Böyle sıradan dedikodular, akraba mizaçlı, acıyan mizaçlı kurnaz yöneticilerin hevesle sarıldığı söylentilerdi.
Kodar, halk arasına karışmazken, halkın gelmesini de istemezken özellikle böylesinden korkuyordu. “Hiç olmazsa evladımın yıldönümü geçsin” diye, bu söylentilerin arkasını hiç düşünmeden konuyu kapatmaya uğraşıyordu.
“İşte, bu! Jempeyis sayesinde, koyun çobanları sayesinde, ömür ayazının ilk esintisi olarak gelen acımasız soğuk bu” diye düşünmüştü…
Kodar sıkıntılanıp asabileşince, Jempeyis de işittiklerinin hepsini anlatmadı. Söylemek istese de konuşmayı bilmeyen, sözü kişiye uygun bir dille söyleyemeyen, çok beceriksiz bir adam idi. Bu özelliğinden de çekinerek “Kodar’ı daha fazla zora sokmayayım” diye anlatacaklarını yarım bırakmıştı.
Fakat bir gün, bozkırda, yaşlı bir koyun çobanı buna rezilce bir söz etmişti:
– “Kodar geliniyle yakınlaşmış” diyorlar. Sen bu konuda ne biliyorsun, demişti.
Jempeyis buna çok kötü bozularak:
– Onmayayım ki böyle rezillik işitmedim. Sözünü geri al… Geri al kâfir! Bu sözünü geri al, diye tepki vermişti. Savunmuş muydu? Yoksa şaşırmış mıydı? Bilmek mümkün değildi.
Deminki rezilce sözü söyleyen koyun çobanı Aytimbet art niyetli biri değildi. İçinden, “bu yaygaracı bilse böyle bir tepki vermezdi. Demek ki ya onlar iyi kişiler ya da bu hiçbir şey bilmiyor, sezmiyor” diye düşünüvermişti. Hatta daha sonra Kodar’la arada sırada görüşen fakir fukaranın etrafında dolaşıp mevzular açarak ve “iyi kişilerdendir” diye överek onu deminki iftiradan korumaya çalışmıştı.
Fakat yanındaki yoksul böyle dese de bu dedikoduyu tekrar tekrar çıkarıp halka yayan başka bir “göz” vardı. Aytimbet ne yaparsa yapsın, bu iftira, Jempeyis’den ilk sorduğu günden başlayarak dönüp dönüp Kodar’a yapışan bitmez bir bühtan olmuştu…
Şu son günlerde Kodar’da, Kutcan’ın ölümüne duyduğu kederinden ayrı başkaca bir memnuniyetsizlik vardı. Bunun sebebi, bundan üç gün önce, Süyindik’in ona bir kişi göndermesiydi. Bir kenara çekip konuşan Bekten adlı köse hatip, her bir şeyi karıştırdıktan sonra, buna:
– Halkın ağzına kim kapak olacak? Kan gövdeyi götürüyor. Canı acıyan iyiler bu dedikoduyu bastırmak istese de, gücü yetmiyor, diyerek Süyindik’ten söz etmiş, onu şöyle bir övmüştü. Sonrasında bir kez daha sözü dolaştırıp getirerek:
– Kötü söylüyorlar… Seninle bu gelininin adını kötüye çıkaracaklar, diye lafı koyunca, Kodar:
– Oy! Canım, neler kuruyorsun, diyerek Köse Bekten’i tiksintiyle kovar gibi olmuştu. Fakat o insafsız gidecek gibi değildi:
– Bu sözlere inanan Kunanbay sana sert bir ceza verilmesini buyuracakmış gibi görünüyor. Süyindik öz kardeşine kıyar mı? Beni sana özellikle gönderdi. “Sözün hakikati ortaya çıkıncaya kadar dayansın, inadından vazgeçsin” diyor, demişti.
