Николай Островский – Ve Çeliğe Su Verildi (страница 10)
Neşe diye bir şey kalmamıştı Bruzjak’ın evinde. Serejka’nın annesi Antonina Vasiliyevna takatinin sınırına gelmişti artık. Dört gündür bir tek haber çıkmamıştı kocasından. Korçagin ve Politovski’yle birlikte Almanlar tarafından görevlendirilmiş olduğunu biliyordu, o kadar. Ayrıca bir gün önce üç Ukraynalı muhafız gelmişti eve ve kendisini hoyratça sorguya çekmişlerdi.
Heriflerin tavrından ve sözlerinden iyice işkillenmişti kadın, büyük bir felaket yaşanacağını hissediyordu. Sonunda dayanamayıp belki bir haber gelmiştir umuduyla Marya Jakolevna’yı görmeye karar verdi.
“Nereye gidiyorsun anne?”
Gözleri yaşlarla dolu, mutfakta iş görmekte olan büyük kızı Valya’ya baktı kadın. “Korçaginlere…” dedi sesi titreyerek. “Belki onlar bir haber almışlardır. Serejka gelecek olursa Politovskilere kadar uzanmasını söylersin.”
Marya Jakolevna bu ziyaretten, gene her zamanki gibi son derece sevinç duymuştu. O da bir haber bekliyordu çünkü. Ama ilk cümlelerle birlikte her iki kadın da hayal kırıklığına uğradılar.
Korçaginlerin evini basıp arama yapmışlardı geceleyin. Artem’i kendilerine teslim etmesini istiyorlardı annesinden. Kadıncağız ne olup bittiğini bilmediği, üstelik bir de santralde iş başı yapan Pavka evde bulunmadığı için dehşete düşmüştü. Şafak söktüğünde eve dönen Pavka, içinden öldürücü bir endişenin yükseldiğini hissetti. Aralarındaki bütün karakter farkına ve Artem’in görünüşteki o amansız sertliğine rağmen iki kardeş birbirlerine son derece bağlıydılar. Yapmacığa ve gösterişe ihtiyaç duymayan, sağlam bir bağlılıktı bu ve Pavel, ağabeyi için en büyük fedakârlıkları yapmaya daima hazır hissediyordu kendini.
Evde bir dakika bile kalıp dinlenmeden depoya koştu. Çukray’ı görmek istiyordu ama bulamadı. İşçi arkadaşlar da hiçbir şey bilmiyorlardı. Politovskilere koştu Pavka ve geceleyin onlarda da arama yapıldığını öğrendi.
Kapıya vuruluyordu. Döndü Valya: “Kim o?”
Zembereği kaldırınca Marçenko’nun kızıl ve kirpi saçlı kafasıyla karşılaştı. Soluk soluğaydı Klimka. “Annen yok mu?” diye sordu.
“Gitti biraz önce.”
“Nereye gitti?”
“Korçaginlere…”
Klimka’nın fırlamasına meydan kalmadan Valya kolundan yakaladı. Genç kıza kararsız gözlerle baktı çocuk. “Bırak beni, acele bir haberim var annene…”
“Ne haberi?”
Oğlanı dut ağacını silkeler gibi sarsmaya başlamıştı. “Çabuk söyle, kızıl saçlı ayı yavrusu, çabuk! Meraktan çatlayacağım, görmüyor musun!”
Mektubu Antonina Vasiliyevna’ya teslim etmesi için Çukray’dan kesin emir almıştı Klimka, ama bir anda bunu unuttu ve cebinden çıkardığı yağlı bir kâğıt parçasını uzattı genç kıza. Serejka’nın kız kardeşinden herhangi bir şeyi esirgemek elinde değildi, belirsiz bir duygu vardı Valya’ya karşı içinde.
Kız, hızla okudu mektubu:
Klimka’nın üzerine atılmıştı Valya. “Kızıl saçlı, küçük ayım benim, nereden buldun bunu söyle bana? Kim verdi bu mektubu sana şişman sevgilim?”
Zavallı oğlanı öylesine sarsıyordu ki Klimka hiç farkına varmaksızın ikinci bir gaf yaptı: “Çukray verdi.”
