реклама
Бургер менюБургер меню

Цао Сюэцинь – Kızıl Odanın Rüyası II. Cilt (страница 25)

18

“Vay canına!” diye bağırdı. “Çubuğun iki santimi kaldı ama ben anca dört dize yazabildim.” Sonra Daiyu’ye döndü.

“Çubuk neredeyse bitiyor. Hâlâ o ıslak çimenlerin üzerinde çömelmiş ne yapıyorsun?”

Daiyu ona aldırmadı.

“Şimdi seni düşünecek hâlim yok.” dedi Baoyu. “Ne kadar kötü olursa olsun şiirimi tamamlamam lazım.” Böyle söyleyerek içeri girip masaya doğru gitti.

“Artık şiirleri görme zamanı geldi.” dedi Li Wan. “Hepsini okuyana kadar şiirini teslim etmeyen olursa cezasını öder.”

“Çeltik Çiftçisi kendi güzel şiir yazamasa da değerlendirme konusunda çok iyidir. Çok adaletli bir eleştirmendir. Hepimizin onun kararlarını kabul etmeye hazır olduğumuzdan eminim.” dedi Baoyu.

Diğerleri de onayladılar. Li Wan Tanchun’ün kâğıdını aldı, ötekiler de etrafından toplandılar.

Kış güneşi vuruyor asma kaplı kapıya, Duruyor altında yağmurdan yosun tutmuş saksı. Nazik bedeni kar kadar büyüleyici, Yeşimi gölgede bırakır saf ruhu. Mis kokulu kırılganlığı korkutuyor rüzgârı, Işıl ışıl beyazlığı dolunay kadar lekesiz! Beyaz çiçek perisi ipek kanatlarını silkele! İlahiyi benimle söyle ölmekte olan güne.

Hepsi Tanchun’ün şiirini çok beğendi. Sonra Baochai’inkini okudular.

Tatlı koku duruyor ardında örtük avlu kapısının, Sulamaya gidiyorum yosun kaplı saksıyı. Kızıllara bürünmüş yaz kardeşleri, Kar kadar, buz kadar saftır ruhu. Yalnız saf beyazlık göz kamaştırır; Ve yalnız beyaz yeşimde bulunmaz leke. Sanki dua ediyor sonbaharın beyaz tanrısına Güzelim çiçekler sessizce, biterken gün.

Li Wan gülümsedi.

“İşte Alpinia Hanımefendisi kendini gayet isabetli bir şekilde ifade etti.” dedi.

Sonra Baoyu’nün şiirine sıra geldi.

Beyaz sonbaharın kız kardeşi durur kapıda, Kar gibidir çiçekleri, büyür saksıda. Yang Hanım çıkar banyodan, buz gibi saf, Yeşim kadar temiz Xi Shi’nin yaslı ruhu. Hiçbir sabah esintisi kurutamaz inci gözyaşlarını, Yağmur geceye ekler taze lekeler. Dalgın ve vakur çiçekleri salınır nazikçe, Hüzünlü bir flüt yas tutar solan güne!

Herkes okuduktan sonra Baoyu üçünün içinde en çok Tanchun’ün şiirini beğendiğini söyledi ama Li Wan Baochai’inkinin harika olduğu konusunda ısrar etti. Tam Daiyu’ye elini çabuk tutmasını söyleyecekti ki kız içeri girdi.

“Hepiniz bitirdiniz mi?” diye sordu.

Hemen fırçasını çıkarıp eline ilk gelen kâğıda hiç duraklamadan zihninde tamamladığı sekiz dizeyi karaladı ve masaya attı. Li Wan ve diğerleri okumaya başladılar.

Yarı açık bambu perde, yarı kapalı kapı, Kırık buza benziyor kalıbın, yeşim gibi saksın.

Daha ilk iki dizeyi henüz okumuşlardı ki Baoyu övgüler yağdırmaya başladı.

“Mükemmel! Nereden buldun bu fikirleri?”

