18+
реклама
18+
Бургер менюБургер меню

Люси Мод Монтгомери – Rüzgârın Kızı Anne (страница 7)

18

“Peki bu Elizabeth mi?” diye sordum.

“Bu gece değil.” diye cevap verdi ciddiyetle. “Bu gece Betty olduğum gece çünkü dünyadaki her şeyi seviyorum bu gece. Dün Elizabeth’tim ve yarın gece muhtemelen Beth olacağım. Nasıl hissedeceğime bağlı.”

İşte burada bir kafa denginin dokunuşu vardı. Bu dokunuşla bir kez daha ürpermiştim.

“İstediğin zaman değiştirip yine de kendininmiş gibi hissedebileceğin bir ismin olması ne kadar da güzel.”

Küçük Elizabeth kafasını salladı.

“Çok fazla isim türetebiliyorum. Elsie, Betty, Bess, Eliza, Lizbeth, Beth… Ancak Lizzie değil. Lizzie’den asla hoşlanmadım.”

“Kim hoşlanabilir ki?” dedim.

“Sizce bu benim saçmalamam değil mi Bayan Shirley? Büyükannem ve Kadın öyle düşünüyorlar.”

“Hiç de saçma değil. Çok akıllıca ve çok eğlenceli.” dedim.

Küçük Elizabeth bana manalı manalı baktı. Çocuğun beni gizli bir ruhani terazide tarttığını hissettim. Sonrasında müteşekkir bir şekilde fark ettiğim üzere terazide hafif gelmemiştim. Çünkü Küçük Elizabeth benden bir ricada bulundu. Küçük Elizabeth hoşlanmadığı insanlardan bir şeyler rica etmezdi.

“Kediyi kaldırsanız da sevsem olmaz mı?” diye sordu utanarak.

Dusty Miller bacaklarıma sürtünüyordu. Onu birazcık kaldırdım. Küçük Elizabeth minik elini uzatarak başını keyifle okşadı.

“Ben kedicikleri bebeklerden daha çok seviyorum.” dedi. Tuhaf bir meydan okuma vardı sözlerinde belli belirsiz. Sanki şok olacakmışım gibiydi ancak yine de gerçeği söylemeye kendini mecbur hissediyordu.

“Sanırım hiç yakınlarında bebek olmadı. Sen de ne kadar sevimli olduklarını bilmiyorsun.” dedim gülümseyerek. “Senin kedin var mı?”

Elizabeth kafasını salladı.

“Hayır yok. Büyükanne kedilerden hoşlanmıyor. Kadın da nefret ediyor. Kadın bu gece dışarıda. Bu sebepten süt için ben çıktım. Süt için dışarı çıkmayı seviyorum. Çünkü Rebecca Dew hoş bir insan.”

“Peki bu gece o gelmediği için üzüldün mü?” dedim gülerek.

Küçük Elizabeth kafasını salladı.

“Hayır. Sen de çok hoşsun. Ne zamandır seninle tanışmak istiyordum ancak yarın gelmeden olmayacağından korkuyordum.”

Orada durduk ve Küçük Elizabeth sütünü zarifçe yudumlarken sohbet ettik. Bana yarından bahsetti. Kadın, yarının asla gelmeyeceğini söylemiş ancak Elizabeth işin doğrusunu biliyormuş. Bir gün gelecekmiş. Güzel bir sabah uyandığında yarının geldiğini görecekmiş. Bugünün değil yarının. Sonra olaylar gelişecekmiş. Mükemmel olaylar. Kimse kendisini gözetlemeden istediği her şeyi yapabileceği bir gün de gelecekmiş. Yine de Elizabeth’in bunun gerçekleşmeyecek kadar güzel bir şey olduğuna inandığını zannediyorum. Yarında bile. Sonra, liman yolunun sonunda ne olduğunu görebilecekmiş. Güzel bir kırmızı yılan misali kıvrılan o başıboş yolun dünyanın sonuna çıktığını düşünüyor Elizabeth. Mutluluk Adası belki de oradaymış. Elizabeth, geri dönmeyen tüm gemilerin demir attığı bir Mutluluk Adası olduğundan emin. Yarın geldiğinde o adayı bulacakmış.

