18+
реклама
18+
Бургер менюБургер меню

Оноре де Бальзак – Kuzin Bette (страница 19)

18

“Mühür için söz verdim, müellif için hiçbir söz vermedim.”

Bir babalık sadeliği içinde geçen bu sergüzeşt, bu ailenin gizli vaziyetine garip bir surette uygun düşüyordu; ayrıca Baron kendisine emniyet ettiği için kızını överek bundan böyle ebeveyninin ihtiyatına güvenebileceğini söyledi.

“Sevgili kızım, anlarsın ki kuzininin âşığı kont mudur, değil midir, hareketleri itimat uyandırıyor mu gibi şeyleri öğrenmek senin işin değildir. Kuzinine gelince daha yirmi yaşında yokken beş evlenme teklifini reddetti, bu bir engel değildir, işi ben üzerime alıyorum.”

“Dinleyiniz babacığım, evlendiğimi görmek istiyorsanız, bizim âşığımızdan ancak evlenme mukavelesinin imzası sırasında kuzinime bahsediniz. Altı aydır, bu mevzuda onu sigaya çektim! Onda izah edilemeyen bir şeyler var.”

Meraklanan baba “Nelermiş onlar?” dedi.

“Nihayet, gülerek de olsa dönüp dolaşıp lafı âşığına getirdiğim zaman bakışları iyi değil. Siz tahkikatınızı yapın ama bırakın kendi işimi ben kendim göreyim. Emniyetim sizi temin edebilir.”

Baron hafif alaylı bir eda ile “İsa ‘Bırakınız çocuklar, bana gelsinler!’ demiş, sen de gelenlerden birisin.”

Öğle yemeğinden sonra tacirin, sanatkârın, eserin geldiğini haber verdiler. Kızının yüzünde birden beliren kırmızılık Barones’i önce meraka düşürdü, sonra da dikkat kesildi. Hortense’ın şaşkınlığı, bakışındaki ateş, bu kalpte pek zapt edilemeyen sırrı birden açığa vurdu.

Siyahlar giymiş olan Kont Steinbock, Baron’a çok kibar bir delikanlı gibi göründü.

Eseri elinde tutarak ona “Tunç bir heykel yapar mıydınız?” diye sordu.

Gerçek bir hayranlıkla seyrettikten sonra, tuncu, heykeltıraşlıktan anlamayan karısına verdi.

Hortense annesinin kulağına “Çok güzel değil mi anne?” dedi.

Sanatkâr, Baron’un sorusuna “Bir heykel mi Baron hazretleri?” diye karşılık verdi. “Mösyönün buraya getirtmek lütfunda bulundukları şu duvar saatini tertiplemekten daha zor değildir.”

Tacir, aşk meleklerinin durdurmaya çalıştıkları on iki saatin bal mumundan modelini yemek salonundaki büfenin üzerine koymakla meşguldü.

Bu eserin güzelliği karşısında şaşırıp kalan Baron, “Bu duvar saatini bana bırakınız.” dedi. “Dâhiliye Nazırı’yla Ticaret Nazırı’na göstermek istiyorum.”

Barones kızına “Seni bu kadar ilgilendiren bu delikanlı neyin nesidir?” diye sordu.

Genç kızla sanatkâr arasındaki göz anlaşmasını görerek becerikli, esrarlı bir tavır takınan antika taciri “Bu modeli istismar edecek kadar zengin bir sanatkâr…” dedi. “Bundan yüz bin frank kazanabilir. Yirmi nüshasını sekiz biner franktan satmak elverir çünkü her nüshanın aşağı yukarı bin ekü masrafı var. Lakin her nüshayı numaralayınca, modeli de ortadan kaldırınca bu esere yalnız kendileri sahip olmaktan memnun yirmi meraklı bulunur.”

Steinbock zaman zaman tacire, Hortense’a, Baron’a, Barones’e bakarak “Yüz bin frank!” diye haykırdı.

“Evet, yüz bin frank!” diye tacir tekrarladı. “Eğer zengin olsaydım bu eseri ben sizden satın alırdım çünkü modelini yok ettiğimde bu değerli bir mülk hâline gelir. Ama prenslerden biri, bu şahesere otuz veya kırk bin frank verir, salonunu süslerdi. Sanatlarda bugüne kadar hem burjuvaları hem de erbabını memnun edecek asma saat yapılmamıştır. Mösyö, şu gördüğünüz saat bu müşkülün hallidir.”