Armut çiçeklerinden çalmışsın beyazı, Erik çiçeğinden ödünç almışsın ruhunu.

Hepsi bu dizelerden büyülendi.

“Çok güzel. Orijinal. Diğer üçünden çok farklı.”

Ay tanrıçası beyaz bir elbise diker, Sonbahar hüznüne kapılmış kızlar siler gözyaşı lekelerini. Sessiz ve mahcup, tek kelime şikâyet etmez, Dayanır sonbahar esintisine biterken gün.

“Evet, en mükemmeli bu.” dediler. “Dördü içinde en şahanesi!”

“İncelik ve orijinallik açısından öyle.” dedi Li Wan. “Ama nitelik ve dil sadeliği bakımından Alpinia Hanımefendisi’ninkini tercih ederim.”

“Bence de doğru bir karar!” dedi Tanchun. “Nehir Kraliçesi ikinciliği almalı.”

“Kızıl Neşe Prensi de sonuncu olur.” dedi Li Wan. “Kabul mü?”

“Evet, tabii.” dedi Baoyu gülerek. “Çok adil bir karar. Benim şiirim pek iyi değildi. Ama Alpinia Hanımefendisi ile Nehir Kraliçesi’ninkini yeniden değerlendirmelisiniz bence.”

“Karar mercii benim. Uymayı kabul etmiştiniz.” dedi Li Wan. “Sizin bu konuda söz hakkınız yok. Eğer birisi benim kararımı sorgulayacak olursa, ceza öder.”

Baoyu konuyu kapatmak zorunda kaldı.

“Toplantılarımızın her ayın ikisinde ve on altısında yapılmasını teklif ediyorum.” dedi Li Wan. “Bu toplantılarda konuyu ve kafiyeyi ben seçeceğim. Bu tarihler arasında başka bir toplantı daha yapmak isteyen olursa, buna bir engel yok. Aslında isterseniz her gün yaparız. Bu tamamen size kalmış. Ayın ikisinde ve on altısında hepiniz benim daireme geleceksiniz ve bu iki tarihteki toplantılar benim sorumluluğumda olacak.”

“Kulüp için bir isim bulmamız lazım.” dedi Baoyu.

“Sıradan bir şey olmasın.” dedi Tanchun. “Ama öyle tuhaf ve fazla modern bir şey de istemeyiz. İlk şiirimize begonya ile başladığımıza göre, neden Begonya Kulübü demiyoruz? Biraz sıradan gibi görünebilir ama bizim için öyle olmaz çünkü kuruluş toplantımızın anısını taşır.”

Tanchun’ün teklifi genel bir tartışmaya yol açtı. İkram ettiği yiyecek ve içecekleri paylaştıktan sonra ayrıldılar. Kimisi kendi dairesine döndü; kimisi de Büyükanne Jia ve Wang Hanım’ın dairelerine. Hikâyemiz onları bu noktada bırakıyor.

Baoyu Tanchun’ün mektubunu aldığı zaman Xiren de oradaydı ve okur okumaz Cuimo ile beraber heyecanla fırlayıp gittiğini görmüş ama bu heyecanın sebebinin ne olabileceğini kestirememişti. O gittikten kısa bir süre sonra, iki yaşlı kadın ellerinde begonya saksılarıyla arka kapıdan girdi. Xiren çiçekleri kimin gönderdiğini sordu; kadınlar açıklayınca saksıları koymaları için yer gösterdi. Sonra onları hizmetçi odasına buyur edip kendisi para getirmek için Baoyu’nün odasına gitti. On sekiz gram gümüş tartıp paketledi, ilaveten üç yüz bakır sikke alıp kadınların yanına döndü.

“Gümüş, çiçekleri getiren çocuklar için.” dedi. “Para da sizin, içecek bir şeyler alırsınız.”

İki kadın yüzleri ışıldayarak kalktı. Defalarca teşekkür ederek istemiyormuş gibi yaptılar ama Xiren’in ısrarı üzerine kabul ettiler.

“Kapıda görevli kimse var mı?” diye sordu Xiren.