Kodar baskıdan ölürcesine bunaldı ve hiddetle yerinden fırlayarak:
– Höst! Git şurdan, yok ol! Allah’ın gazabını görmüş olan Kodar, Kunanbay’ın hiddetinden mi korkar diyorsun? Defol buradan, deyip daha fazla ileri gitmesini engellemişti…
Bu konuşma aklına geldikçe Kodar’ı öfkeden kudurtuyordu. Fakat Kamka ile bu hususta konuşmayı düşünmüyordu. Ondaki “babalık” duygularını biliyordu. Kodar’daki “çocukluk” yakınlığı da Kamka tarafından biliniyordu. Bu üzüntüyle her gün birbirlerine dert yanarak ve iç çekerek kederlenmeleri ikisini de gelin ve kayınbaba hâlinden uzaklaştırmış, kaygısı ortak kaynana ile gelin gibi ya da baba ile oğlu gibi yakınlaştırmıştı. Bu bir anlamda insanın insanla tanışması, buluşmasıydı. Fakat ikisi de başka pek çok hususu ayıklayıp bükmeden açıkça konuşsa bile Kodar’ın cesareti deminki rezilliği ağzı var dili yok biçare dertli evladına söylemeye yetmiyordu…
İkisi aheste adımlarla gönülsüzce mezar başına geldi. Kodar Kur’an okumayı bilmiyordu. Kamka da okumuş değildi. Fakat ikisi de Kutcan’la ilgili dileklerini, dertlerini, hayallerinde sakladıklarını içlerinden dile getiriyordu. İki can dostu devamlı ılık ılık gözyaşı döküyor, yakınlarının kabrine tekrar tekrar baş yaslıyor, omuz omuza, gözlerini mezardan kaldırmadan, uzun uzun sessizce oturuyorlardı. Yine her zaman olduğu gibi uzunca bir vakit oturup kalmışlardı. Ancak bu defa bunların arkasından gürültü çıkararak gelen birkaç atlının patırtısı duyuldu.
Kodar da Kamka da dönmedi. Atlılar yakına geldi ve attan indi. Gelenler beş kişiydi. Maybasar’ın kara sakallı ulağı Kamısbay ile iki Bökenşi ve iki de Borsak… Kamısbay attan inerken:
– Gördün mü sahtekârı, diye kükredi. Kodar ile Kamka’yı bu hâlde görmeyi ummadığı belliydi. Başkası olsa, sevdiklerinin mezarı başında böyle sarılıp kalan dertlileri görünce yüreği kıyılır idi. Yanındakiler attan inmekte tereddüt etti. Fakat Kamısbay “saç al dense, baş alan”, Maybasar’dan da beter, dik başlı, arabozucu, cani biriydi:
– İnin, diye buyurdu ve hepsini atlarından indirtti. Borsaklardan biri ona destek çıktı. O, Jeksen adlı devasa ihtiyarın kardeşi Jetpis idi. Jetpis:
– Mezardan baş çevirmeyenin, başı mezara girsin, dedi.
Kodar bunların özellikle geldiklerini anlayarak geriye döndü. Sabırlı ve serinkanlı bir yüzle:
– Neyiniz var, canlarım, diye sordu.
Kamısbay öfkeyle bastığı yeri tozutarak tepinircesine karşısına geldi:
– Neyimiz olacak ki? Büyük yöneticimiz sizi çağırıyor. Şu Karaşokı’da, halkın hayırlıları ve iyileri toplandı, sizi bekliyor, dedi.
– İyin kim? Büyük yöneticin kim?
– Büyük yöneticim Başçavuş Maybasar’ın amiri Kunanbay! Şu gelininle seni ifade vermeye çağırttı. Kalkın, gidiyoruz!
– Boş konuşuyorsun. Buna ne hakkın var?
– Ne diyorsun? Yönetici çağırıyor, “ne hakkın var” mı diyorsun?
Kan beynine sıçramışçasına öfkelenen Kamka:
– Bu Allah’tan korkmaz kibirlenen de kim böyle, dedi.
– Allah’tan korkmayan sensin saçlı Şeytan! Sizsiniz! İki utanmaz, diyerek onu bastıran Kamısbay kamçısına sarıldı. “Haydi, alın! Alın bunları! At bindirin ikisini de” diye bağırarak yanlarında duran yiğitlere buyruk verdi.
Dört yiğit önce Kodar’a yöneldi.
– Hey Allahsız! Senin neyin var, diye bağıran Kodar yanına ilk gelen iki yiğidi yumrukladı. Burnunun üstüne yumruk yiyen yiğitlerden biri uçarak yuvarlansa da diğer dördü çok geçmeden Kodar’ın sağından solundan yapıştı, kolunu arkaya burktu, hazır bulundurdukları urganla sımsıkı bağladı. Kamka’yı da sürükleyerek atların yanına getirdiler ve Kamısbay’ın önüne bindirdiler.