Ve almış olduğu kesin emri hatırladı birdenbire, süklüm püklüm ekledi: “Kimseye hiçbir şey söylemememi tembih etmişti bana…”
Gülmeye koyuldu Valya. “Korkma ihanet etmem…” dedi, “Pavkalara fırla şimdi. Annem orada.”
Üç erkeğin üçü de dönmemişti. Akşamleyin Çukray, lokomotifin üzerinde olup bitenleri bir bir anlattı Marya Jakolevna’ya, büyük bir korkuya kapılmış olan kadıncağızı elinden geldiği kadar yatıştırmaya çalıştı, her üçünün de Bruzjak’ın amcasına ait, uzak bir yerde emniyette olduklarını söyledi. Bir süre orada kalacaklarını, bunun daha güvenli olduğunu ekledi sonra. Ama katiyen uzun sürmeyecekti bu. Ablukaya alınmış olan Almanların durumu hiç de parlak değildi.
Üç erkeğin ailesi, endişe ve aynı sevinçleri paylaşmanın verdiği etkiyle daha da yakınlaştılar. Gerçi uzaklardan tek tük mektuplar çıkıp gelmiyor değildi ama evlerde gene bir sessizlik ve hüzün havası vardı.
Bir gün, hiç beklenmedik bir şekilde Çukray, Politovskilere uğramış ve yaşlı kadının eline iki kerenki14 sıkıştırmıştı. “Al nineciğim.” demişti, “Bunları size kocanız yolluyor. Ama hiç kimseye bir şey söylemeyin.”
Minnettarlık içinde eline sarılmıştı kadın. “Eksik olma evladım, evin hâli perişan, çocukların önüne koyacak bir lokma bir şey kalmadı.”
Aslında para Bulgakof tarafından bırakılmıştı. Çukray ise yolda düşünceye dalmıştı. Buraya geldiğinden beri olup bitenleri hatırlayarak, “Bütün bunların ucundan ne çıkacağını yakında göreceğiz.” diye mırıldandı kendi kendine, “Grev çuvallamış bulunuyor. Kurşuna dizilme tehdidi altında işçiler çözüldü. Ama meşale tutuşmuştur artık ve bundan böyle imkânsızdır sönmesi. Öteki üç arkadaşa gelince, namuslu çocuklarmış, aşk olsun! Köküne kadar proletermiş üçü de!..”
Geniş ve karanlık sularıyla uzanmaktaydı göl, suları çepeçevre saran köknar ağaçları kayıtsız bir edayla başlarını sallamaktaydılar.
Tonya’nın en sevdiği köşeydi burası. Garın bir verst15 ilerisinde, eski taş ocaklarının ve derin vadiciklerin arasında üç küçük göl doğmuştu kendiliğinden. Tonya fırsat buldukça buraya koşar, kimi zaman okur kimi zaman da hayale dalardı.
İleride bir yerde su sesi işitti Tonya. Merak edip dalların arasından bakınca gölün ortasına doğru güvenle yüzmekte olan, bronzlaşmış, biçimli ve çıplak bir vücut gördü. Bayağı esmerleşmişti sırtı yüzücünün ve simsiyah saçları vardı. Birdenbire hızlanıp suları yararak dalıyor ve diklemesine inen güneş ışığından sakınmak için gözlerini yumup sırtüstü uzanıyordu sulara rahatça.
“Hiç de ahlaklı bir şey değil onu bu hâliyle gözetlemek…” dedi kendi kendine. Güldü sonra ve Lehtinski’nin vermiş olduğu kitaba daldı yeniden.
Bir taş kaymıştı aniden… Genç kız ürkerek başını kaldırdı. Pav-ka Korçagin şaşkın, hatta bu ani karşılaşmadan biraz da sıkılmış ve hemen sıvışmaya hazır bir hâlde dikilmiş durmaktaydı. Oğlanın ıslak saçlarını görünce,
“Yo yo, ürkmedim ki…” dedi kız, “Hatta isterseniz biraz gevezelik de edebiliriz.”
