Николай Островский – Ve Çeliğe Su Verildi (страница 11)
“Niye bıraktınız peki okumayı?”
“Okuldan kapı dışarı ettiler.”
“Nedenmiş o?”
Pavka kızarmıştı. “Papazın paskalya hamuruna tütün boşalttım diye… Anlayınca kovdular. Namussuzun biri de işte o papazdır! Canıma okuyordu benim!”
Kızın gösterdiği yakınlıktan doğan güvenle hikâyeyi anlattı. Laf lafı açtı tabii ve bütün hayatını anlattı Pavka. Ağabeyi Artem’in partizanlara karşı gönderilen birlikle gidip niçin dönmediğini de anlattı. Dostça konuşmanın sıcaklığı içinde ikisi de unutmuşlardı zamanı. Birdenbire sıçrayıp doğruldu Pavka. “İş saati gelmiş, lanet olsun!” dedi, “Gidip kazanları ısıtacak yerde burada oturmuş saksağanlar gibi gevezelik ediyorum! Danila köpürmüştür artık öfkeden!” İsteksiz bir sesle ekledi sonra: “Hoşça kalın küçük hanım, benim koşa koşa yetişmem gerekiyor.”
Tonya da doğrulmuş, ceketini giymekteydi. “Birlikte gidelim.” dedi, “Benim de eve dönme vaktim geldi.”
“Ama benim yürüyecek vaktim yok, onun için koşacağım, yetişemezsiniz ki bana.”
“İddiaya var mısınız?”
Pavka şüpheci ve biraz da küçümser bir edayla yardım etti kızın kayaları tırmanmasına. Yola çıktıkları vakit, “Bir, iki, üç… Yakalayın şimdi beni!” diye haykırdı Tonya. Rüzgâr gibi fırlayıp koşmaya koyuldu. Pavka, kızın ayakkabısının tabanlarını görebilmişti ancak.
Kendi kendine, “Beş saniye bile sürmez.” diyerek arkasından fırladı. Ama ta istasyonun yanı başındaki geçidin ucunda yetişebildi. Soluk soluğa, ama gene de sevinçli bir şekilde yakaladı kızı omuzlarından ve haykırdı: “Yavru kuşu tuttuk işte!”
“Canımı yakıyorsunuz ama, bırakın beni!”
Birbirlerine çok yakındılar, yüreği çarpıyordu ikisinin de. Soluk soluğa kalmış olan Tonya, sanki tesadüfen ve farkına varmadan olmuş gibi, bir an, sadece bir an oğlanın göğsüne yaslanıp sıyrıldı. Ama Pavka’nın Tonya’yı bir daha unutmaması için bu kadarcığı yetip de artmıştı bile. O hafif sürtünüşün anısı hiç unutulmayacaktı.
“Beni bugüne kadar hiç kimse yakalayamamıştı.” dedi Tonya.
Ayrıldılar ve Pavka kasketini elinde sallayarak fabrikaya doğru tırısa kalktı.
Vakit gece yarısını bulmuştu. Yatağa uzanmış olan ateşçi başı Danila bir beygir gibi horlamaya koyulmuştu çoktan. Pavel makinelerin motorunu yağladıktan sonra ellerini titizlikle sildi ve “Giuseppe Garibaldi” isimli tefrikanın 62 numaralı parçasını bir sandığın içinden çekip çıkardı ve “kızıl gömlekli” Napolili şefin akıllara durgunluk verici maceralarını anlatan romanı büyük bir şevk içinde okumaya daldı.
Karşılaşmalarını geçirdi gözlerinin önünden, öylesine dalmıştı ki makineden yükselen tehditkâr homurtuya kulak bile asmadı. Gerçekten de buharın gittikçe artan şiddetiyle makine sarsılmaya başlamıştı. Deli gibi dönüyordu motor. Monometrenin ibresi kırmızı alarm çizgisini çoktan aşmıştı.
“Lanet olsun!” diye haykırdı Pavka birden kendine gelip. Uzun çabalardan sonra yatıştırabildi öfkesini makinenin. Bir yandan da şefinin gömülü kaldığı dipsiz uykuya şükrediyordu içinden. Gerçekten de ağzı açık uyuyan Danila’nın burnundan boğuk ve dehşet verici sesler yükselmekteydi.
