18+
реклама
18+
Бургер менюБургер меню

Люси Мод Монтгомери – Anne'in Hayaller Evi (страница 7)

18

“Bir o kadar da Elliott ve Crawford var.” dedi Doktor Dave kahkahasını zapt ettikten sonra. “Four Winds’in bu taraflarında yaşayanlar olarak şöyle bir deyişimiz var Gilbert, ‘Elliottların kibrinden, MacAllisterların gururundan ve Crawfordların kendini beğenmişliğinden Tanrı bizi korusun.”

“Ama içlerinde çok sayıda iyi insan da var.” dedi Kaptan Jim. “William Crawford’la senelerce denize açıldım. O adamın cesareti ve dayanıklılığı kimsede yok. Four Winds’in o taraflarındakilerin kafaları çok çalışıyor. Belki de bu taraftakilerin onlara sataşmasının sebebi de budur. Bazı insanların az biraz daha zeki dünyaya gelmelerinin diğerlerini bu kadar gücendirmesi tuhaf bir şey.”

Limanın karşı tarafında yaşayanlarla kırk senedir kavgalı olan Doktor Dave bir kahkaha patlattı.

“Yolun bir kilometre yukarısındaki zümrüt yeşili muhteşem evde kim yaşıyor peki?” diye sordu Gilbert.

Kaptan Jim keyifle gülümsedi.

“Bayan Cornelia Bryant. Presbiteryen olduğunuzu görünce yakında sizi ziyaret edecektir zaten. Eğer Metodist olsaydınız zahmet buyurmazdı. Cornelia, Metodistlerden ölümüne haz etmez.”

“Çok tuhaf biridir kendisi.” diye kıkırdadı Doktor Dave. “Erkeklerden nefret etme müptelası!”

“Kız kurusu mu?” diye sordu Gilbert gülerek.

“Hayır, kız kurusu değil.” diye cevap verdi Kaptan Jim ciddiyetle. “Gençliğinde istediği kişiyle olabilirdi. Şimdi bile tek bir sözüyle buranın dullarını sıraya dizer. Ama nedense erkeklere ve Metodistlere karşı kronik bir nefretle doğmuş sanki. Four Winds’deki en sivri dile ve en nazik kalbe sahiptir. Nerede bir sıkıntı olsa hemen yardıma koşar ve elinden geleni nazikçe yapmaya çalışır. Diğer kadınlar hakkında tek bir kötü söz söylemez. Ama bizim gibi ihtiyar keratalara gelince demediğini bırakmaz.”

“Sizden hep iyi bahseder Kaptan Jim.” dedi Bayan Dave.

“Evet, korkarım öyle. Bu durum hiç de hoşuma gitmiyor açıkçası. Sanki bende doğal olmayan bir şeyler varmış gibi geliyor.”

BÖLÜM 7

OKUL MÜDÜRÜ’NÜN EŞİ

“Bu eve gelin gelen ilk kişi kimdi Kaptan Jim?” diye sordu Anne yemekten sonra şöminenin etrafına oturduklarında.

“Sanırım bu evle alakalı bir hikâyenin parçasıydı.” dedi Gilbert. “Bana bu hikâyeyi sizin anlatabileceğinizi söylediler Kaptan Jim.”

“Evet, biliyorum o hikâyeyi. Sanırım Four Winds’de okul müdürünün gelininin buraya gelişini hatırlayabilecek yaşta olan tek kişiyim. Kendisi otuz yıl kadar önce öldü. Ama insanın asla unutamayacağı türde bir kadındı.”

“Bize hikâyesini anlatın.” diye rica etti Anne. “Benden önce bu evde yaşayan tüm kadınların hikâyelerini bilmek istiyorum.”

“Sadece üç kadın yaşadı sizden önce: Elizabeth Russell, Bayan Ned Russell ve Okul Müdürü’nün eşi. Elizabeth Russell iyi huylu aklı başında bir kadıncağızdı. Bayan Ned de iyi bir kadındı. Ama ikisinin de Okul Müdürü’nün geliniyle uzaktan yakından alakası yoktu.”

