реклама
Бургер менюБургер меню

Пер Валё – Teröristler (страница 9)

18

Buldozer Olsson şimdi kendi değerlendirmesini yapmak için ayağa kalktı.

Rhea gözlerini kısarak onu gözlemledi. Umutsuz kılığı bir yana, öz güveni yüksek ve yaptığı işe dört elle sarılan bir adamdı. Borazan’ın savunma hattını görmüştü ve bunların etkisi altına girmeye hiç niyeti yoktu. Onun yerine kendini basitçe ve kısaca ifade etti, ilk argümanına sadık kaldı. Göğsünü şişirdi, daha doğrusu göbeğini. Temizlenmemiş kahverengi ayakkabılarına baktı ve yumuşak bir sesle söze başladı.

“Değerlendirmemi, kanıtlanmış gerçekleri yinelemekle sınırlandırmak isterim. Rebecka Lind, PK Bank’a gitti, bıçaklıydı ve ganimetlerini doldurmayı planladığı omuz askılı çantası vardı. Benzer türdeki banka soygunları hakkında uzun deneyimlerimden sonra -hatta bu yıl yüzlercesi yaşandı- Rebecka’nın belli bir kalıba uygun davrandığına inanıyorum, gerçi tecrübesizliği onun hemen yakalanmasına neden olmuş. Şahsen sanık için üzülüyorum, hem çok genç, hem de böylesi ciddi bir suçu işleyebileceğine inanmış. Aynı zamanda yasalara olan saygım, beni koşulsuz hapis cezası talep etmeye mecbur tutuyor. Bu mahkemede sunulan deliller tartışmaya açık değildir. Hiçbir tartışmayla ortadan kaldırılamaz.”

Buldozer kravatını yokladı, sonra şu sonuca bağladı: “Davamı bu şekilde mahkemenin onayına sunuyorum.”

“Savunma makamı son savunmaya hazır mıdır?” diye sordu hâkim.

Borazan bir nebze bile hazır değildi. Belgelerini düzenlemeden bir araya getirip derledi, yanmamış purosuna şöyle bir baktı, sonra cebine koydu. Mahkeme salonunda etrafına baktı, herkesi tek tek süzdü, sanki onları daha önce hiç görmemişti. Sonra ayağa kalktı ve hâkimin önünde topallayarak volta attı.

Sonunda şöyle dedi; “Zaten belirttiğim üzere, sanık kürsüsüne ya da sandalyesine mi demeliyim, oturtulmuş bu genç kız masumdur ve onu savunmak adına yapılacak bir konuşma tamamen gereksizdir. Yine de birkaç söz söylemeliyim.”

Herkes Borazan’ın ‘birkaç söz’le neyi kastettiğini anlamak için gergince ona döndü.

Borazan ceketinin düğmesini açtı, rahatlayıp geğirdi, tüm midesini dışarı çıkarmıştı. “İddia makamının da belirttiği üzere, bu ülkede birçok banka soygunu yaşanıyor. Kamuoyunda yaygın bir şekilde duyuluyor, aynı zamanda polis de engel olmak için oldukça ciddi bir şekilde çalışıyor ve tüm bunlar hem savcıyı meşhur etti, hem de genel bir histeriye yol açtı.”

Borazan durup bir an gözlerini yere dikerek, muhtemelen konsantre olmaya çalışarak bekledikten sonra kaldığı yerden devam etti.

“Toplum Rebecka Lind’e ne yardım ediyordu ne de Rebecka bu toplumdan hazzediyordu. Ne okul, ne kendi anne babası, ne de ondan büyük jenerasyon ona destek olmuştu. Hâlihazırdaki hükümet sistemiyle ilgilenme zahmetine girmediği için kimse onu suçlayamaz. Birçok gencin aksine, iş bulmaya çalıştığı hâlde ona iş yok deniyor. Şu anda yeni jenerasyona neden iş olmadığının sebeplerini sıralamaya girişmek içimden gelse de bunu yapmayacağım.

“Her hâlükârda, kendini sonunda zor bir durumda bulunca bankadan medet umuyor. Bankaların nasıl işlediği hakkında hiçbir fikri yok ve yanlış bir biçimde PK Bank’ın daha az kapitalist olduğu ya da sahiden sahibinin halk olduğu sonucuna varıyor.