Ne diyeceğini kestiremiyordu Pavka şaşkınlıktan. “Aramızda konuşacak ne var ki?” diye kekeledi.
Gülümseyerek iri bir taş gösterdi Tonya. “Niye ayakta duruyorsunuz kuzum? Otursanıza şuraya… Şimdi de isminizi söyleyin.”
“Pavka Korçagin.”
“Benimki de Tonya. İşte tanıştık bile.”
Hâlâ şaşkınlıktan sıyrılamamış olan Pavka, elinde tuttuğu kasketini mıncıklayıp duruyordu.
“Niçin Pavka diyorlar size? Hiç de güzel gelmiyor kulağa, Pav-ka!.. Pavka!.. Pavel çok daha güzel, Pavel diye hitap edeceğim ben size… Sık sık gelir misiniz buraya?”
“Belli olmaz. Vakit buldukça gelirim ama sık sık değil…”
“Çalışıyorsunuz herhâlde?”
“Santralde ateşçilik yapıyorum.”
Bir an bir sessizlik oldu, sonra damdan düşer gibi sordu Tonya:
“Nerede öğrendiniz o kadar ustaca dövüşmeyi?”
Pavka hiç memnun kalmamıştı bu sorudan, homurdandı: “Dövüştüysem ne olmuş!.. Sizi ne ilgilendirir yani?”
“Kızmayın ne olur Korçagin. Beni pekâlâ ilgilendirir çünkü müthiş bir şeydi! O kadar insafsızca vurmak doğru mu?”
Cevap beklemeden bir kahkaha atmıştı. Bunun nedenini anlamadı Pavka. “Ne yani?..” dedi, “Şimdi de o züppeye mi acıyacaksınız?”
“Acımak mı? Katiyen! Tam tersine, hak ettiğini buldu Sukarenko. O kadar hoşuma gitti ki bilemezsiniz! Sizin zaten çok dövüşken olduğunuzu söylüyorlar.”
Kulaklarını dikmişti Pavka. “Kim söylüyor?”
“Mesela Viktor Lehtinski, profesyonel bir kavgacı olduğunuzu iddia ediyor sizin.”
Pavka’nın yüzü kararmıştı. “Karı gibi dönek bir herif o Viktor!” diye soludu, “Bana dua etsin ki suratını şeytan çarpmışa çevirmedim, yoksa pekâlâ işittim geçen gün hakkımda kustuğu yalanları! Ama o pisliğe dokunup da ellerimi kirletmek istemem!”
Daha devam edecekti ama Tonya sözünü kesti: “Niçin küfrediyorsunuz böyle Pavel? Hiç de hoş bir şey değil doğrusu.”
Dayanamayıp birden kabardı Pavka: “Tutmuş ben de bu kızla neden konuşuyorum sanki! Allah beni kahretsin! Şuna bakın yahu! Yok Pavka hoşuna gitmezmiş de yok konuşmamdan incinirmiş de!..”
“Öfkelenmeyin.” dedi Tonya, “Niçin bu kadar kızıyorsunuz Lehtinski’ye?”
“Pantolon giymiş bir kızdan farksız diye kızıyorum ve bir pan16 oğlu diye… Her an ölecek sanırsın namussuzu, ama dokuz canlıdır, ölmez! Böylelerini görünce ellerim kaşınmaya başlar benim. Sizi ezmek için hep bir fırsat kollamaktadır. Zengindir çünkü ve her şey mübahtır ona! Servetine tükürdüğümün piçi! Bir dokunsun bana, anlar nasıl görüleceğini hesabının! Yumruk üstüne yumrukla eğiteceksin böyle puştları!”
Pavka’nın gittikçe artan öfkesini gördükçe Lehtinski’den söz açtığına pişman olmuştu Tonya. Belliydi ki Viktor’la eski bir takıntısı vardı oğlanın. Bunu anlar anlamaz, konuşmayı daha yumuşak bir konuya çekti. Pavka’nın ailesi ve işi hakkında sorular sıralamaya başladı. Pavka da rahatlamıştı böylece. Gitme niyetinde olduğunu unutup için için zevk alarak cevaplıyordu kızın sorularını.