Samuel Butler – Erewhon’a İkinci Ziyaret (страница 6)
Ancak yine de profesörün tavrı değişmişti: “Haklısın, ben de onların keklik kemiği olduğunu düşünmüştüm ama elime alıncaya kadar emin olamadım.” dedi. “Ben de yolunmuş kuşların keklik olduğunu görüyorum ama çok az ışık olduğundan ve onları daha önce tüysüz görmediğimden ilk başta anlayamadım.”
Sanırım, Hanky, arkadaşının ne demek istediğini anlamış olacak ki “Panky çok açım.” dedi.
Diğeri kaba sesini hoş çıkana kadar ayarlayarak “Of, Hanky, zavallı adamı kandırma.” diye cevap verdi.
“Panky bırak artık; artık Bridgeford’da değiliz; ben çok açım ve o kuşların yarısının bıldırcın değil keklik olduğuna eminim.”
Babam “Belki bazıları belirli şartlar altında keklik olabilir, efendim. Sonuçta ben cahil bir adamım.” dedi.
“Gel, gel.” dedi Hanky ve iki buçuk şilin değerinde parayı babamın eline verdi.
“Ne demek istediğinizi anlamıyorum, efendim, eğer anlasaydım, iki buçuk şilin yeterli olmazdı.” dedi babam.
“Hanky, bu arkadaşı sana ders vermesi için ikna etmelisin.” dedi Panky.
4. Bölüm
Babam, Hanky ve Panky’nin Konuşmalarına Kulak Misafiri Olur
Babam zorluklar içinde okumuştu ve birinin durumundan çıkar sağlamayı abartmanın iyi bir şey olmadığını bilirdi. Kuşların, burada durumlar onun eskiden bildiği önceki ederinden az da olsa üç çift kuş karşılığı adamlardan beş şilin aldı.
Ayrıca, bu bankalar dışında hiçbir yerde değeri olmayan bir şilin değerinde Müzikal Banka parası (kitabında açıkladığı gibi) almaya da razı oldu. Bunu yaptı çünkü Müzikal Banka parası taşıdığının görülmesi ona karşı saygı uyandırırdı ve aynı zamanda birazını da bu bilinmeyen paranın henüz yer almadığı İngiltere Müzesine vermek istiyordu. Ama paralar gözüne daha önce hatırladığından daha ince ve küçük göründü.
Ona Müzikal Banka parasını veren Hanky değil Panky’ydi. Panky riyakâr olanıydı; o kadar ki kendisini bile kandırabilirdi. Bu arada, birini kandırmak zor bir şey olmasa da yine de asıl kandırılmaya değer kişileri kandıramadığı için kandırmakta çok başarılı sayılmazdı.
Hanky’nin ara sıra yaptığı dürüstlüğü insanlara kalkanlarını indirtirdi. Sıkıcı, yüzeysel ve safi, kaba saba bir profesördü. Profesör olarak tabii ki iddia ederdi ama gerektiğinden daha fazla yalan söylemezdi; destekler ve desteklenirdi ama yine de sağlam, kurt gibi bir insandı.
Diğer yandan Panky’ye insan bile denemezdi; kendisini bütün ciddiyetle işine vermiş ve yaşayan bir yalan olmuştu. Eğer
Filozoflar bıldırcınlara benzer, iki ya da üç kez hayal güçleriyle uçuş yapabilirler; uyku arası vermediklerinde ise bunu daha seyrek yaparlardı. Bu profesörler babamın kaçak avcı ve korucu olduğunu; bıldırcınların pazar ziyafeti için istendiğini ve keklik yemek üzere olduklarını hayal etmişlerdi (En azından Panky.). Şimdi yorgunlardı ve her zamanki konuşmalarına dalarak sanki orada yokmuş gibi babama fazla ilgi göstermiyorlardı.
Zavallı adam, Hanky’den aldığı bıçakla kestiği bıldırcınlardan başka bir şey düşünmüyormuş gibi görünürken söyledikleri her sözü içiyordu. Hızla yolduğu iki kuşu bir an önce temiz közlerin üzerine yatırdı.