Tam bir hafta boyunca Tonya’yı görmedi Pavel. Nihayet dayanamayıp taş ocaklarına doğru şöyle bir uzanmaya karar verdi. Belki görürüm umuduyla kızın oturduğu evin etrafını dolandı önce ve birden, bahçenin ta dibinde mavi yakalı bir gemici gömleği fark etti. Yerden hemen bir kozalak alıp nişanladı kızı.
“Nihayet gelebildiniz!” diye haykırdı Tonya sevinçle, “Neredeydiniz kuzum Tanrı aşkına? Geçen gün gölün oraya gittim. Kitabımı unutmuşum, onu almaya… Sizi de görürüm diyordum ama yoktunuz. Neyse, gelin. Girin içeri, ne duruyorsunuz?”
“Girmem.” dedi Pavka kararlı bir sesle.
“Yalvarırım başlamayın gene! Lütfen söyler misiniz neden girmeyeceğinizi?”
“Çünkü girersem babanızın pek hoşuna gitmez.
“Aptalca şeyler söylüyorsunuz Pavel! Daha fazla konuşmadan girer misiniz lütfen! Asla böyle bir şey söylemez babam, birazdan kendiniz de görüp anlayacaksınız zaten. Girsenize canım!”
İtaat etti ama içi rahat değildi, duraksayarak izliyordu Tonya’yı. Bahçeye geçip de toprağa çakılı, yuvarlak bir masanın arkasına yerleştikleri vakit, “Kitap okumayı sever misiniz?” diye sordu genç kız.
Pavka canlanmıştı. “Hem de nasıl!.. Bayılırım!”
“Peki, okuduklarınız arasında en çok sevdiğiniz kitabın ismini öğrenebilir miyim efendim?”
Cevap vermeden önce bir an düşünmüştü. “Guiseppa Garibaldi…”
“Giuseppe Garibaldi…” diye düzeltti Tonya, “Hakikaten seviyor musunuz o kitabı?”
“Soruyorsunuz bir de!.. Tam altmış sekiz tefrikasını okudum. Beşlik paketler hâlinde satın alıyorum geldikçe. Çok büyük adam Garibaldi!”
Hayranlık dolu bir ton kazanmıştı Pavka’nın sesi: “Hakiki bir kahraman!” diye devam etti, “Tam benim sevdiğim cinsten. Düşman üstüne düşmanla çarpışıyor, sonunda daima o yeniyor. Ne memleketler gezmiş bir bilseniz! Bugün yaşamış olsa çam sakızı gibi yapışırdım ona, bir daha da ayrılmazdım. Bölüğüne hep genç insanları toplar ve hep fakir fukara için mücadele edermiş. Daima yoksulların yanında!”
“Bizim kütüphaneyi görmek ister miydiniz?” Sımsıkı yakaladığı kolundan çekti onu, “Gelin göstereyim.”
“Yo yo! Eve katiyen girmem.”
“Niye böyle inat ediyorsunuz Pavel? Yoksa korkuyor musunuz?”
Çıplak ayaklarına bir göz attı Pavel. Neredeyse kirliydi ayakları. Ensesini kaşıdı bir süre, sonra da “Annenizin veya babanızın beni kapı dışarı etmeyeceklerinden emin misiniz?” dedi.
“Bırakın artık böyle konuşmayı!” diye parladı Tonya, “Yoksa ebediyen gücenirim size!”
Pavka’nın da tepesi atmıştı. “Ne varmış yani!” dedi, “Ağzımdan çıkanı kulağım işitiyor benim. Lehtinski bizleri eve sokmaz mesela. Benim gibileri mutfakta kabul eder hep. Geçen gün onlara bir iş görmüştüm, evlerine gittim. Neli beni odalarına mı aldı dersiniz! Halıları eskir diye korkuyorlar şüphesiz. Şeytan bile anlayamaz içlerinden geçeni!”
“Yeter!” diye kesti Tonya, “Girin içeri!”
