Ömer Seyfettin – Sultanlığın Sonu (страница 7)
“Evet.”
“Rey-i hafi ile mi?”
Marki Nermin:
“En iyisi kura ile.” dedi. “Vakıa içimizde en asil, en eski aileye mensup sizsiniz, azizim Prens Eternel, bu teklifimi kabul buyurursanız, asaletinizden daha büyük bir tevazu fazileti göstermiş olacaksınız.”
“Hayhay… Kabul ederim.”
Teşekkürler, takdirler, hayretlerden sonra, Prens Zırtaf kâğıt kalem istemek için uşağını çağırdı. Bir elektrik düğmesine bastı. Hemen açılan kapıdan deminki alkolik ihtiyar uşağın girdiği görüldü. Elindeki iki üç deste açılmamış oyun kâğıdıyla büyük fış kutusunu, abanozdan bir para küreğini masanın üzerine bıraktı.
Prens Zırtaf:
“Götür bunları.” dedi, “Şimdi oynamayacağız, çabuk kâğıt kalem getir.”
Kumar alatını geri götüren uşak birkaç dakika sonra kâğıt kalem getirdi. Zırtaf prenslerin, markilerin isimlerini yazdı. Kâğıt parçalarını bir mendile koydular. Tam çekecekleri zaman dışarıda bir gürültü oldu. Efruz yan gözle ev sahibine baktı. Zırtaf sapsarı kesilmişti, ayağa kalktı:
“Ne var?”
“Hiç…”
“Bu gürültü…”
“Uşak bir şey devirmiş olmalı…”
“Fakat…”
“Bu sesler…”
…
Zırtaf’ın çıkmak için yürüdüğü kapı birdenbire açıldı. İki iri adam bir anda göründü. Ellerinde revolverler vardı:
“Ellerinizi yukarı kaldırın!”
Prens Efruz dö Kızıl’ın aklından binbir ihtimal bir anda geçti. Acaba asalet teşkilatı yapacaklarını haber alan demokratlar, hayatlarına karşı bir suikast mı tertip etmişlerdi? Zırtaf uçacakmış gibi, zayıf kollarını havaya kaldırmıştı. Arkadaşları da şaşırmışlar, onu taklit etmişlerdi. Efruz Bey soğukkanlılığını kaybetmiyordu. Fakat ah, keşke revolveri yanında olsaydı… O da ekseriyete uydu. Pantolonunun cebinden çıkardığı ellerini, inanılmaz bir mabuda dua edecekmiş gibi, istemeye istemeye yukarı kaldırdı. Kendilerine kumanda edenlerin arkasında iki de polis duruyordu. En öndeki memur, bu polislere üzerlerini aramak için emir verdi. Prens Efruz soğukkanlılığını bozmuyor, hiç sesini çıkarmıyordu. Evet, anlaşılıyordu ki işe hükûmet de karışmış! Demokrat hükûmet, asilleri yakalamak, programlarını filan elde etmek istiyordu. Ama bir şey bulamayacaklardı.
Komiser olması icap eden memur:
“Fişleri, kâğıtları filan hep getiriniz?” dedi.
Anlaşıldığına göre işi kumar baskını hâlinde idare etmek istiyorlardı. Hay kurnazlar hay…
Sivil komiser, elleri havadaki Prens Zırtaf’a sordu:
“Aziz! Bu seni kaçıncı yakalayışım?”
…
“Ben ‘Bu Beyoğlu’nda sana kumar oynatmam!’ demedim mi?”
“Biz burada kumar oynamıyorduk ki…”
“Ya ne yapıyordunuz?”
“Hiç…”
“Onu sen babana yuttur. Beş gündür seni takip ediyoruz. Kumarcıları toplayıp toplayıp buraya getiriyorsun. Mihal’i de şimdi götüreceğim. Onunla ortak olmuşsunuz. Sizin işleteceğiniz kumarhane değil, batakhane…”
“Vallahi Komiser Bey, burada şimdi kumar oynamıyorduk.”
“Ne yapıyordunuz?”
…
Zırtaf cevap veremiyordu. Prens Efruz’un ödü koptu. Ya hakikati söylerse işte o vakit işleri yamandı. İhtilalcilikle, inkılapçılıkla itham olunacaklardı.
Prens Efruz bunu çaktı. Gülümsüyordu.
…
“Söyle Aziz, ne yapıyordunuz?”
“Konuşuyorduk.”
“Ne konuşuyordunuz?”
“Şuradan buradan…”
“Bana yutturamazsın. Dün gece, evvelsi gece, pazar sabahı hep şuradan buradan mı konuştunuz?”
…
“Hem Mihal’le ortak olmuşsun.”
“Haşa.”
“Bu apartmanı da o tutmuş.”
“Olabilir.”
“Mademki ortak değilsin, sen burada ne arıyorsun?”
“Burada kirayla bir oda tutuyorum.”
Efruz gülümsüyordu. Cepleri arandığı hâlde hâlâ hepsinin kolları yukarıdaydı. Kara Tanburin, Müzekki Civan hiddetten kıpkırmızı idiler. Prens Efruz ilk defa ağzını açtı:
“Memur efendi, affedersiniz, kollarımız ağrıdı. Müsaade ediniz de aşağı indirelim.”
“İndiriniz, indiriniz.”
…
Sonra, Prens Zırtaf saçmalayıp da sırlarını meydana vermesin diye, işi kısaca kesti:
“Evet, komiser efendi. Biz burada kumar oynuyorduk.”
Komiser hemen Zırtaf’a döndü:
“İşte arkadaşın itiraf ediyor.”
“Yalan.”
Siyasette yalan caizdi. Efruz Bey bu iftirayı hakaret telakki etmedi. Tekrar:
“Yalan değil!” dedi.
Komiser biraz tereddüt ediyordu:
“Hepinizin üzerinden beş lira çıkmadı. Paralar nerede?”
Para lafı Efruz Bey’in kibrine dokundu. Sert bir cevap verdi:
“Biz üzerimizde para taşımaya tenezzül etmeyiz.”
“Vay beyim vay! Ya ne yaparsınız?”
“Paralarımız bankada durur.”