Татьяна Олива Моралес – Турецкий язык. Перевод прозы на примере романа «Kürk Mantolu Madonna». Практикум с заданиями (В2–С1). Часть 1 (глава 1) (страница 2)
3. Ne zaman kendimle baş başa kalsam, Raif efendinin saf yüzü, biraz dünyadan uzak, buna rağmen bir insana tesadüf ettikleri zaman tebessüm etmek isteyen bakışları gözlerimin önünde canlanıyor.
4. Halbuki o hiç de fevkalade bir adam değildi.
5. Hatta pek alelade, hiçbir hususiyeti olmayan, her gün etrafımızda yüzlercesini görüp de bakmadan geçtiğimiz insanlardan biriydi.
6. Hayatının bildiğimiz ve bilmediğimiz taraflarında insana merak verecek bir cihet olmadığı muhakkaktı.
7. B
8. H
9. Fakat bunu düşün
10. onların da birer kafaları, bunun içinde, isteseler de istemeseler de işlemeye mahkûm birer dimağları bulunduğunu, bunun neticesi olarak kendilerine göre bir iç âlemleri olacağını hiç aklımıza getirmeyiz.
11. Bu âlemin tezahürlerini dışarı vermediklerine bakıp onların mânen yaşamadıklarına hükmedecek yerde, en basit bir beşer tecessüsü ile, bu meçhul âlemi merak etsek, b
12. Fakat insanlar ned
13. Dibinde bir ejderhanın yaşadığı bilinen bir kuyuya inecek bir kahraman bulmak, muhakkak ki, dibinde ne olduğu hiç bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan daha kolaydır.
14. Benim de Raif efendiyi daha yakından tanımam s
15. Bir bankadaki küçük memuriyetimden çıkarıldıktan sonra -neden çıkarıldığımı hâlâ bilemiyorum, bana sad
16. Beş on kuruş param, yaz aylarını sürünmeden geçirmemi temin etti, fakat yaklaşan kış, arkadaş odalarında, sedir üzerinde yatmanın sonu gelmesini icap ettiriyordu.
17. Bir hafta sonra bitecek olan lok
18.1. Sonu çıkmayacağını bile bile girdiğim birçok kabul imtihanlarının hakikaten sonu çıkmayınca nedense gene üzülüyor;
18.2. arkadaşlardan habersiz olarak, tezgâhtarlık için müracaat ettiğim mağazalardan ret cevabı alınca yeis içinde gece yarılarına kadar dolaşıyordum.
19. Birkaç tanıdık tarafından ara sıra davet edildiğim içki sofralarında dahi vaziyetimin ümitsizliğini unutamıyordum.
20. İşin garibi, sıkıntımın arttığı ve ihtiyaçlarımın beni bugünden yarma çıkarması bile imkânsız hale geldiği nispette, benim de çekingenliğim, mahcupluğum artıyordu.
21.1. Evv
21.2. evv
22. «Vaziyetin nasıl?» diye sordukları zaman, acemi bir gülümseme ile: «Fena değil… Tek tük muvakkat işler buluyorum!» diye cevap veriyor ve h
23. İnsanlara ne kadar çok muhtaç olursam onlardan kaçmak ihtiyacım da o kadar artıyordu.
24. Bir gün, akşamüstü, istasyonla Sergievi arasındaki tenha yolda
25. Halkevinin camlarından aksederek beyaz mermer binayı kan rengi deliklere boğan güneş, akasya ağaçlarının ve çam fidanlarının üzerinde yükselen ve buğu mudur, toz mudur, ne olduğu belli olmayan duman, herhangi bir inşaattan dönen ve parça parça elbiselerinin içinde sessiz ve biraz kam bur yürüyen ameleler, üstünde yer yer otomobil lastiği izleri uzanan asfalt…
26. Bunların hepsi mevcudiyetlerinden memnun görünüyorlardı.
27. Her şey, her şeyi olduğu gibi kabul etmekt
28. Şu halde bana da yapacak başka bir şey kalmıyordu.
29. Tam bu sırada yanımdan h
30. Başımı çevirip baktığım zaman camın arkasındaki çehreyi tanıdığımı zannettim.
31. Nitekim araba beş on adım gittikten sonra durdu, kapısı açıldı; mektep arkadaşlarımdan Hamdi, başını uzatmış, beni çağırıyordu.
Sokuldum.
32. «Nereye gidiyorsun?» diye sordu. «Hiç, geziniyorum!» «Gel, bize gidelim!»
33. Cevabımı beklemeden bana yanında yer açtı.
34. Yolda anlattığına göre, çalıştığı şirketin b
35. «Geleceğimi eve telgrafla bildirmiştim, herh
36. Y
Güldüm.
37. Sık sık görüştüğüm Hamdi’yi, bankadan ayrıldığımdan beri görmemiştim.
38. Makine vesaire komisyonculuğu yapan,
39. İşsiz zamanımda kendisine müracaat etmeyişim de h
40. İş bulmasını rica etmeye değil de, para yardımı yapmasını istemeye geldim zanneder diye çekinmiştim.
41. «Hep bankada mısın?» diye sordu.
42. «Hayır, ayrıldım!» dedim. Hayret etti: «Nereye girdin?» İstemeye istemeye cevap verdim: «Açıktayım!»
43. Beni baştan aşağı bir süzdü, kılık kıyafetime baktı, evine davet ettiğine pişman olmamış olmalı ki, elini dostça bir tebessümle omzuma vurarak:
44. «Bu akşam konuşup bir çare buluruz, aldırma!» dedi.
45. Halinden memnun ve kendinden emin görünüyordu.
46. Demek
47. Küçük, fakat şirin bir evde oturuyordu.
48. Biraz çirkin, fakat cana yakın bir karısı vardı.
49. Hiç çekinmeden yanımda öpüştüler.
50. Hamdi beni y
51. Beni karısına tanıtmadığı için, ne yapacağımı bilmeden, misafir odasının ortasında dikilip kaldım.
52. Karısı da kapının yanında duruyor ve belli etmeden beni süzüyordu. Bir müddet düşündü.
53. Galiba zihninden
«Buyurun, oturun!» demek geçti. Fakat sonra buna lüzum görmeyerek yav
54. Her zaman ihmalkâr olmayan, hatta bu gibi kaidelere fazl
55. Müh
56. Sonra, o zamana kadar «siz» diye hitap ettikleri dostlarına birdenbire ahb
57. Bütün bunlarla son günlerde o kadar çok karşılaşmıştım ki, Hamdi’ye kızmak ve gücenmek aklıma bile gelmedi.
58. S
59. Fakat bu sırada beyaz önlüklü, başörtülü, yaşlı bir köylü kadın, yamalı siyah çoraplarıyla, hiç ses çıkarmadan k
60. Üzeri sırma çiçekli lacivert koltuklardan birine oturdum, etrafıma baktım.
61. Duvarlarda aile ve artist fotoğrafları, kenarda, hanıma ait olduğu anlaşılan bir kitap rafında, yirmi beş kuruşluk birkaç romanla moda mecmuaları vardı.
62. Bir sigara iskemlesinin altına dizilmiş bulunan birkaç albüm, misafirler tarafından bir hayli hırpalanmışa benziyordu.