Люси Мод Монтгомери – Anne'in Hayaller Evi (страница 5)
“Anne Cordelia’nın elbisesini kirletmesine izin vermeyin.” diye uyardı Diana endişeyle.
“Çocuklarını Dora’ya gözü kapalı emanet edebilirsin.” dedi Marilla. “Dora tanıdığım birçok anneden daha aklı başında ve dikkatli. Bazı konularda olağanüstü. Yetiştirdiğim diğer vurdumduymazın aksine…”
Marilla, vurdumduymazları daha çok sevdiğini düşündürürcesine Anne’e gülümsedi.
Bayan Rachel, çocuklar uzaklaşınca, “İkizler çok iyiler.” dedi. “Dora çok anaç ve yardımcı. Davy ise aklı başında bir delikanlı olmaya başladı. Eskiden olduğu gibi ele avuca sığmaz bir haylaz değil.”
“Buraya geldiği ilk altı ay boyunca o kadar yoğundum ki böylesini daha önce hiç yaşamadım.” dedi Marilla. “Ama sonrasında ona alıştım sanırım. Bugünlerde çiftçiliğe iyice merak saldı ve gelecek yıl çiftliği yönetmesine izin vermemi istiyor. Herhâlde ona emanet ederim diye düşünüyorum çünkü Bay Barry artık çiftliği kiralamak istemiyor. Yeni düzenlemeler yapmamız lazım.”
“Neyse, düğünün için gerçekten de çok güzel bir gün.” dedi Diana. İpek elbisesinin üzerine kocaman bir önlük taktığı sırada. “Eaton’s’dan sipariş etsen bu kadar güzel olmazdı herhâlde.”
“Gerçekten de Eaton’s denilen yere adadan çok para gidiyor.” dedi Bayan Lynde öfkeyle. Çok şubeli dükkânlara dair keskin fikirleri vardı ve fırsatını buldukça rahatsızlığını dile getirmekten geri kalmazdı. “Hele bir de katalogları yok mu… Avonlea kızları kutsal kitap niyetine o katalogları okuyacak neredeyse. Pazar günleri İncil okumak yerine kataloğa gömüyorlar kafalarını.”
“Ama çocukları iyi oyalıyor.” dedi Diana. “Fred ve Anne Cordelia gelip gidip katalogdaki resimlere bakıyorlar.”
“Ben Eaton’s kataloğu olmadan on çocuk oyaladım.” dedi Bayan Rachel sertçe.
“Hadi ama Eaton’s kataloğu yüzünden kavga etmeyin şimdi.” dedi Anne neşeyle. “Bu benim en güzel günüm biliyorsunuz. Ben çok mutluyum ve herkesin de mutlu olmasını istiyorum.”
“Umarım mutluluğun daim olur yavrum.” diye iç çekti Bayan Rachel. Bu temennisinde gerçekten samimiydi ve gerçekleşeceğinden şüphesi yoktu. Ama mutluluğu göstere göstere yaşamanın kadere meydan okumak olacağını düşündüğü için korkuyordu. Anne’in kendi iyiliği için biraz durulması lazımdı.
Ne var ki o eylül gününde, ev dokuması eski kilimlerle kaplı merdivenlerden mutlu ve güzel bir gelin iniyordu. Green Gables’ın ilk gelini… Narin ve ışıl ışıldı. Yüzünde duvağı, kollarında güller vardı. Aşağıda, salonda bekleyen Gilbert hayran gözlerle seyretti müstakbel eşini. Anne nihayet Gilbert’la birlikteydi. Uzun süre peşinden koştuktan sonra evleniyorlardı sonunda. Gilbert ona layık olup olmadığını düşündü. Acaba onu yeterince mutlu edebilecek miydi? Başarısız olmaktan, ona layık bir eş olamamaktan endişelendi. Ancak Anne’in elini tutup da göz göze geldikleri sırada zihnindeki tüm kuşkular yok oldu ve yerini mutluluğa bıraktı. Onlar birbirlerine aittiler. Hayatın getirecekleri ne olursa olsun bu değişmeyecekti. Mutlulukları birbirlerine bağlıydı ve hiçbir şeyden korkmuyorlardı.
