Оноре де Бальзак – Kuzin Bette (страница 20)
Hilesinin muvaffak olduğunu görünce Wenceslas, ihtiyar kıza Dük d’Herouville hakkında hikâyeler uydurmaya başladı.
“Sizi modaya uygun olarak siyahlarla giyindirmek, iç çamaşırınızı yenilemek istiyorum çünkü hamilerimizin karşısına derli toplu bir kıyafetle çıkmalısınız.” diye Bette karşılık verdi. “Sonra, şimdi size bizim bu korkunç tavan arasından daha büyük, daha ferah, iyi döşenmiş bir apartman lazım olacak. Ne kadar da neşelisiniz! Sanki o eski adam değilsiniz.” diye Wenceslas’ı tetkik ederek ilave etti.
“Heykelimin bir şaheser olduğunu söylediler.”
Tamamen gerçekçi olan, sanatlarda muzafferiyet sevincinden veya güzellikten hiç anlamayan bu kavruk kız “Daha iyi ya işte, onlardan birçok yapınız!” dedi. “Satılanla artık uğraşmayın, satılacak yeni şeyler yapınız. Bu
Madam Marneffe için çıldıran Baron, ertesi gün Kuzin Bette’i görmeye gitti. İhtiyar kız, karşısında Baron’u görünce epey şaşırdı çünkü Baron’un onu ziyarete geldiği görülmüş şey değildi. Kuzin Bette kendi kendine şöyle söylendi: “Acaba Hortense’ın âşığımda gözü mü var?” Çünkü bir gün önce Crevel’in evinde, kral sarayı müşaviri ile evlenmenin bozulduğunu öğrenmişti.
“Kuzinim, siz burada ha? Hayatınızda ilk defa beni görmeye geliyorsunuz; herhâlde ziyaretiniz, kara gözlerim için olmayacak?”
“Güzel, doğru.” diye Baron karşılık verdi. “Senin gözlerin kadar güzelini sahiden görmedim.”
“Niçin geliyorsunuz? Sizi böyle bir mezbelede kabul ettiğim için yüzüm kızarıyor.”
Kuzin Bette’in apartmanındaki iki odadan birincisi hem salon hem yemek odası hem mutfak hem de atölye olarak kullanılıyordu. Mobilyalar vakti hâli yerinde amele evlerindeki mobilyalardandı; hasır, koyu cevizden birkaç sandalye, cevizden küçük bir yemek masası, bir çalışma masası, tahtaları kararmış çerçeveler içinde nakışlı gravürler, pencerelerde muslinden küçük perdeler, büyük bir ceviz dolap, iyi silinmiş, pırıl pırıl bir döşeme… Bütün bu eşyada bir toz bile yoktur ama evvelce mavimsi imiş de şimdi keten rengine dönmüş bir kâğıdın verdiği kurşuni rengine varıncaya kadar hakiki bir Terborg tablosuna yakışan soğuk renklerle dolu odaya gelince buraya katiyen kimse ayak basmamıştır.
Baron bütün bunları bir bakışta kavradı, dökme demir sobadan kap kacağa kadar her şeydeki fukaralık damgasını gördü. Kendi kendine “Bu mu fazilet?” derken de midesi bulandı.
“Niçin mi geldim?” diye yüksek sesle karşılık verdi. “Sen bunu keşfedecek kadar kurnaz bir kızsındır.” Otururken katlı muslin perdeyi aralayarak avluya bakarken “En iyisi bunu sana söylemeli.” diye bağırdı. “Bu evde çok güzel bir kadın var.”
Her şeyi anlayarak “Madam Marneffe! Şimdi ayağım suya erdi!” dedi ihtiyar kız. “Ya Josépha?”
“Heyhat, kuzinim, artık Josépha yok… Bir uşak gibi kapı dışarı edildim.”
Namuslu geçinen ve vaktinden evvel hiddetlenen bir kadın vakarıyla Baron’a bakarak kuzin sordu:
“Peki, istediğiniz?”
“Madam Marneffe nazik bir kadın, bir memur karısı olduğundan, sen de kendini lekelemeden onu görebileceğin için…” diye Baron devam etti. “Onunla bir komşu gibi görüşmeni isteyecektim. Oh! Sakin ol, Müdür Beyefendi’nin kuzini hakkında büyük bir saygı besleyecektir o.”
Bu anda merdivende, iyi cinsten uzun konçlu ayakkabı giymiş bir kadının ayak sesleriyle birlikte bir elbise hışırtısı işitildi. Gürültü merdiven sahanlığında kesildi. Kapıya iki defa vurulduktan sonra, Madam Marneffe göründü.
“Matmazel, habersizce evinize geldiğim için affınızı dilerim. Dün sizi ziyarete geldiğim zaman evde bulamamıştım, komşuyuz. Eğer Devlet Müşaviri hazretlerinin kuzini olduğunuzu bilmiş olsaydım, çoktan onun nezdinde aracılığınızı rica ederdim. Müdür Beyefendi’nin buraya girdiğini gördüm de gelmek serbestliğini gösterdim çünkü Mösyö Baron, kocam bana yarın nazıra arz edilecek memurin kadrosundan bahsetti.”
Heyecanlanmış, çarpıntılı bir hâli vardı ama merdiveni çıkmıştı da ondandı.
“Güzel hanım, sizin yorulmanıza lüzum yoktu.” diye Baron karşılık verdi. “Sizi görmek lütfunu istemek bana düşerdi.”
