Татьяна Олива Моралес – Турецкий язык. Перевод прозы на примере романа «KÜRK MANTOLU MADONNA». Практикум с заданиями (В2-С1). Часть 1 (глава 2) (страница 2)
4. Gibi her müracaat ettiğim hayır sahibinden dinlemeye alıştığım beylik sözlerle beni uğurlamıştı.
5. Buna rağmen gittim. İçimde bir ümitten ziyade, ned
6. Adeta nefsime: «Dün akşam ses çıkarmadan dinledin ve onun sana karşı velinimet tavrı takınmasına razı oldun ya, haydi bakalım, bunu sonuna kadar götürmeli, sen buna l
7. Hademe beni evvela küçük bir odaya alıp bekletti.
8. Hamdi’nin yanına girdiğim zaman yüzümde gene o dünkü a
9. Hamdi önünde serili duran bir sürü kâğıt ve içeri girip çıkan bir sürü memurla meşguldü.
10. Bana başıyla bir iskemle gösterdi ve işine bakmakta devam etti.
11. Elini sıkmaya cesaret edemeden iskemleye iliştim.
12. Şimdi onun karşısında hakikaten amirim, hatta velinimetimmiş gibi bir şaşkınlık duyuyor ve bu kadar alçalan benliğime bu muameleyi cidden layık görüyordum.
13. Dün akşam beni yolda otomobiline alan mektep arkadaşımla, on iki saatten biraz f
14. insanlar arasındaki münasebetleri tanzim eden amiller ne kadar gülünç, ne kadar dıştan, ne kadar boş ve bilhassa asıl insanlıkla ne kadar az alakası olan şeylerdi…
15.1. Dün akşamdan beri ne Hamdi, ne de ben hakikatte değişmiş değildik; neysek gene oyduk;
15.2. buna rağmen onun bana dair, benim ona dair öğrendiğimiz b
16. İşin asıl garip tarafı, ikimiz de bu değişikliği olduğu gibi kabul ediyor ve tabii buluyorduk.
17. Benim kızgınlığım Hamdi’ye değil, kendime de değil, s
18. Odanın tenhalaştığı bir anda arkadaşım başını kaldırarak: «Sana bir iş buldum!» dedi. Sonra, yüzüme o cesur ve manalı gözlerini dikerek ilave etti:
19. «Y
20. Adeta şirketle bankalar arasında irtibat memuru gibi bir şey…
21. Boş zamanlarında içeride oturur, kendi işlerine bakarsın…
22. İstediğin kadar şiir yaz… Ben müdürle konuştum, tayinini yapacağız…
23. Fakat sana şimdilik pek f
H
24. Koltuğundan kalkmadan elini uzattı. Sokuldum ve teşekkür ettim.
25. Yüzünde, bana iyilik ettiği için, samimi bir memnuniyet vardı.
26. Onun aslında hiç de fena bir insan olmadığını, y
27. Fakat dışarı çık
28. Sonra ağır ağır, başım önümde, birkaç adım yürüyerek ilk rast geldiğim hademeye mütercim Raif efendinin odasını sordum.
29. Adam eliyle gayri muayyen bir kapıyı gösterdi ve geçti.
30. Tekrar durdum. Niçin bırakıp gidemiyordum? Kırk lira aylığı mı feda edemiyordum?
31. Y
32. Hayır! Aylardan beri süren işsizlik, buradan çıkınca nereye gideceğimi, nerede iş arayacağımı bilmemek…
33. Ve artık tamamıyla pençesine düşmüş olduğum bir cesaretsizlik…
34. İşte beni o loş koridorda tutan ve oradan geçecek olan diğer hademeyi beklemeye sevk eden bunlardı.
35. Nihayet rastgele bir kapıyı araladım ve içeride Raif efendiyi gördüm.
36. Onu evvelden tanımıyordum.
37. Buna rağmen, masasının başına eğilmiş gördüğüm bu adamın başkası olamayacağını derhal hissettim.
38. Sonradan bu kanaatin nereden geldiğini düşündüm.
39. Hamdi bana:
«Bizim Almanca mütercimi Raif efendinin odasına senin için bir masa koydurdum, kendisi sessiz sedasız, allahlık bir adamdır, kimseye zararı dokunmaz» demişti.
40. Sonra herkese bay, bayan denildiği bu sıralarda ondan hâlâ efendi diye bahsediyordu.
41. İhtimal bu tariflerin kafamda yarattığı hayal orada gördüğüm kır saçlı, bağa gözlüklü, tıraşı uzamış adama pek benzediği için hiç çekinmeden içeri girmiş, başını kaldırıp dalgın gözlerle bana bakan zata:
«Raif efendi sizsiniz, değil mi?» diye sormuştum.
42. Karşımdaki bir müddet beni süzdü.
43. Sonra hafif ve adeta korkak bir sesle:
«Evet, benim! Siz de galiba bize gelen memursunuz. Biraz evvel masanızı hazırladılar. Buy
44. İskemleye geçip oturdum.
45. Masanın üzerindeki soluk mürekkep lekelerini, çizgileri seyretmeye başladım.
46. Bir yabancı ile karşı karşıya oturulduğu zaman âdet olduğu üzere oda arkadaşımı gizliden gizliye tetkik etmek, kaçamak bakışlarla hakkında ilk -ve tabii yanlış- kanaatler edinmek istiyordum.
47. Fakat onun bu arzuyu hiç hissetmediğini ve başını tekrar önündeki işe eğerek ben odada yokmuşum gibi meşgul olduğunu gördüm.
48. Öğleye kadar bu hal devam etti. Ben artık gözlerimi pervasızca karşımdakine dikmiştim.
49. Kısa kesilmiş saçlarının tepesi açılmaya başlamıştı.
50. Küçük kulaklarının altından gerdanına doğru birçok kırışıklar uzanıyordu.
51. Uzun ve ince parmaklı ellerini önündeki kâğıtlar arasında gezdiriyor ve sıkıntı çekmeden tercüme yapıyordu.
52. Ara sıra, bulamadığı bir kelimeyi düşünür gibi gözlerini kaldırıyor ve bakışlarımız karşılaşınca yüzünde gülümsemeye benzer bir hareket oluyordu.
53. Yandan ve tepeden bakınca hayli yaşlı göründüğü halde çehresinin, hele böyle gülüşme anlarında, insana hayret verecek kadar saf ve çocukça bir ifadesi vardı.
54. Sarı ve altları kırpılmış bıyıkları bu ifadeyi daha çok kuvvetlendiriyordu.
55. Öğle üzeri yemeğe giderken, onun yerinden kımıldanmadığını, masasının gözlerinden birini açarak önüne kâğıda sarılmış bir ekmek ve bir küçük sefertası gözü çıkardığını gördüm.
56. «Afiyet olsun!» diyerek odayı terk ettim.
Упражнение 2
1. Проверьте правильность вашего перевода. Выполните задания к предложению, с которым работаете.
2. Прослушайте данное предложение (вместе со всеми ранее переведенными, если такие есть) в записи по ссылке ниже.
Ссылка на аудиозапись (
* Ваша цель добиться полного понимания при сопоставлении слов из текста с их соответствиями в аудиозаписи.
Автор: Сабахаттин Али
KÜRK MANTOLU MADONNA