“Bankadaki veznedar Rebecka’yı görür görmez, kızın hemen banka soymaya geldiği çıkarımına varıyor, kısmen böyle bir insanın bankada ne aradığını kavrayamadığından, kısmen de son günlerde banka çalışanlarına yüklenen sayısız talimatın altında ezilmiş olduğundan böyle hareket ediyor. Hemen alarm düğmesine basıyor ve parayı kızın tezgâha koyduğu çantaya doldurmaya başlıyor. Sonra ne oluyor? Eh, başsavcının meşhur polislerinden biri yerine, çünkü onların böyle ufak tefek davalara ayıracak vakti yok, devriye arabasında gezen iki üniformalı polis geliyor. İçlerinden biri, kendi kelimeleriyle, kızın üstüne panter gibi atlarken, diğeri bütün paraları yere saçmayı beceriyor. Bu katkısının yanı sıra veznedarı da sorguya çekiyor. Bu sorgulamadan çıkan sonuç da şu oluyor: Rebecka banka personelini tehdit etmemiş ve para talep etmemiş. Bütün olay bir yanlış anlaşılmadan ibaretmiş. Bu kız safça davranmış ama bildiğiniz üzere, bu bir suç değildir.”

Borazan topallayarak kendi masasına yürüdü, belgelerini inceledi ve sırtı hâkimle jüriye dönükken şöyle dedi, “Rebecka Lind’in serbest bırakılmasını, hakkında iddia edilen suçlamanın geri çekilmesini ve suçlamanın geçersiz kabulünü talep ediyorum. Başka bir suçlama yapılması mümkün değildir çünkü en ufak bir sağduyusu olan herkes, bu genç kızın suçlu olmadığını ve başka bir hüküm verilemeyeceğini görebilir.”

Mahkemenin karara varması kısa sürdü. Yarım saatten kısa süre içinde sonuç bildirildi.

Rebecka Lind özgürdü ve hemen serbest bırakıldı. Öte yandan, suçlamalar geçersiz sayılmadı, yani savcı temyize gidebilirdi. Jüri üyelerinden beşi serbest bırakılmasını, ikisi bırakılmamasını oylamıştı. Hâkim suçlanması gerektiğini önermişti.

Mahkeme salonundan ayrılırlarken Buldozer Olsson, Martin Beck ve Rhea’nın yanına geldi. “Gördünüz ya? Biraz elinizi çabuk tutsaydınız o viskiyi kazanacaktınız.”

“Temyize gidecek misin?”

“Hayır. Sence bütün gün Yargıtay’da oturup Borazan’la tartışmaktan başka yapacak işim yok mu? Böyle bir dava için hem de?” Aceleyle uzaklaştı.

Borazan da yanlarına geldi, topallaması iyice kötüleşmişti. “Geldiğin için teşekkürler,” dedi. “Çoğu kişi bunu yapmazdı.”

“Ne yapmaya çalıştığını anlamıştım,” dedi Martin Beck.

“Sorun bu zaten,” dedi Braxén. “Birçok kişi ne yapmaya çalıştığını anlar ama kimse gelip destek vermez.”

Borazan düşünceli düşünceli Rhea’ya bakarken purosunun tepesini kopardı.

“Ara verildiği esnada Bayan… Bayan… şeyle ilginç ve çok faydalı bir konuşma yaptım.”

“Adı Nielsen,” dedi Martin Beck. “Rhea Nielsen.”

“Teşekkürler,” dedi Borazan sıcak bir şekilde. “Bazen sırf şu isim olayı yüzünden mi bir sürü dava kaybediyorum diye merak etmiyor değilim. Neyse, Bayan Nilsson hukuk okumalıymış. On dakika içinde koca davayı analiz etti ve savcının aylarca uğraşsa beceremeyeceği hızda özet geçti.”

“Mmm,” dedi Martin Beck. “Buldozer temyize gitmek isterse, üst mahkemede kaybetme ihtimali daha düşük.”

“Eh,” dedi Borazan, “rakibinin ruhsal durumunu da göz önüne almak zorundasın. Ama Buldozer daha başta kaybetmişse, temyize gitmez.”

“Neden?” diye sordu Rhea.