“Pazara kadar ne yapacağımızı bilmiyorum. Bugün perşembe. Ayın yirmi dokuzu değil mi? Evet tabii ki öyle. Pazar ilk gün. Ayrıca bu bizim iznimizde yazıyor. Yarın dinlenebiliriz; cumartesi ne yapabiliriz onu merak ediyorum. Ama o zamana kadar diğerleri burada olur ve onlara heykellerden bahsedebiliriz.” dedi Hanky.
“Evet, ama dikkat et de keklikler hakkında ağzından bir şey kaçırma.”
“Bence Dr. Downie’ye söyleyebiliriz.”
“Kimseye söyleme.”
Sonra heykeller hakkında hiçbir şey bilinmediğinin ortada olduğu hakkında konuştular. Ama babam pişirmek için birkaç dakika uğraştığı bıldırcınları servis ederek konuşmalarını böldü.
“Bıldırcın ne lezzetli kuş!” dedi Hanky.
Diğeri azarlayarak “Keklik Hanky, keklik!” dedi.
İlk gelenleri birkaç dakika içinde bitirerek heykeller konusuna döndüler.
“Yaşlı Bayan Nosnibor, Güneş’in Oğlu’nun kendisine heykellerin, babası güneşin kızgınlığına maruz kalmış olan on kabileyi simgelediğini söylediğini söyledi.” dedi Panky.
Babamın hisleri hakkında yorum yapmayacağım.
Hanky “Güneş’in Oğlu! Saçmalığın daniskası. O hiçbir zaman Güneş’in babası olduğunu söylemedi. Ayrıca onun hakkında duyduğum her şeyden onun değerli bir aptal olduğunu algılıyorum.” diye cevap verdi.
“Of Hanky, Hanky! Bu şekilde konuşmaya devam edersen her şeyi berbat edeceksin.”
“Asıl hiç konuşmayarak sen kendin berbat edeceksin Panky. İnsanlar kandırılmayı sever ama aynı zamanda kendi aldatmacalarından kuşkulanılmasından da hoşlanırlar ve sen asla kuşku duymazsın.”
Panky, heykellere dönerek “Kraliçe, öyle olduğunda ısrarcı…” dedi.
Hanky “İşte yeni pişenler de geldi.” diye kesti sözünü. “Boş ver kraliçeyi.”
Kuşlar yendikten sonra Panky yine kraliçe hakkındaki hikâyesine başladı.
“Kraliçe kendilerinin eski Hemen-Öp-Beni Tanrısı’nın tarikatıyla bağlantılı olduklarını söylüyor.”
“Ya öylelerse? Ama kraliçe Hemen-Öp-Beni’yi her şeyde görür. Bir bıldırcın daha, eğer lütfederseniz, bay korucu.”
Babam derhâl başka kuş getirdi. Bunlar yenirken sessizlik oldu.
Panky, “Güneş’in Oğlu’ndan bahsedelim; onu hiç gördün mü?” dedi.
“Hiç görmedim ve umarım asla görmem.”
Ve sonra son kuşlar da yendi
Panky “Ahbap, biraz daha odun getir; ateş neredeyse söndü.”
Ateşin gerçek korucuların dikkatini çekmesinden korkan babam “Daha odun bulamam bayım.” dedi
Hanky “Boş ver, birazdan ay çıkacak.” dedi.
Panky “Peki Hanky, şimdi söyle bakalım pazar günkü vaazında ne söylemeyi düşünüyorsun?” dedi. “Sanırım bu sefer iyi düşünmüşsündür.”
“Hemen hemen. Her zamanki sınırlarda tutacağım. Güneş’in Oğlu’nun bizi kurtardığı cahil şehirden bahsedeceğim ve Müzikal Bankanın hemen harekete geçerek nasıl şimdiki evrensel başarısı aracılığı ile kutsandığını göstereceğim. Güneş’in Oğlu’nun hapishanede kalmasıyla ve Güneşin Oğlu Kanıt Topluluğu’na verilmesiyle Sunchston’a yayılan ölümsüz ihtişam hakkında konuşmalıyım ve tapınağın hizmeti için gereken papazlığa bağışlanacak fonlar hakkında.”