Ve Pavka’yı omuzlarından tuttuğu gibi, dostça verandaya itti. Yemek salonundan geçip bir odaya girdiler. Meşeden yapılma, büyük bir dolap vardı odada. Tonya dolabın kanatlarını ardına kadar açtı ve özene bezene sıralanıp dizilmiş birkaç yüz kitapla karşı karşıya kaldı Pavel. Bu beklenmedik servet yığını, tuhaf bir hayranlıkla doldurmuştu içini.
“Şimdi sizin için ilgi çekici bir kitap seçelim.” dedi Tonya, “Ama önce, gene gelip yeni yeni kitaplar alacağınıza söz verin.
Söz mü?”
Pavka sevinçle sallamıştı başını. “Kitap okumaya bayılırım!” dedi.
Son derece tatlı geçmişti görüşmeleri. Tonya yeni arkadaşını annesiyle tanıştırmıştı. Hiç de Pavka’nın umduğu gibi çıkmadı kadın. Hatta oğlandan hazzettiği bile söylenebilirdi. Sonra Tonya onu kendi odasına götürdü, okul kitaplarını gösterdi birer birer. Ardından küçük bir aynanın karşısına sürükleyerek birbirine girmiş saçlarını gösterdi. Bir yandan da gülüyordu. “Hiç tarak yüzü görmüyor herhâlde? Saçlarınızı kestirdiğiniz olmaz mı hiç sizin? Hiç taramaz mısınız?”
“Çok uzadıkları vakit kestiriyorum bir kere, olup bitiyor. Başka ne yapayım istiyorsunuz?”
Tonya gene gülerek bir tarak aldı eline ve şöyle bir parça düzene koydu Pavka’nın dikilmiş saçlarını. “Değişiverdiniz bakın. Bir oklu kirpiye benziyordunuz demin.”
Kızın, rengi atmış gömleğine ve iyiden iyiye eskimiş olan pantolonuna hafif bir merakla baktığını gördü Pavka ve Tonya bu konuda en ufak bir imada bulunmaktan bile sakınmış olduğu hâlde biraz canı sıkıldı.
Ayrılırken ertesi gün gelip birlikte balığa gitmek için söz verdi kıza ve içeriden geçerek annesiyle karşılaşmaktan hoşlanmadığı için pencereden atladı.
Artem’in yokluğu, Korçagin ailesinin mali durumunu altüst etmişti. Pavka’nın aldığı ücret yetmiyordu. Marya Jakolevna, meseleyi oğluna açmaya karar verdi sonunda: “Yeniden çalışmaya başlasam pek fena olmaz, ne dersin?” dedi, “Hazır Lehtinskiler aşçı ararken…”
Pavka kesinlikle karşı çıktı bu düşünceye: “Katiyen anne! Ben kendime fazladan bir iş bulacağım, sen bana bırak. Bıçkı fabrikasında kütükleri yığmak için adama ihtiyaçları var, bir yarım gün de orada çalışsam ikimize pekâlâ yeter. Senin yerin evdir anne… Aksi takdirde Artem’in beni nasıl azarlayacağını bilmez misin? ‘Biraz kıçını oynatıp da annemizi gene el oğlunun ağız kokusunu çekmeye mecbur bırakmasan olmaz mıydı sanki!’ diye.”
Hemen ertesi gün de dediğini yapmıştı. Eski arkadaşlarını buldu bıçkıhanede. Özellikle de Mişka Levçuk’u, Vanya Kuleşof’un eski okul arkadaşını… İkisi bir araya gelip iyi iş kotardılar. On gün sonra annesine hiç de küçümsenmeyecek bir para teslim etti. Parayı vermişti ama canı sıkkın bir edayla odanın içinde dört dönmekteydi, sonunda dayanamayıp döndü annesine. “Bana hani o mavi saten gömleklerden bir tane alsan nasıl olur acaba? Hani geçen yıl almıştın ya, onlardan. Paranın yarısı gider ama korkma, kazanırım gene ben.” dedi. Ricasını haklı çıkarmak için üzerindeki gömleği göstererek ekledi: “Baksana şuna, nasıl eskimiş!”