Kodar’ın arkasına da Jetpis bindi. O da kavgacı biriydi. Onların peşi sıra diğerleri de at bindi. Doğu tarafındaki Karaşokı’ya yönelerek tepeleri aşmak üzere yola çıktılar. Kodar “savuracak kılıç, atacak ok, bunlarla konuşacak söz yok. Ne de olsa büyük yöneticisiyle konuşurum” diye düşünüyordu.
Kendisiyle aynı boya mensup olsa da yol boyunca Jetpis’le bir cümle dahi konuşmadı.
Esasında, Kodar ile Kamka’nın duçar olduğu bu duruma sebep olanlar da işte bu Jetpis ile onun şirret ve müfteri ağabeyi Jeksen idi…
Bunlar Kodar’ın en zengin akrabalarıydı. Başlangıçta, bu ilkbaharda, Kutcan öldükten sonra halk Jeksen’i suçlamaya başlamıştı.
“Kodar aynı boydan akrabası idi. Hem fakir, hem yalnız, hem de kimsesiz kalmıştı. Zengin Jeksen onu himaye etse ne olurdu? Göçmesi için araç vermedi, bir çiftlikte yalnız bırakıp gitti” diye suçluyorlardı. Bir değil, iki değil! Bu sözü devamlı işiten Jeksen ilk defasında kendisinin yardımlaşmayışına bahane olsun diye:
– O kahrolasından tiksiniyorum. “Yardımlaşmayayım” demiyorum, fakat dehşete kapılıyorum, demiş, Bökenşi ve Borsakların ortak toplantısında belalı sözün başını delikten ilk kez çıkarmıştı.
Süyindik bu lafın ne anlama geldiğini sorunca, sözünü:
– O kâfir geliniyle yakınlaşmış… Bana ne tavsiye ediyorsun? Yanıma alıp onunla beraber yaşasam, yarın yüzüme tükürmez misin, diye tamamlamıştı…
İlk kez bu şekilde dile getirilen dedikoduyu halka yayanlardan biri de Süyindik olmuştu. En başta kendilerinin yaydığı bu dedikodu, sonradan canı sıkılan ve bunun peşine düşen bütün ağzı deliklerin hepsini keyiflendirircesine ortaya yayılınca, Süyindik, Jeksen’in yanına bir kez daha gelmiş, artık açık delilini sormuştu. Jeksen kış günü, Kutcan’ın yedisinin verildiği gün, Kodar’ın söylediği bir sözü iddiasına delil yaptı.
Kodar, derdinden sendeleyip canı yanarak otururken:
– Çevremde kimse yok. Allah bunu bana yaptı ya. Kâfir ölsem de artık sakınacağım bir şey yok. Allah bana yaptıysa bunu, benim de Allah’a yapacağım bu, demişti.
Jeksen, “bu Allah’a ne yapacak” diye kendi kendine çok düşünmüş, sonunda “yaptığı gelini oldu” diye kanaat getirmişti.
O günden beri dedikoduyu yaymasının bir sebebi daha vardı: “Kodar’da epeyi toprak var. Bunun kışlağına en yakın hemşerisi benim. Deyiver, rahatı kaçsa da neyime yahu. Buralardan kovdurup göndereyim, bastırıp toprağını ele geçireyim” şeklinde bir hesabı da vardı.
Buradan sıçrayan söz, Sıban boyunun bir toplantısında Soltabay’ın Tobıktıları alaya alarak dile getirmesiyle Kunanbay’a kadar ulaşmıştı. Ondan sonra, belanın devam edeceğini anlayan Süyindik yeniden gelerek Jeksen’e tekrar sormuştu. Yalnızca Jeksen’den değil çevreden de sorup soruşturmuştu. Koyun çobanı Aytimbet başta olmak üzere bütün komşu akrabalar kendi iradeleri ile bu hususun açıklığa kavuşturulması gerektiğini düşünüyordu. Söz peşinde koşmayan uysal akrabaların hiçbiri Kodar’ı karalamadı. Bilakis sadece kaygı çeken dertli hallerini dile getirdiler.