“Hiçbir şeye vakti olmayan, çok meşgul bir adam olduğu imajını kaybeder. Zaten bütün savcılar Buldozer’in genelde olduğu kadar başarılı olsa, ülke nüfusunun yarısı kendini hapiste bulurdu.”

Rhea suratını buruşturdu.

“Tekrar teşekkürler,” dedi Borazan ve topallayarak uzaklaştı.

Martin Beck düşüncelere dalarak adamın gidişini izledikten sonra Rhea’ya döndü. “Nereye gitmek istersin?”

“Eve.”

“Seninki mi, benimki mi?”

“Seninki. Uzun zaman oldu.”

Uzun zamanla kastettiği tamı tamına dört gündü.

4

Martin Beck, Eski Şehir’deki Köpman Caddesi’nde oturuyordu. Burası, Stockholm’ün merkezine çok yakındı. Bina bakımlıydı, hatta asansörü bile vardı ve Saltjöbaden ya da Djursholm’da villaları, koca koca bahçeleri ve havuzları olan züppeler hariç, herkes burayı bir apartman dairesi olarak ideal bulurdu. Martin Beck burayı bulduğu için çok şanslıydı ve en ilginci de rüşvet ya da hileyle tutmamış olmasıydı, yani bugünlerde polisin önüne serilen ayrıcalıklardan faydalanmamıştı. Bu şans, karşılığında ona on sekiz yıllık mutsuz bir evliliği bitirme gücü de vermişti.

Sonra yine şansı yaver gitmemişti. Bir buçuk yıl sonra, manyak bir adam tarafından bir çatının tepesinde göğsünden vurulmuştu, tam hastaneden çıktığında ortada kalmıştı, çalışmaktan sıkılmıştı ve meslek hayatının kalanını bir döner sandalyede, duvarları meşhur ressamların tablolarıyla, yerleri ise halıfleksle kaplı bir odada oturup geçirme düşüncesinden ürküyordu.

Ancak artık bu risk asgariye inmişti. Polis teşkilatının üst düzey yetkilileri, onun tam manasıyla deli olmasa da, birlikte çalışılması zor biri olduğuna kanaat getirmişti. Martin Beck, Milli Emniyet Müdürlüğü’nde Cinayet Büro Şefi olmuştu ve bu eski ama etkili organizasyon yıkılana kadar da orada kalacaktı.

İronik bir biçimde, bu etkili çalışmaları Ekip’in eleştirilmesine sebep oluyordu. Kimileri Ekip’in müthiş başarı oranını, diğerlerine nazaran daha az sayıdaki dosyalarla ilgilenen personelin fazla iyi olmasına bağlıyordu.

Ayrıca üst kademelerde Martin Beck’ten şahsen hoşlanmayan insanlar vardı. Hatta onlardan biri, Martin Beck’in ülkenin en iyi polislerinden biri olan Lennart Kollberg’i teşkilattan dalavereyle istifaya zorladığını ve onun Askeri Müze’de yarı zamanlı tabanca tasnif uzmanı olarak işe girmesine sebep olduğunu, zavallı karısının da aileyi geçindirmek zorunda kaldığını herkese duyurmuştu.

Martin Beck nadiren sinirlenirdi ama bu zırvalığı duyunca bahsi geçen kişiye gidip çenesine bir tane indirmek istemişti. Gerçek şuydu ki, Kollberg’in istifa etmesinden herkes kazançlı çıkmıştı. Kollberg hem tatsız bir işten kurtulmuştu, hem de ailesiyle daha çok vakit geçirebiliyordu, karısı ve çocukları onu görmeyi bin kat yeğlerdi. Kazançlı çıkan bir başka kişiyse Kollberg’in yerine geçen ve böylece, hayattaki en büyük hayaline, yani emniyet müdürü olmaya giden yolda daha fazla kredi toplayacak olan Benny Skacke’ydi. Ayrıca bir de Milli Emniyet Müdürlüğü’nden bazı insanların da işine gelmişti bu. Bunlar Kollberg’in iyi bir polis olmasına rağmen ‘baş belası’ olmasını ve ‘başlarına zorluk çıkarmasını’ asla hazmedemeyenlerdi. Aslında Kollberg’i özleyen tek kişi vardı, o da Martin Beck’in kendisiydi.