“Okul müdürünün adı John Selwyn’di. Ben on altı yaşında bir delikanlıyken ana vatandan buralara öğretmenlik yapmaya gelmişti. O zamanlarda Prens Edward Adası’na öğretmenlik yapmaya gelen avarelere benzemezdi hiç. Buraya gelen öğretmenlerin çoğu ayyaş heriflerdi ve ayık zamanlarında öğrencilere okuma yazma öğretir, sarhoş olduklarında da çocukları azarlarlardı. Ama John Selwyn iyi ve yakışıklı bir delikanlıydı. Kendisi babamın evinde kalırdı ve benden on yaş büyük olduğu hâlde kanka gibiydik. Birlikte kitap okur, sohbet eder, yürüyüş yapardık. Sanırım yazılmış tüm şiirleri bilirdi. Akşamları sahilde yürürken şiirlerden alıntılar yapardı. Babam bunun büyük vakit kaybı olduğunu düşünse de müsaade ederdi. Beni denizci olma fikrinden vazgeçireceğini ümit ederdi. Ama bunu hiçbir güç başaramaz çünkü annem denizci ırkından geliyor ve bu benim doğuştan sahip olduğum bir şey. Ama ben John’un bir şeyler okumasını dinlemeyi severdim. Neredeyse altmış yıl önceydi. Ama ondan öğrendiğim çok sayıda şiir bugün bile aklımda. Neredeyse altmış yıldır!”

Kaptan Jim bir an için sessiz kaldı. Geçip giden zamanı ararcasına parlayan ateşe daldı. Sonra derin bir iç çekip hikâyesini anlatmaya devam etti.

“Bir ilkbahar akşamı onunla kum tepelerinde buluştum. Keyfi çok yerindeydi, tıpkı sizin Bayan Blythe’ı eve getirdiğiniz şu geceki hâliniz gibiydi Doktor Blythe. Sizi görür görmez aklıma o geldi. Memleketinde bir sevgilisi olduğunu ve yanına geleceğini söyledi bana. Ben bu duruma pek de sevinmemiştim. O zamanlar gençliğin getirdiği bir bencillik vardı bende. Eşi geldikten sonra beni eskisi gibi umursamaz diye düşünüyordum. Ama bunu ona belli etmeyecek nezaketim vardı. Bana sevgilisi hakkında her şeyi anlattı. İsmi Persis Leigh’miş. Eğer ihtiyar amcası olmasaymış yanına gelecekmiş. Amcası hastaymış ve Persis’in anne babası vefat edince ona amcası baktığı için onu bırakamıyormuş. Nihayet amcası ölünce de John Selwyn’le evlenmek için gelecekmiş. O zamanlarda seyahat etmek bir kadın için kolay bir şey değildi. Hatırlarsanız buharlı gemi yoktu ozamanlarda.”

“ ‘Ne zaman gelecek peki?’ diye sordum.”

“ ‘Royal William’la 20 Haziran’da gelecek.’ dedi. ‘Temmuz ortalarında burada olur. Marangoz Johnson’a onun için bir ev yaptırtmalıyım. Mektubu bugün ulaştı. Mektubu daha açmadan iyi haberler getirdiğini biliyordum. Birkaç gece önce gördüm onu.”

“Ne demek istediğini anlamamıştım. Ama sonra açıkladı bana. Gerçi onu da anlamadım ya… Kendisinin Tanrı vergisi bir yeteneği ya da laneti varmış. Öyle söyledi işte Bayan Blythe. Yetenek ya da lanet. Hangisi olduğunu kendisi de bilmiyordu. Söylediğine göre büyük büyük ninesinde de varmış bundan ve bu yüzden cadı diye yakmışlar kadını. Tuhaf nöbetlere -sanırım trans demişti- kapılıyordu ara ara. Böyle şeyler var mıdır Doktor?”

“Trans hâlini yaşayan insanlar kesinlikle var.” diye cevapladı Gilbert. “Ama bu mesele tıbbi olmaktan çok psişik. John Selwyn’in transları nasıldı?”

“Rüya gibiydi.” dedi ihtiyar Doktor şüpheci bir şekilde.

“Rüyasında bir şeyler gördüğünü söylerdi.” dedi Kaptan Jim yavaşça.

“Dikkatinizi çekerim, size sadece söylediklerini aktarıyorum. Dediğine göre yaşananları, yaşanacakları görüyordu. Gördükleri onun için bazen rahatlama, bazen de dehşet anlamı taşıyormuş. Dört gece öncesinde de bir şeyler görmüş. Oturmuş ateşe bakarken transa girmiş. İngiltere’de çok iyi bildiği eski bir odayı görmüş. Persis Leigh de odanın içindeymiş. Ellerini ona doğru uzatıyormuş. Hâlinden memnun ve mutlu görünüyormuş. Gördüğü bu imgeden dolayı da güzel haberler alacağını biliyormuş.”

