedi Li Wan. “Önce kulübü bir kuralım da cezaları sonra konuşuruz. Kulüp toplantıları benim dairemde yapılsın çünkü en geniş oda bende. Ben şiir yazamam ama cahil birinin ev sahibiniz olmasına itiraz etmezseniz, sizin etkinizle zamanla ben de daha şairane ve incelikli biri olurum. Diğer bir şartım, beni başkan yapmanız. Bütün resmî işleri kendi başıma yürütemeyeceğim için iki başkan yardımcısı seçmem gerekir. Nergis Adalı ve Lotus Sakini’ni yardımcılarım olarak tayin ediyorum. Birisi temaları ve kafiyeleri belirleyecek, diğeri de gözetmen ve yazman olacak. Son olarak, biz üç memur şiir yazmak zorunda olmasak bile, istediğimiz zaman denememize engel olmayacaksınız. Tabii diğer dört kişinin şiir yazmaktan başka seçeneği yok. İşte benim şartlarım bunlar. Eğer kabul ederseniz, kulübü kurmanıza yardımcı olmaktan memnuniyet duyarım. Kabul etmezseniz, aranızda olmamın bir anlamı kalmaz ve bu güzel topluluktan çekilirim.”
Bu öneriler Yingchun ve Xichun için oldukça uygundu çünkü ikisi de şiir yazmak için hevesli değillerdi; Baochai ve Daiyu gibi ustalarla rekabete hiç niyetleri yoktu. Hemen kabul ettiler. Yingchun ile Xichun’ün memnuniyetle rıza gösterdiğini gören diğerleri de itiraz etmeyip razı oldular. Ama Tanchun aslında bu fikrin kendisine ait olduğunu ve gelinen noktada diğer üçünün sorumluluğu aldığını söylemeden edemedi.
“Tamam.” dedi Baoyu. “Her şey ayarlandı. Şimdi Çeltik Kokan Köy’e gidebiliriz.”
“Hep acele edersin.” dedi Li Wan. “Bugünkü toplantı hazırlıklar için yapıldı. Artık size davet göndermemi beklemeniz lazım.”
“Her şeyden önce ne sıklıkta toplanacağımıza karar verelim.” dedi Baochai.
“Umarım çok sık olmaz.” dedi Tanchun. “Aksi hâlde keyif olmaktan çıkar. Ayda iki ya da üçten fazla olmasın.”
“Ayda iki yeterli bence.” dedi Baochai başıyla onaylayarak. “Hangi günler olacağını belirlersek, hava nasıl olursa olsun mutlaka toplanırız. Ayrıca birisi isterse belirlenen günlerin dışında da toplantıya davet edebilmeli. Biraz esneklik sağlarsak çok daha keyifli olur.”
Diğerleri bu fikri beğenip onayladı.
“Şiir kulübü benim fikrimdi.” dedi Tanchun. “Bari ilk toplantısına benim ev sahipliği yapmama izin verin.”
“Tamam.” dedi Li Wan. “Yarın bir toplantı yapacağız ve bizi sen ağırlayacaksın.”
“Neden yarını bekliyoruz ki?” dedi Tanchun. “Şu andan daha iyisi yoktur. Bir başlık seçin, Nergis Adalı kafiyeleri belirlesin; Lotus Sakini de şiirlerimizi yazarken bizi denetlesin.”
“Bana sorarsanız, her zaman aynı iki kişinin temayı seçip kafiyeyi belirlemesindense kura çekelim.”
“Ben buraya gelirken birilerinin iki saksı beyaz begonya taşıdığını gördüm. Çok güzeldi. Tema bu olsun mu?” dedi Li Wan.
“Hepimiz görmedik ki.” dedi Yingchun. “Görmediğimiz şey hakkında nasıl şiir yazalım?”
“Hepimiz beyaz begonya nasıl olur biliyoruz.” dedi Baochai. “Hakkında şiir yazmak için neden görmemiz gereksin? Eskiler şiirsel bir temayı, o anda ifade etmek istedikleri duygularına bir araç olarak kullanırlarmış. Hakkında şiir yazacakları şeyleri görmeyi bekleselerdi asla şiir falan yazılamazdı.”
“Peki o hâlde, kafiyeyi belirliyorum.” dedi Yingchun.
Raftan bir şiir kitabı aldı, rastgele bir sayfa açtı ve diğerlerine gösterdi.
“İşte böyle sekiz dizelik şiirler yazacaksınız.” dedi.
Kitabı kapatıp, kapı eşiğinde durarak onları seyreden hizmetçiye döndü.
“Bize bir kelime söyle.” dedi. “Herhangi bir kelime.”
“Kapı.” dedi kız.
“Demek oluyor ki ilk dize ‘kapı’ kelimesiyle bitecek.” dedi Yingchun. Tekrar aynı kıza döndü. “Bir tane daha söyle.” dedi.
“Saksı.” dedi kız.
“Tamam, ‘saksı.’ ” dedi Yingchun.
Sonra kafiye kartlarının saklandığı kutuyu aldı, on üçüncü çekmeceyi açıp hizmetçi kızın rastgele iki tane kart seçmesini istedi. ‘Ruh’ ve ‘leke’ kelimeleri çıktı.
“Şimdi, herhangi bir çekmeceden istediğin kartı seç. Sadece bir tane.” dedi kıza.
Kızın seçtiği kartta ‘gün’ yazıyordu.
“Tamam.” dedi Yingchun. “Demek oluyor ki ilk dizeniz ‘kapı’ ile bitecek, ikincisi ‘saksı,’ dördüncüsü ‘ruh,’ altıncısı ‘leke’ ve sekizincisi ‘gün.’ ”
“Saksı ile kapı birbirine kolay kolay uymaz.” dedi Baoyu.
Tanchun’ün hizmetçisi Daishu yarışmacılar için dörder takım kâğıt ve kalem hazırladı. Daiyu hariç hepsi sessizce ne yazacaklarını düşünmeye başladı. Daiyu dışarıda dolaşıyor, pavlonya ağacının kabuklarıyla oynuyor, sonbaharın Bahçe’deki belirtilerini hayran hayran seyrediyordu. Arada bir hizmetçilerle şakalaşıyor, şiiri kafasına takmış gibi görünmüyordu. Yingchun hizmetçilerden birine Tatlı Rüya çubuğu yakmasını söyledi. Bu, yaklaşık sekiz santim uzunluğunda ve lamba fitili genişliğindeydi. Çabucak yanacak bir şeydi. Yarışmacılara şiirlerini bitirmek için çubuk yanıp bitene kadar zamanları olduğunu, aksi hâlde ceza alacaklarını söyledi.
İlk bitiren Tanchun oldu. Eline bir fırça alıp yazdıktan sonra tekrar üzerinden geçip birkaç düzeltme yaptı ve Yingchun’e teslim etti.
“Nasıl gidiyor, Alpinia Hanımefendisi? Şiirini düşündün mü?” diye sordu Baochai’e.
“Evet, bir şeyler düşündüm.” dedi Baochai. “Ama pek hoşuma gitmedi.”
Bu arada Baoyu ellerini arkasında kavuşturmuş koridorda bir aşağı bir yukarı gidip geliyordu. Konuşmaları duyunca Daiyu ile konuşmak için durdu.
“Duydun mu?” dedi. “İkisi neredeyse şiirlerini bitirmişler.”
“Sen kendi işine baksana.” dedi Daiyu.
Baoyu içeriye bir göz attı ve Baochai’in şiiriyle meşgul olduğunu gördü.