Hortense altı tane altın sikkeyi tacire vererek “Bu, sizin hakkınız, mösyö!” dedi. Tacir de çekilip gitti.

Sanatkâr kapının eşiğinde tacire “Bu ziyaretten hiç kimseye katiyen bahsetmeyiniz.” dedi. “Şayet eseri nereye götürdüğümüzü soran olursa Varennes Sokağı’nda oturan meşhur koleksiyoncu Dük d’Herouville’in adını verirsiniz.”

Tacir, tasdik makamında başını salladı.

Tekrar gelen sanatkâra Baron, “İsminiz nedir?” diye sordu.

“Kont Steinbock.”

“Hüviyetinizi ispat edecek vesikalarınız var mı?”

“Evet, Baron cenapları, Rusça ve Almanca olarak yazılmıştır ama resmen onaylanmış değil…”

“Dokuz ayak boyunda bir heykel yapmak kuvvetini kendinizde buluyor musunuz?”

“Evet, mösyö.”

“O hâlde, görüşeceğim kimseler eserlerinizden memnun olurlarsa Mareşal Montcornet’nin Pere-Lachaise’deki mezarı üzerine dikilmek istenen heykelin siparişini size temine çalışacağım. Harbiye Nezareti ile İmparatorluk Muhafız Kıtalarının eski subayları, sanatkârı seçmek hakkını bize verecek kadar mühimce bir para veriyorlar.”

Bu saadet bolluğu karşısında şaşırıp kalmış olan Steinbock “Oh, mösyö! Benim için bir servet olacak!” dedi.

Baron iltifat eder bir eda ile “Müsterih olunuz.” dedi. “Heykelinizle bu modeli göstereceğim her iki nazır da bu eserlerden çok hoşlanacak olurlarsa servetiniz yoluna girmiş demektir.”

Hortense babasının kolunu acıtacak kadar sıkıyordu.

“Vesikalarınızı bana getiriniz; umutlarınızdan hiç kimseye, hatta bizim ihtiyar Kuzin Bette’e bile bir şey söylemeyiniz.”

Arada geçenleri keşfetmeksizin yalnız işin sonunu anlayan Madam Hulot “Lisbeth mi?” diye haykırdı.

“Bilgimin delilini, madamın büstünü yaparak size gösterebilirim.” diye Wenceslas ilave etti.

Madam Hulot’nun güzelliğine vurulan sanatkâr, bir müddetten beri ana ile kızı birbiriyle mukayese ediyordu.

Kont Steinbock’un zarif, kibar görünüşünden çok hoşlanan Baron “Haydi bakalım, mösyö! İnşallah, hayat sizin için güzel olur. Yakında öğreneceksiniz ki hiç kimse Paris’te kabiliyetinin karşılığını görmeden uzun zaman ızdırap çekmemiştir, her sebatlı çalışma da bu şehirde mükâfatını görmüştür.”

Hortense kızararak içinde altmış altın bulunan Cezayir işlemesi güzel bir keseyi delikanlıya uzattı. Daima biraz centilmen olan sanatkâr, Hortense’ın kızarmasına izahı oldukça kolay bir utangaçlık rengiyle karşılık verdi.

“Acaba, bu, çalışmalarınızdan aldığınız ilk para mıdır?” diye barones sordu.

“Evet, madam. Sanat çalışmalarımın ama zahmetlerimin değil. Çünkü bir amele gibi çalıştım.”

“İnşallah kızımın parası size uğur getirir!” diye Madam Hulot karşılık verdi.

Wenceslas’ın hâlâ keseyi elinde tuttuğunu ve cebine yerleştirmediğini gören Baron, “Bu parayı kuruntusuz alınız.” dedi. “Bu para belki de bu güzel eseri ele geçirmek için herhangi bir büyük beyzade, bir prens tarafından faizle bize geri verilecektir.”

“Hayır, baba! Kim olursa olsun, veliaht bile olsa yine vermem!”

“Matmazele bundan daha güzel bir başka heykel yapabilirim.”

“Ama yapacağınız bu olmaz.” diye genç kız karşılık verdi.

Lüzumundan fazla konuştuğu için utancından bahçeye gitti.