“Ve yarın gelince…” dedi Elizabeth, “Milyon tane köpeğim ve kırk beş tane kedim olacak. Kedi almama izin vermeyince büyükanneye böyle dedim Bayan Shirley. O da bana kızdı ve şöyle dedi: ‘Ben benimle böyle konuşulmasına alışkın değilim bayan küstah!’ Beni yatağa yemek vermeden yolladılar ceza olarak. Ama ben küstah olmak istememiştim. Uyuyamadım o gece Bayan Shirley. Çünkü Kadın bana küstahlık yaptıktan sonra uykusunda ölen bir çocuk tanıdığını söyledi.”

Elizabeth sütünü bitirince ladin ağaçlarının arkasındaki görünmeyen bir pencereden keskin bir tıklatma sesi duyuldu. Sanırım tüm bu süre boyunca gözetlenmiştik. Benim Elf prensesi koştu, altın rengi kafası ladinlerin çevrelediği karanlık patikada gözden kayboluncaya dek parladı.

“Hayalci bir minik haylaz.” dedi Rebecca Dew kendisine maceramızı anlattığımda. Bu gerçekten de âdeta bir maceraydı Gilbert. Rebecca konuşmasına şöyle devam etti. “Bir gün bana aslanlardan korkar mısın Rebecca Dew?” diye sordu. Ben de, ‘Hiç aslan tanımadığım için buna cevap veremem.’ dedim. ‘Yarında bir sürü aslan olacak.’ dedi. ‘Ama cici, arkadaş canlısı aslanlar olacaklar.’ dedi. ‘Öyle bakarsan göze dönüşeceksin evladım.’ dedim. Bahsettiği o yarında bir şey görmüş gibi bakıyordu. ‘Çok derin düşüncelerim var Rebecca Dew.’ dedi. O çocuğun sorunu yeterince gülmüyor olması.”

Elizabeth’in sohbetimiz boyunca hiç gülmediğini fark ettim. Sanırım hiç gülmeyi öğrenmemişti. O koca ev çok hareketsiz, yalnız ve kahkahasız… Tüm dünyada sonbahar renklerinin cümbüşü varken bile o ev yavan ve kasvetli görünüyor. Küçük Elizabeth kaçkın fısıltıları çok fazla dinliyor.

Summerside’daki vazifelerimden biri ona gülmeyi öğretmek olacak galiba.

Not: Chatty teyzesinin babaannesinden seçmeler!

3

Sevgili Gilbert,

Bil bakalım ne oldu? Maplehurst’te yemeğe davet edildim!

Davetiyeyi Bayan Ellen bizzat yazmış. Rebecca Dew gerçekten çok heyecanlıydı. Beni dikkate almalarına bir türlü inanamadı. Bunun sebebinin ise dostane tavırlarım olmadığından çok emindi.

“Belli ki kötü niyetleri var. Bak buna eminim!” dedi.

Ben de böyle bir şeyden şüpheleniyordum açıkçası.

“Muhakkak en güzel giysilerini giy.” diye talimat verdi Rebecca Dew.

Ben de mor menekşelerle süslü krem rengi ince elbisemi giydim. Saçımı da yeni bir modele göre yaptım. Çok güzel oldu.

Maplehurst’teki hanımlar kendi usullerince çok keyifliler Gilbert. Eğer müsaade etselerdi onları sevebilirdim. Maplehurst mağrur, seçkin bir ev. Ağaçlar etrafını çevreliyor ve sıradan evlerle alakası yok. Kaptan Abraham’ın meşhur gemisinin pruvasındaki tahtadan beyaz kadın figürü meyve bahçesinde duruyor. Evin ön merdivenlerinde kara pelin otları var. Yüzyıldan fazla bir zaman önce eski memleketten göç eden ilk Pringle tarafından getirilmiş. Minden Muharebesi’nde savaşan bir ataları daha var. Onun kılıcı da salon duvarında Kaptan Abraham’ın portresinin yanında asılı duruyor. Kaptan Abraham onların babası ve belli ki babalarıyla çok gurur duyuyorlar.

Eski, kara, oluklu şömine raflarının üzerinde devasa aynaları var. Rafın üzerinde yapay çiçeklerden cam bir vazo var. Eski zamanlardan kalma güzelim gemilerin resimleri, bilinen her Pringle’ın saçını içeren saç çelengi, koca deniz kabukları ve misafir odası yatağına serilmiş, olabilecek en sıkı şekilde dokunmuş bir yorgan var.

