18+
реклама
18+
Бургер менюБургер меню

Оноре де Бальзак – Kuzin Bette (страница 21)

18

Baron Hulot’nun Madam Marneffe ile -o evde bir gözü olsun diye-dost kılmak istediği Lisbeth, kendi hesabına Hulot ailesinde bir kulağı bulunsun isteyerek ihtiyar kızı pohpohlayan Valérie’nin evinde akşam yemeğini yemişti. Valérie yerleşeceği yeni apartmanın uğurlu kademli olsun ziyafetine Matmazel Fischer’i davet etmeyi düşündü. Akşam yemeklerine gidecek bir ev daha bulmaktan bahtiyar ve Madam Marneffe tarafından elde edilen ihtiyar kız, kalbinde ona karşı bir muhabbet duymuştu. Münasebette bulunduğu insanlardan hiçbiri kendisine bu kadar yaltaklanmamıştı. Gerçekten de Kuzin Bette, Barones’in, Mösyö Rivet’nin, Crevel’in ve evlerinde yemek yediği herkes karşısında ne ise, Madam Marneffe de istediğini anlayıp yerine getirmek için gözüne baktığı Matmazel Fischer’in karşısında o idi. Marneffeler evlerindeki sıkıntıyı, darlığı -ki bunu daima güzel renklerle boyamaya çalışırlardı- göstererek bilhassa Kuzin Bette’in merhametini tahrik etmişlerdi: Minnettar ve nankör dostlar, hastalıklar, sefaletini kendisinden sakladıkları ve çok büyük fedakârlıklar sayesinde kendini daima debdebe içinde sanarak ölen bir anne, Madam Fortin, vesaire vesaire…

“Zavallı insanlar!” diyordu kuzin, Hulot’ya. “Onlarla alakadar olmakta çok haklısın, buna o kadar lakayttırlar ki çünkü ne kadar cesaretli, ne kadar iyi insanlar! Şef muavini mevkilerinin temin ettiği bin ekü ile zar zor geçinebiliyorlar çünkü Mareşal Montcornet’nin ölümünden beri borçlanmışlar. Karısı, çoluğu çocuğu olan bir memurun Paris’te iki bin dört yüz frank maaşla geçinmesini istemek devlet hesabına barbarlıktır.”

Kendisiyle dostmuş gibi hareket eden, her şeyi danışan, koltuklayan, her şeyi söyleyen, kendisini ihtiyar kızın idaresine bırakmak ister görünen bu genç kadını, az zaman zarfında eksantrik Kuzin Bette bütün akrabalarından daha fazla sevmeye başladı.

Madam Marneffe’in ağırlığına, terbiyesine ne Jenny Cadine’de ne Josépha’da ne onların arkadaşlarında gördüğü tavırlarına hayran olan Baron; bir ay içinde ona bir ihtiyar ihtirasıyla, makul gibi görünen çılgın bir ihtirasla gönül vermişti. Gerçekten bu kadında, aktriste, şarkıcı kadında bütün bahtsızlıklarına sebep olan ne alay ne işret ne çılgınca israf ne fesat ne içtimai şeyleri hor görme ne de mutlak istiklal vardı. Kumun susuzluğuna benzeyen kibar fahişe tamahkârlığından da kurtulmuştu.

Dostu, sırdaşı olduğu hâlde, Madam Marneffe kendisinden küçük bir şey kabul etmek için bile inanılmayacak derecede naz ediyordu. “Mevkiler, ikramiyeler, bizim için hükûmetten kopardığınız her şey iyi ama sevdiğinizi söylediğiniz kadının namusunu lekelemeye kalkışmayınız…” diyordu Valérie. “Yoksa size inanmayacağım.” Göz ucuyla göklere bakan Sainte Thérèsevari bir göz işaretiyle “Size inanmak isterim.” diye ilave ediyordu.

Her hediye için bir tabya zapt ediliyor, bir vicdana taarruz ediliyordu. Zavallı Baron; nihayet bir fazilete rastladığı, hülyalarını gerçekleşmiş gördüğü için kendini alkışlayarak, zaten pek pahalı, ehemmiyetsiz bir şeyi takdim etmek için bile kurnazlıklara başvuruyordu. Pek sade (Baron öyle derdi) olan bu evde Baron evindeki kadar Tanrı’ydı. Mösyö Marneffe, nezaretteki Jüpiter’in, karısına altın yağmuru yağdırmak niyetinde olduğuna inanmaktan binlerce fersah uzakta gibi görünüyor, yüksek şefine kul köle oluyordu.