Eski bostanda, güneş ışıl ışıl parıldarken evlendiler. Uzun zamandır hayatlarında olan çok sevdikleri dostlarının sevimli yüzleri sarmıştı etraflarını. Nikâhı Bay Allan kıydı ve Papaz Jo, Bayan Rachel Lynde’in “duyduğu en güzel düğün duası” ilan ettiği duayı okudu. Eylül geldiğinde kuşlar şarkılarını söylemeyi bırakırlar genelde ancak kuytu bir dala saklanmış bir kuş Gilbert ve Anne ölümsüz yeminlerini ederlerken cıvıldamaya başladı. Bu şarkı Anne’in tatlı bir ürpertiye kapılmasına sebep oldu. Gilbert ise dünyadaki tüm kuşların onlar için şakımaya başlamaları gerektiğini düşündü. Paul o kuşun ötüşüyle ilgili bir şiir yazdı ve yayımlanan ilk şiir kitabının en sevilen şiirlerinden biri oldu. Dördüncü Charlotta ise bu kuşun şarkısının çok sevdiği Bayan Shirley’e iyi şans getireceğini düşündü. Kuş, törenin sonuna kadar şakımaya devam etti. Şarkısını titrek ve heyecanlı bir şakımayla sonlandırdı. Gri-yeşil eski evin bostanı daha neşeli, daha sevinçli bir gün hiç yaşamamıştı. En eskilerden beri süregelen düğün şakaları Anne’le Gilbert’ın düğününde yepyeni gibiydi ve hiç olmadıkları kadar neşeye sebep oluyorlardı. Kahkahadan ve şamatadan geçilmiyordu. Yeni evliler Carmody trenini yakalamak üzere ayrıldıklarında ikizler pirinçleri ve eski ayakkabıları hazır etmişlerdi. Dördüncü Charlotta ve Bay Harrison fırlatma işini hakkıyla yerine getirdi. Marilla, düğün arabası altın başakların etrafını süslediği yoldan uzaklaşırken bahçe kapısında öylece bakakaldı. Anne arkasını döndü ve son kez el salladı. Artık gitmişti. Green Gables artık Anne’in evi değildi. Marilla, Anne’in tam on dört yıl boyunca, yokluğunda bile ışık ve hayatla doldurduğu eve döndüğünde yüzü solgundu ve hiç olmadığı kadar yaşlıydı.
Ancak Diana, küçük çocukları, Echo Lodge ahalisi ve Allanlar iki yaşlı kadına bu ilk yalnızlık akşamlarında yardım etmek üzere kaldılar. Keyifli ve sakin bir akşam yemeği yediler. Masanın etrafında oturup düğün gününe dair ufak tefek detaylardan bahsettiler. Onlar otururlarken Anne ve Gilbert, Glen St. Mary treninden iniyorlardı.
BÖLÜM 5
EVE GELİŞ
Doktor David Blythe, onları karşılamak için at arabası yollamıştı ve arabayı süren afacan, anlayışlı bir sırıtmayla arabayı onlara bıraktı. Yeni evliler, o güzel akşamda yeni evlerine baş başa gitmenin keyfini çıkardılar.
Köyün arkasındaki yamaçtan arabayla indikleri sırada Anne, gördüğü güzel manzarayı bir daha hiç unutmadı. Yeni evi hâlâ görünürlerde değildi ancak Four Winds Limanı gül ve gümüş rengiyle ışıl ışıl parlayan bir ayna gibiydi sanki. Anne, bir tarafında kum tepeleri, diğer tarafında yüksek, dik, kasvetli kızıl kum taşları olan girişi görebiliyordu. Kum tepelerinin ötesinde, sakin ve pürüzsüz deniz düşlere dalmıştı. Kum tepelerinin liman kıyısıyla buluştuğu koya yuvalanmış küçük balıkçı köyü hafif pusta opal taşı gibi görünüyordu. Üzerlerindeki gökyüzü alaca karanlığın döküldüğü mücevherlerle donatılmış bir kadeh gibiydi. Denizin serinliği havayı biraz soğutmuştu ve deniz tüm manzaraya hükmediyordu. Loş renkli yelkenliler köknarlarla kaplı liman sahillerinden ötelere süzülüyorlardı. Bir kilise kulesinden çan sesleri geliyordu. Yumuşacık, hülyalı bir sesti bu. Çanın zarif melodisi dalgaların sesiyle harmanlanıp süzülüyordu. Kayalıkların üzerindeki devasa deniz feneri, berrak kuzey göğünün üzerine yansıtıyordu altın rengi sıcacık ışığını. Titrek bir yıldız gibiydi âdeta… Uzaklardan geçen buharlı geminin dumanı ufuk çizgisinde kırışık bir kurdele misali uzanıyordu.