“Dört siyah-beyaz atla ilgili ne yapacaksın?”
“O konuda ısrarcı olacağım tabii ki altı tane yapana kadar.”
“Neden at olamadıklarını gerçekten görmüyorum.”
“Bence de görmüyorsun.” Sert bir şekilde diğerine döndü: “Ama onlar siyah ve beyaz leyleklerdi ve sen de bunu benim kadar iyi biliyorsun. Yine de ilgi gördüler ve şimdi mihrabın üzerinde duruyorlar, muhteşem bir şekilde hoplayıp zıplıyorlar, bu yüzden onları ileri süreceğim.”
Babam yine
Çok fazla düşünmesine gerek yoktu; mihrap denilen yeri görmeye geldiğinde üzerine yerleştirilen masanın Hristiyan kiliselerindeki mihrapla benzerliği olmadığını gördü. Bu basit bir masaydı, üzerine Müzikal Banka bozuk paralarıyla dolu iki kâse yerleştirilmişti; iki veznedar masanın iki yanına oturup oraya gelenlerin hepsine bunlardan dağıtıyorlardı. Bu arada masanın önünde insanların o bölgeye ait bozuk paraları attıkları bir kutu vardı. İnsanlar istedikleri kadar ya da ne kadarına güçleri yetiyorsa bu kutuya atıyorlardı.
Bağış fikri üzerinde düşünülmemişti. Masanın konumu ise ona verilen isim gibi, Erewhon’luların babamdan isimleri ve uygulamaları kendilerine nasıl mal ettiklerine dair bir örnekti. Bunların ne olduğunu, ne anlama geldiğini anlamamışlardı. Bu yüzden, bir kez daha, Profesör Hanky bağışlardan bahsetti, bağışın ne olduğuna dair en belirsiz fikre o sahipti.
Şunu da ilave edebilirim ki bir delikanlıyken babam İncil’i sürekli okurdu ve asla unutmazdı. Bu yüzden İncil’e ait pasajlar ve saf bilinçsiz düşüncenin etkisi olan ifadeler her zaman dilinde olmuştur. Erewhon’lular bu ifadelerin çoğunu yakalamıştı ama babam onları bazen o kadar bozardı ki zar zor anlaşılırdı.
İlk gelişinde söylendiğini hatırladığı şeyler sürekli olarak ikinci ziyaretinin ilk günlerinde karşısına çıkıyordu. Kendi sözlerinin gülünç taklitleriyle karşılaşmak ya da kendisininkinden daha dinî sözlerle karşılaşmak onu şok ediyordu; üstelik onları düzeltemiyordu da. Bana “Merak ediyorum da hiç kimse bunun cehennemdeki lanetlilerin bir cezası olduğunu anlamadı mı?” dedi.
Çok uzun süredir ihmal ettiğim Profesör Hanky’ye geri döneyim:
“Ve elbette belediye başkanının karısı…” Onu artık Yram olarak düşünmemeliyiz. “Hakkında bir sürü güzel şey söyleyeceğim.” diye devam etti.
Panky “Belediye başkanının karısı çok tehlikeli bir kadın; bak kendisine yeni Erewhon giysileri verilmeden önce Güneş’in Oğlu’nun kendi giysilerini giymesine nasıl karşı çıktı. Ayrıca içten içe şüpheci bir kadın ve o kıymetli oğlu da öyle.” diye cevap verdi.
Hanky “Oldukça haklıydı. Ona hapisanedeyken akşam yemeği götürdüğünde Güneş’in Oğlu’nun üzerinde hâlâ buraya geldiği kıyafetler vardı ve erkekler, bir erkeğin nasıl giyindiğini etmese de kadınlar fark eder. Ayrıca, onun onları giydiğini gören pek çok kişi var.” dedi homurtu ile.
Panky “Belki, ama bu konuda espiriler yapmış olmasaydık, asla kralla konuşamazdık. Yram hırçınlığıyla bizi neredeyse harap etti. Eğer onu korkutmuş olmasaydık ve senin çalışman yanmasaydı…” dedi.