Yirmi üç yaşında olup halis, kötülükten korkar bir burjuva olan, Doyenné Sokağı’nın gizli çiçeği Madam Marneffe, şimdilerde Baron’a tiksinti veren kibar fahişelik fesatlarından, ahlak bozukluklarından uzaktı. Çünkü Baron, sırıtan faziletin henüz ulu taraflarını tanımamıştı; ürkek Valérie, şu şarkıdaki gibi “bütün yol boyunca” ona bunları tattırıyordu.

Hector’la Valérie arasında işler böyle olunca büyük sanatkâr Steinbock’la Hortense arasındaki evliliğin sırrını Valérie’nin Hector’dan öğrenmiş olmasına hiç kimse şaşmayacaktır. Hakları olmayan bir aşkla, metres olmaya kolay kolay karar vermeyen bir kadın arasında, tıpkı bir idman sırasında flörenin düello kılıcının hareketlerini alışı gibi, çoğu zaman sözün düşünceyi aştığı şifahi, manevi mücadeleler geçer. En ihtiyatlı adam, o zaman Mösyö de Turenne’ı taklit eder.

Bir defasında “Kendini tamamen bize vermeyecek bir adam için günah işlemeyi aklıma getiremem!” diye bağıran Sevgili Valérie’ye karşılık olarak Baron, kızının evlenmesinin kendisine tam bir hareket serbestî vereceğini ima etmişti. Zaten Baron, yirmi beş yıldan beri Madam Hulot ile kendisi arasında her şeyin bitmiş olduğuna bin defa yemin etmişti.

“Onun ne kadar güzel olduğunu söylerler.” diye Madam Marneffe karşılık verdi. “Delilini gözümle görmeliyim.”

“Göreceksiniz…” dedi Baron. Hem Valérie’sinin kendisini tehlikeye atan bu arzusundan dolayı mesuttu.

“Peki ama nasıl? Beni hiçbir zaman ihmal etmemeniz lazım.” diye Valérie karşılık verdi. O zaman Hulot, Vanneau Sokağı için tatbike başladığı projelerini sayıp dökmeye mecbur oldu. Bu suretle, Valérie’ye gece ile gündüzün medeni insanların varlığını paylaşması gibi, kendisinin de meşru bir kadına ait hayatının bir yarısını ona ayırmak düşüncesinde olduğunu ispat edecekti. Kızını evlendirir evlendirmez karısını yalnız bırakarak, kitabına uydurarak terk edeceğinden söz açtı. O zaman, Barones vaktini Hortense ile genç Hulotların yanında geçirecekti. Baron’un, karısının itaatine güveni vardı.

“O günden tezi yok, küçük meleğim, hakiki hayatım, hakiki evim Vanneau Sokağı olacak.”

O zaman Madam Marneffe “Tanrı’m, beni avucunuzun içine alıyorsunuz demek!” dedi. “Ya kocam ne olacak?” “

“O külüstür mü?”

Kadın gülerek “Doğrusu, sizin yanınızda öyle…” diye karşılık verdi.

Madam Marneffe, Kont Steinbock’ın hikâyesini öğrendikten sonra, onu mutlaka görmek sevdasına düştü. Aynı çatı altında yaşadığı müddetçe, belki de ondan birkaç mücevher koparmak istiyordu. Bu tecessüsten Baron o kadar hoşlanmadı ki Valérie, Wenceslas’a katiyen bağlanmayacağına yemin etti. Lakin bu küçük fanteziyi terk edişini, yumuşak porselen hamuruyla yapılmış Sèvres çay takımı ile mükâfatlandırdıktan sonra, arzusunu kalbinde, bir not defterine yazılmış gibi sakladı. Kuzin Bette’e, odasında beraber kahve içmeye gelmesini rica ettiği gün, ihtiyar kızın âşığını tehlikesizce görmenin mümkün olup olmayacağını öğrenmek için ondan söz açtı.