“Eve dönünce kalıbı ve modeli parçalayacağım!” dedi Steinbock.

“Haydi bakalım, bana vesikalarınızı getiriniz. Sizin için düşündüklerimin hepsine karşılık verirseniz pek yakında benden haber alacaksınız, mösyö.”

Bu cümleyi işitince sanatkâr gitmeye mecbur oldu. Madam Hulot’yu ve Wenceslas tarafından selamlanmaya can atarak bahçeden dönen Hortense’ı selamladıktan sonra, çatı arasına dönemeyerek, dönmeye cesaret etmeyerek Tuileries’de dolaştı. Eve dönse kızıl müstebiti onu sorgulara boğacak, sırrını öğrenmeye çalışacaktı.

Hortense’ın âşığı yüzlerce eser, heykel tasavvur ediyordu; kendisi gibi zayıf olup az kalsın bu yüzden ölecek olan Canova gibi bizzat mermer yontacak kudreti kendinde duyuyordu. Hortense onu değiştirmişti, onun için göze görünür bir ilham olmuştu.

Barones kızına “Peki! Bütün bunların manası ne?” dedi.

“Dinle anneciğim! Kuzin Bette’imizin âşığını gördün lakin umarım ki şimdi de benim âşığım… Ama sen gözlerini kapa, bir şey bilmiyormuş gibi yap. Tanrı’m! Hepsini senden saklamak isteyen ben, şimdi her şeyi söyleyivereceğim.”

Kızını ve karısını öpen Baron, “Haydi, Allah’a ısmarladık çocuklarım.” diye bağırdı. “Belki Keçi’yi görmeye giderim, delikanlı hakkında ondan epey şeyler öğrenirim.”

“Babacığım, ihtiyatlı ol!” diye Hortense tekrarladı.

Hortense, son şarkısı bu sabahki sergüzeşt olan manzum hikâyesini anlatıp bitirdiği zaman, Barones “Oh, sevgili kızım!” diye bağırdı. “Sevgili kızım, dünyada en büyük aşüfte yine saflık olacaktır.”

Hakiki ihtirasların kendi sevkitabiileri vardır. Oburun birinin bir tabaktan meyve almasına müsaade ediniz; aldanmayacak, görmese bile en iyisini yakalayacaktır. Onun gibi, iyi yetiştirilmiş genç kızlara kocalarını seçmek için mutlak bir müsaade veriniz, eğer seçebilecek vaziyette iseler pek az aldanacaklardır. Tabiat yanılmaz, aldanmaz. Bu cinsten sanat eserine ilk görüşte sevmek adı verilir. Aşkta ilk görüş tamamen ikinci görünüştür.

Kendi annelik vakarı altında gizlemekle beraber, Barones’in memnuniyeti kızınınkinden aşağı değildi çünkü Crevel’in bahsetmiş olduğu Hortense’ı üç evlendirme tarzından, gönlüne göre en iyisi muvaffak olacak gibi görünüyordu. Bu sergüzeştte, yürekten ettiği dualarına mukadderatın bir karşılığını gördü.

Matmazel Fischer’in ne olursa olsun eve dönmeye mecbur kürek mahkûmu, ilk muvaffakiyetiyle mesut sanatkâr sevinci altında âşık sevincini saklamayı düşündü.

Bin iki yüz frangı ihtiyar kızın masası üzerine atarak “Zafer! Heykelim, bana başka işler de verecek olan Dük d’Herouville’e satıldı.” dedi.

Tasavvur edilebilir ki Hortense’ın kesesini saklıyor, kalbi üstünde tutuyordu.

“O hâlde, bahtiyarız.” diye Lisbeth karşılık verdi. “Çünkü çalışmaktan harap hâle gelmiştim. Görüyorsunuz ya çocuğum, tuttuğunuz işten para pek ağır geliyor çünkü beş yıldır didindiğiniz hâlde, işte ilk defa elinize para geçiyor. Biriktirdiğim paralara karşılık senedi verdiğiniz günden beri size harcadığım parayı ödemeye ancak yetecek.” Parayı saydıktan sonra “İçiniz rahat olsun.” dedi. “Bu paranın hepsi size harcanacaktır, bir yıl para sıkıntısı çekmeyiz. İşler hep böyle giderse bir yılda hem borcunuzu öder hem de kendinize bir miktar para ayırırsınız.”