“Çok güzel, matmazel bunu uygun bulursa buyurunuz?” dedi Madam Marneffe.
İhtiyatlı bir eda ile Kuzin Bette, “Haydi kuzinim, siz gidin; ben de geliyorum.” dedi.
Parisli kadın Müdür Bey’in ziyaretine, zekâsına o kadar güveniyordu ki böyle bir buluş için yalnız kendi tuvaletine değil, dairesinin tertibine de ehemmiyet vermişti. Sabahtan beri borca alınmış çiçeklerle evi süslemişti. Marneffe her şeyi sabunlayarak, fırçalayarak, tozunu alarak mobilyaları temizlemek, en küçük eşyayı bile parlatmak için karısına yardım etmişti. Valérie, Müdür Bey’i memnun etmek için taptaze bir hava içinde bulunmak istiyordu. Bu memnun ediş, merhametsiz davranmak hakkını kazanmak için yeni terbiye kaynaklarından faydalanarak bir çocuğa yapıldığı gibi kendini ağır satmak için lazımdı. Hulot hakkında tam bir kanaat edinmişti. Müşkül vaziyette Parisli kadına yirmi dört saat mühlet veriniz, bütün bir nezareti altüst eder.
İmparatorluk devrinin usullerine alışık bu imparatorluk adamı zamane aşkının adap ve erkânını katiyen bilemezdi. Yeni kuruntular, 1830’dan beri icat edilmiş türlü konuşmalar… Bu devirde zavallı, zayıf kadın kendini, âşığının arzularına kurban gibi, yaraları saran bir hemşire gibi, kendini feda eden melek gibi görmeye başladı. Bu, yeni “sevmek sanatı” şeytan işinde melek sözleri harcar, ihtiras bir kurbandır. İdeale, sonsuzluğa büyük hasret duyuluyor her iki taraf da aşkla insanların en iyisi olmak istiyor. Bütün o güzel cümleler, fiiliyatta daha fazla ateşlilik, sükûtlara daha büyük bir ihtiras karıştırmak için bahanedir. Zamanımızın ayırıcı vasfı olan bu mürailik, hovardalığı hasta etmiştir. İki taraf da birer melektir ama ellerinden gelse bir iblis gibi hareket edecekler. Aşkın iki sefer arasında kendi kendini tahlil etmeye vakti yoktu; 1809’da aşk, imparatorluk kadar süratle zaferden zafere koşuyordu. Restorasyon Devri’nde güzel Hu-lot tekrar hovardalığa başlayınca önce siyaset âleminde sönen yıldızlar gibi, o zamanlar düşkün birkaç eski dostla gönlünü eğlendirmiş, ihtiyarlayınca da Jenny Cadinelere, Joséphalara gönül vermişti.
Kocasının kalemden öğrendiklerini uzun uzadıya dinleyip Müdür Bey’in eski aşkları hakkında epey şeyler bilince Madam Marneffe tuzağını iyiden iyiye kurmuştu. Zamane komedisi Baron’un gözüne bir yenilik gibi hoş görüneceğine göre, Valérie vaziyet almış hatta bu sabah kendi kudreti hakkında yaptığı deneme, umutlarını kuvvetlendirmişti. Romanesk ve romantik olan bu his manevraları sayesinde Valérie hiçbir vaatte bulunmaksızın kocasına şef muavinliğiyle, Legion d’honneur nişanını temin etti.
Bu küçük harp tabii Rocher-de-Cancale’deki ziyafetlere, tiyatrolara gitmeden, başörtüsü, eşarp, elbise, mücevher gibi birçok hediyelere konmadan olmadı. Doyenné Sokağı’ndaki apartman göze hoş görünmüyordu; Baron, Vanneau Sokağı’nda şirin, yeni bir evi mükellef bir şekilde döşemeye kalkıştı.
Mösyö Marneffe memleketindeki işlerini yoluna koymak için bir ay sonra kullanılmak üzere on beş gün izinle, bir de ikramiye kopardı. Kendi kendine, cinsilatifi incelemek için İsviçre’ye küçük bir seyahat yapmayı kurdu.
Baron Hulot himaye ettiği kadınla uğraşmakla beraber, himaye ettiği adamı da unutmadı. Ticaret Nazırı Kont Popinot sanatı severdi.
Bu, Paris’te eşine rastlandığı gibi bir muvaffakiyet, yani çılgınca bir muvaffakiyet, onu taşımaya gücü yetmeyen omuzları, belleri olmayan kimseleri ezecek bir muvaffakiyetti. Gazetelerde, mecmualarda Kont Wenceslas Steinbock’tan bahsediliyordu. Oysaki ne onun ne de Matmatzel Fischer’in bunlardan haberi vardı. Her gün, Matmazel Fischer akşam yemeği için evden çıkar çıkmaz Wenceslas, Baron’un evine giderdi. Yalnız Bette, kuzini Hulot’ya geldiği gün hariç, orada bir iki saat kalırdı. Bu hâl, böylece birkaç gün devam etti.
Kont Steinbock’ın kıymetlerinden, hüviyetinden emin olan Baron; sanatkârın karakterinden, tabiatından çok hoşlanan Barones; anasının, babasının aşkını tasvip etmelerinden, sevgisinin büyük şöhretinden gurur duyan Hortense, evlenme işini konuşmakta artık tereddüt etmemişlerdi. Nihayet sanatkâr sonsuz bir saadet içinde idi. Oysaki Madam Marneffe’in bir boşboğazlığı her şeyi berbat etti. Bakın, nasıl…