“Şekerim!” dedi. Çünkü birbirlerine karşılıklı olarak şekerim diye hitap ederlerdi. “Niçin hâlâ bana âşığını takdim etmedin? Biliyor musun ki kısa zamanda meşhur oldu?”

“O mu? Meşhur mu oldu?”

“Herkes yalnız ondan bahsediyor!”

“Ah, bak sen!” diye Lisbeth haykırdı.

“Babamın heykelini yapacak, eserinin muvaffak olması için ona çok faydalı olabilirim. Çünkü Madam Montcornet benim ona vereceğimi veremez. Bende Wagram Seferi’nden önce 1809’da yapılmış bir şaheser olup zavallı anneme verilmiş, Sain’in elinden çıkma bir minyatür vardı, genç ve güzel bir Montcornet…”

Sain’le Augustin, imparatorluk devrinde minyatür resmin asasını ellerinde tutuyorlardı.

“Bir heykel mi yapacak dediniz, şekerim?” diye Lisbeth sordu.

“Dokuz ayak boyunda, Harbiye Nazırlığı ısmarlamış. Dünyadan haberiniz yok! Bu havadisleri ben sizden öğrenecekken… Hükûmet Kont Steinbock’a Gros-Caillou Mermer Deposu’nda bir atölye, bir de ikametgâh verecek, Polonyalınız belki de oranın müdürü olacak. İki bin franklık bir mevki, parmakta da bir yüzük!..”

Şaşkınlıktan sıyrılan Lisbeth sonunda, “Ben bilmediğim hâlde, bütün bunları siz nasıl biliyorsunuz?” dedi.

Madam Marneffe iltifatlı, zarif bir eda ile “Beni dinle, Sevgili Kuzin Bette’im.” dedi. “Ne olursa olsun, sadık bir dost olabilir misiniz? İki ahretlik gibi olalım ister misiniz? Birbirimizden gizli sırlarımız olmayacağına, senin de benim sana olduğum gibi casusum olacağına yemin eder misin? Bilhassa ne kocama ne de Mösyö Hulot’ya hiçbir zaman beni ele vermeyeceğinize yemin eder misiniz ve yine yemin eder misiniz ki hiçbir zaman ağzınızdan kaçırmamaya benim size söylediğimi?”

Madam Marneffe bu picadorlara11 layık işte durakladı, Kuzin Bette onu korkuttu. Lorenlinin çehresi korkunçlaşmıştı. Kara, delici gözlerinde, kaplan gözlerinin sabitliği vardı. Yüzü büyücülerin yüzünü andırıyordu, birbirine çarpmasın diye dişlerini sıkıyordu, her tarafı korkunç bir ihtilaçla tir tir titriyordu. Çengel gibi eliyle takkesini ve saçlarını kavramış, ağırlaşan başını tutuyordu; başı biber gibi yanıyordu. Onu kasıp kavuran yangının dumanı, bir volkanın indifasıyla hasıl olmuş çatlaklara benzeyen buruşuklardan geçmiş gibiydi. Bu, görülecek yüce bir manzara idi.

“Eee, niye lafı yarıda bıraktınız?” dedi boğuk bir sesle. “Onun için ne isem, sizin için de o olacağım. Oh! Ona bütün kanımı vermek isterdim…”

“Demek onu seviyorsunuz?”

“Çocuğum gibi!”

Madam Marneffe rahat bir nefes alarak “Peki, mademki onu böyle seviyorsunuz…” dedi. “O hâlde çok mesut olacaksınız, onun mesut olmasını istersiniz elbet?”

Lisbeth, bir delinin süratli baş işaretiyle karşılık verdi.

“Bir aya varmaz küçük kuzininizle evlenecek.”

İhtiyar kız alnına vurup ayağa kalkarak “Hortense’la mı?” diye haykırdı.

“Ya, öyle mi? Demek siz bu delikanlıyı seviyorsunuz?” diye Madam Marneffe sordu.

“Şekerim, sizinle aramızdaki şey ömürlük.” dedi Matmazel Fischer. “Evet, şayet sizin ilişkileriniz olsaydı bunlar da benim için mukaddes olurdu. Nihayet, sizin kötü huylarınız bana göre fazilet olurdu çünkü benim bunlara, kötü huylarınıza ihtiyacım var!”