“Bir düş sadece, düş…” diyerek burun kıvırdı ihtiyar Doktor.

“Belki de, muhtemelen.” dedi Kaptan Jim. “O zamanlar ben de ona böyle demiştim. Böyle düşünmek çok rahatlatıcıydı. O şekilde bir şeyleri görüyor olma fikrinden hoşlanmamıştım. Çok esrarengiz geliyordu bana.”

“ ‘Hayır.’ dedi. ‘Rüyamda görmedim. Ama bir daha bu konudan bahsetmeyeceğiz. Eğer bu konuya çok kafa yorarsan benim arkadaşım olmazsın.”

“Ben de ona hiçbir şeyin beni, onun arkadaşı olmaktan alıkoyamayacağını söyledim. Ama o sadece kafasını salladı ve şöyle dedi:

“Biliyorum. Ama bu yüzden çok arkadaş kaybettim. Onları suçlayamıyorum da. Benim bile bu mesele yüzünden kendime dayanamadığım zamanlar oldu. Böylesi bir gücün içinde bir miktar doğaüstülük de var. Ancak iyi mi yoksa kötü mü olduğunu bilemiyorum. Biz ölümlüler Tanrı’yla ya da şeytanla yakın ilişkiden fazlasıyla korkarız.”

“İşte bunları söyledi. Dün gibi hatırlarım hâlâ her ne kadar ne demek istediğini bilemesem de. Sizce ne demek istedi Doktor Bey?”

“Ne demek istediğini kendisinin bile bildiğini zannetmiyorum.” dedi Doktor Dave asabi bir şekilde.

“Sanırım ben biliyorum.” diye fısıldadı Anne. Dinlerken o eski hâline bürünmüştü. Dudakları sımsıkı kapalıydı ve gözleri ışıl ışıl parlıyordu. Kaptan Jim, genç kızın hayran olunası tebessümü ile biraz şımardıktan sonra hikâyesine devam etti.

“Kısa süre sonra Glen ve Four Winds’in tüm sakinleri Okul Müdürü’nün müstakbel eşinin geleceğinin haberini aldılar. Herkes bu duruma seviniyordu çünkü Okul Müdürü’nü çok seviyorlardı. Dahası onun evini çok merak ediyorlardı, yani bu evi. Bu araziyi özellikle seçti çünkü buradan hem limanı görmek hem de arkasındaki denizin sesini duymak mümkündü. Müstakbel eşi için bahçeyi hazırladı ancak karakavak fidanlarını o dikmedi. Bayan Ned Russel dikti. Fakat bahçedeki çift sıra gül çalılarını Glen okulunda öğrenim gören küçük kızlar dikti müdürün eşi için. Pembe güller müstakbel gelinin yanakları, beyaz güller kaşları, kırmızı güller de dudakları içinmiş. John böyle söyledi. O kadar çok şiir okurdu ki en sonunda şiir okur gibi konuşmaya başladı.”

“Hemen herkes yeni evini kurmasına yardımcı olmak için ufak tefek hediyeler yolladı. Sizin de gördüğünüz üzere Russellar bu eve taşındıklarında evi en güzel mobilyalarla dayayıp döşediler. Ancak bu eve giren ilk mobilyalar çok sadeydi. Ne var ki bu ev sevgi bakımından çok zengindi. Kadınlar yorganlar, masa örtüleri, havlu gibi şeyler yolladılar. Bir adam gelin için bir sandık, bir başkası masa yaptı ve böyle devam etti. Hatta gözleri görmeyen ihtiyar Margaret Boyd Teyze yeni gelin için tatlı kokulu kum tepesi çimenlerinden bir sepet ördü. Okul Müdürü’nün eşi bu sepeti yıllar boyunca mendillerini koymak için kullandı.”

“Nihayet her şey tamamlanmıştı. Koca şöminedeki kütükler bile yakılmaya hazırdı. Tam olarak bu şömine olmasa da aynı yerdeydi. Bayan Elizabeth on beş yıl önce evi elden geçirdiğinde şömineyi değiştirdi. İlk şömine, içinde öküz pişirilebilecek büyüklükte eski model bir şömineydi. O zamanlarda bu gece olduğu gibi şöminenin yanına oturur hikâyeler anlatırdım.”