Salondaki maun koltukların üzerine oturduk. Duvarlar gümüş rengi şeritli duvar kâğıtlarıyla kaplanmıştı. Pencerelerde sırma kumaştan ağır perdeler asılıydı. Mermer masalardan birinde gövdesi kırmızı renkli, yelkenleri ise kar beyazı olan gemisinin güzel bir modeli vardı. Bu maket babalarının gemisinin maketiydi. Tamamen camdan oluşan ve süsleri sarkan devasa bir avizeleri vardı. Ortasında saat olan yuvarlak bir aynaları vardı. Kaptan Abraham’ın uzak diyarlardan getirdiği bir şeydi belli ki. Muhteşemdi. Hayallerimizin evinde böyle bir şey olmasını istiyorum ben de.

Gölgeler bile zarif ve gelenekseldi. Bayan Ellen bana yaklaşık milyon tane Pringle fotoğrafı gösterdi. Çoğu da deri kaplarda bulunan gümüşe işlenmiş dagerreyo tipi fotoğraflarıydı. İri yarı alaca renkli bir kedi dizime zıplayıverince Bayan Ellen tarafından derhâl mutfağa kışkışlandı. Benden özür diledi. Ancak öncesinde mutfakta kediden de özür dilediğini düşünüyorum.

Konuşmayı çoğunlukla Bayan Ellen sürdürdü. Ufak tefek bir kadın olan Bayan Sarah ise siyah ipekten elbisesi, kolalı iç eteği, kar beyazı saçları, elbisesi kadar siyah gözleri ve zayıf, damarlı ellerini, ince dantel fırfırların arasında, kucağının üzerinde kavuşturmuştu. Hüzünlü, sevilesi ve zarif bir hâli vardı. Konuşamayacak kadar kırılgan görünüyordu. Yine de Bayan Ellen da dâhil olmak üzere Pringle kabilesindeki her bir üyenin onun karşısında hizada durduğu hissine kapıldım Gilbert.

Çok leziz bir akşam yemeği yedik Gilbert. Su soğuktu, masa örtüsü güzel, tabaklar ve bardaklar inceydi. Kendileri kadar mesafeli ve aristokrat bir hizmetçi bizlerle ilgilendi. Ancak Bayan Sarah kendisine hitaben söylediğim her sözde sağır taklidi yaptı. Ben de yediğim her lokmanın boğazıma sıkıştığını hissettim. Tüm şevkim kırılmıştı. Kapana kısılmış zavallı bir farecik gibi hissettim kendimi. Ben Kraliyet Ailesi’ni asla ama asla fethedemeyeceğim Gilbert. Yeni yıl geldiğinde istifa edeceğim galiba. Böyle bir kabilenin karşısında hiç şansım yok.

Yine de evlerine bakındığımda yaşlı hanımlar için birazcık üzülmekten kendimi alamadım. Ev bir zamanlar hayattaydı. İnsanlar orada doğdu, öldü, sevinçlerini yaşayıp uykularına daldılar. Çaresizlikleri, korkuları, neşeyi, sevgiyi, ümidi ve nefreti tattılar. Şimdi ise yaşayanların hatırası dışında bir şey yok içinde. Bir de yaşayanlara duyulan iftihar var tabii.

Chatty teyze bugün benim için yatağa temiz çarşaf sererken ortasında elmas şeklinde bir kırışıklık bulduğu için çok mutsuzdu. Çünkü bunun evdeki bir ölümün habercisi olduğuna inanıyor. Kate teyze bu batıl inançtan çok iğrendi. Ancak ben sanırım batıl inançlı insanlardan hoşlanıyorum. Hayata renk katıyorlar. Eğer herkes aklı başında, sağduyulu ve iyi olsaydı hayat çok yavan olmaz mıydı sence de? O zaman konuşacak ne bulurduk acaba?

İki gece önce burada bir felaket yaşadık. Dusty Miller, Rebecca Dew’ün gür sesiyle arka bahçede “Pisi” diye haykırmasına rağmen geceyi dışarıda geçirdi. Ertesi sabah döndüğünde ise öyle bir görünüşü vardı ki… Gözlerinden biri tamamen kapalıydı ve çenesinde yumurta büyüklüğünde bir şişlik vardı. Tüyleri çamurdan dimdik olmuştu ve patilerinden biri ısırılmıştı. Yine de muzaffer ve pişmanlık duymayan bir bakışı vardı hâlâ açık olan gözünde. Dullar dehşete kapılmıştı. Ancak Rebecca Dew sevinçle, “Kedi daha önce hiç esaslı bir kavgaya tutuşmamıştı. Eminim diğer kedi ondan çok daha kötü görünüyordur.”