“Ah ne kadar da güzel, çok güzel…” diye söylendi Anne. “Four Winds’i çok seveceğim Gilbert. Evimiz nerede?”
“Henüz görünürlerde değil. Şu küçük koydaki huş ağaçları evi gizliyor. Glen St. Mary’e üç, deniz fenerine bir buçuk kilometre mesafede. Çok komşumuz olmayacak Anne. Evimizin yakınlarında sadece bir ev var ve ben orada kim yaşıyor bilmiyorum. Ben evde olmadığımda yalnız kalır mısın?”
“Deniz feneri ve güzellik bana yarenlik ettiği müddetçe yalnız kalmam. O evde kim yaşıyor Gilbert?”
“Bilmiyorum. Ama ev sakinleri kafa dengi olabilecek gibi görünmüyorlar, değil mi?”
Ev kocamandı ve zengin bir görünüşe sahipti. Öylesine canlı bir yeşile boyanmıştı ki manzarayı solgun gösteriyordu. Arkasında bir bostan, önünde ise bakımlı bir çimenlik alan vardı. Ama her nasılsa bir eksiklik var gibiydi. Bu durumun sebebi her şeyin aşırı düzenli olması olabilirdi. Tüm yapı, ev, ahırlar, bostan, bahçe, çimenlik ve giriş yolu aşırı düzgündü.
“Bu renk boyayı tercih eden birinin kafa dengi olması pek olası değil.” diyerek Gilbert’ın tahminini onayladı Anne. “Tabii bizim belediye binasını yanlışlıkla maviye boyadığımız gibi bir yanlışlık olmadıysa. Orada çocuk olmadığından eminim. Tory Caddesi’ndeki evden çok daha düzenli görünüyor ve ben oradan daha düzenli bir yer olabileceğine ihtimal vermezdim.”
Sahile paralel uzanan nemli, kırmızı yolda hiç kimseyle karşılaşmadılar. Ancak evlerini gizleyen huş ağaçlarına henüz ulaştıklarında Anne, sağ taraftaki kadifemsi yeşil yamacın tepesinde kar beyazı kazları gezdiren bir kız gördü. Tepenin etrafına yer yer çam ağaçları serpilmişti. Bu ağaçların arasından ekin tarlalarını, altın rengi kum tepelerini ve denizi kısmen görmek mümkün oluyordu. Uzun boylu bir kızdı ve solgun mavi desenli bir elbise giyiyordu. Yürüyüşünde bir esneklik vardı, duruşu ise dimdikti. Kız ve kazları, Anne ve Gilbert geçtiği sırada tepenin aşağı kısmındaki kapıdan çıkıyorlardı. Kız kapının kilidine elini koymuş vaziyette ayakta beklerken gözlerini onlardan ayırmıyordu. Bakışlarında hafif bir ilgi olsa da merak yoktu. Anne, kısa bir an için bu bakışlarda örtülü bir düşmanlık ifadesi görür gibi oldu. Ancak Anne’in dikkatini asıl çeken kızın güzelliğiydi. Nerede olsa ilgi çekecek türden aşırı belirgin bir güzellikti bu. Kız şapka takmasa da olgun başak renginde saçlarının ağır örgülerini taç misali başının etrafında çevrelemişti. Gözleri maviydi ve yıldızları andırıyordu. Sade desenli elbise içindeki vücudu görkemliydi ve dudakları kemerine taktığı kan kırmızısı gelincikler kadar kızıldı.
“Gilbert, az önce yanından geçtiğimiz kız kimdi?” diye sordu Anne alçak sesle.
“Ben kız falan görmedim.” dedi gözlerini eşinden ayıramayan Gilbert.