Люси Мод Монтгомери – Anne'in Hayaller Evi (страница 3)
“Gilbert bir doktor için pek genç görünüyor. Korkarım insanlar ona çok güvenmeyecekler.” dedi Bayan Jasper Bell kasvetli bir şekilde. Sonra çenesini kapattı. Sanki söylemeyi görev saydığı bir şeyi söyleyip vicdanını rahatlatmış gibi bir havası vardı. Şapkasında tiftik tiftik olmuş siyah bir kuş tüyü vardı. Topuzundan dağılan saçları ensesine dökülüyordu.
Anne’in çeyizine dair duyduğu yüzeysel sevinç geçici olarak gölgelenmişti. Ancak derinlerdeki asıl mutluluğunun bu şekilde hasar alması söz konusu değildi. Bayan Bell ve Bayan Andrews’un iğnelemeleri ise Gilbert geldikten sonra dere kenarındaki huş ağaçlarına doğru gezintiye çıkmalarıyla beraber sona erdi. Anne, Green Gables’a geldiğinde henüz fidan olan bu ağaçlar, alaca karanlığın ve yıldızların masalsı sarayının fil dişi sütunlarını andıran gövdeleriyle uzanıyorlardı gökyüzüne doğru. İki âşık, Anne ve Gilbert, işte bu ağaçların gövdelerinde yeni evleri ve yeni yaşamları hakkında konuşuyorlardı.
“Bize bir yuva buldum Anne.”
“Gerçekten mi? Nerede? Umarım köyün içinde değildir. Bu pek hoşuma gitmezdi.”
“Hayır. Köyde alabileceğimiz ev yoktu. Glen St. Mary ve Four Winds’in deniz feneri arasında, liman kıyısında küçük beyaz bir ev buldum. Pek merkezi değil. Ama telefon aldıktan sonra pek sorun olmaz. Konumu çok güzel. Gün batımı tarafına bakıyor ve önünde masmavi liman var. Kum tepeleri çok uzağında değil. Deniz meltemi üzerlerinden esiyor ve deniz köpükleri üzerlerini hafifçe ıslatıyor.”
“Peki, ev nasıl Gilbert? İlk evimiz nasıl? Neye benziyor?”
“Pek geniş değil. Ama ikimiz için yeterli genişlikte. Aşağı katta şömineli muhteşem bir salon, limana bakan güzel bir yemek odası ve muayenehane olarak kullanacağım küçük bir oda var. Ev yaklaşık altmış yıllık. Four Winds’deki en eski ev. Ama iyi bakılmış ve on beş yıl kadar önce baştan aşağı yenilenmiş. Çatısı elden geçirilmiş, dış cephe yeniden kaplanmış ve zemin yeniden yapılmış. Zaten inşa edildiğinde de çok iyiymiş. Anladığım kadarıyla evin inşasıyla ilgili romantik bir hikâye de var. Ama evi kiraladığım adam bir şey bilmiyor bu konuda.”
“Bu eski hikâyeyi anlatabilecek tek kişi Kaptan Jim’miş duyduğuma göre.”
“Kaptan Jim kim peki?”
“Four Winds’deki deniz fenerinin bekçisi. Four Winds’in deniz fenerini çok seveceksin Anne. Dönen fenerlerden ve alaca karanlık vakti geldiğinde muhteşem bir yıldız misali parlıyor. Işığını oturma odamızdan ve ön kapımızdan görebileceğiz.”
“Ev kime ait?”
“Ev, Glen St. Mary Presbiteryen Kilisesi’nin mülkü. Ben mütevellilerden kiraladım. Ama yakın zamana kadar Bayan Elizabeth Russell isimli çok yaşlı bir kadına aitmiş. Geçen bahar vefat etmiş. Yakın akrabası olmadığı için de evini St. Glen Mary Kilisesi’ne bağışlamış. Mobilyaları hâlâ evin içindeydi, ben de çoğunu satın aldım. Hem de çok az parayla çünkü mütevelliler ne yapıp edip eşyaları satmak istiyorlardı. Glen St. Mary sakinleri lüks brokarları, aynalı ve süslü konsolları tercih ediyorlar anladığım kadarıyla. Ama Bayan Russell’ın mobilyaları çok iyi. Senin de beğeneceğine eminim Anne.”
“Hiç yoktan iyidir.” dedi Anne kafasını onay anlamında sallarken. Yine de tedbiri elden bırakmıyor gibiydi. “Ama insanlar sadece mobilyalarla yaşamazlar. Çok önemli bir şeyden bahsetmeyi ihmal ettin. Bu evin etrafında ağaçlar var mı?”
“Hem de sürüsüne bereket! Arkasında kocaman çam korusu, giriş yolunda iki sıra karakavak ağacı, bahçenin etrafını çevreleyen beyaz huş ağaçları var. Ön kapımız hemen bahçeye açılıyor ama bir giriş daha var. İki çamın arasında duran küçük bir kapı var. Menteşe ve kapı kolu bu iki ağacın gövdelerine iliştirilmiş. Ağaçların dalları yukarıda kemer oluşturuyor.”
“İşte buna çok sevindim! Ağaçların olmadığı bir yerde yaşayamam. İçimdeki bir şey ölüverir yoksa. Pekâlâ, artık etrafta bir yerlerde küçük bir dere olup olmadığını sormaya lüzum yok. Bu kadarını beklemek fazla.”
“Ama dere var. Üstelik bahçenin bir köşesinden geçiyor.”
“O zaman…” dedi Anne, hâlinden memnun derin bir iç çekişle. “Bulduğun bu ev hayaller evimden başkası değil.” dedi.
BÖLÜM 3
HAYALLER DİYARI
“Düğüne kimleri çağıracağınıza karar verdiniz mi Anne?” diye sordu Bayan Rachel Lynde. Bir yandan da harıl harıl mendil kenarlarını işliyordu. “Davetiyeleri yollamanın zamanı geldi. Resmi davetiye olmasa bile.”
“Çok kişi çağırmayı düşünmüyorum.” dedi Anne. “Sadece en çok sevdiğimiz insanlar şahit olsunlar istiyoruz düğünümüze. Gilbert’ın ailesi, Bay ve Bayan Allan ile Bay ve Bayan Harrison olacak.”
“Bay Harrison’ı arkadaş bile saymadığın zamanlar olmuştu.” dedi Marilla soğuk bir şekilde.
“Yani, ilk görüşmemizde kendisine pek de kanım ısınmamıştı.” diyerek Marilla’yı onayladı Anne. Bu hatırası kahkaha atmasına sebep oldu. “Ama Bay Harrison’ı tanıdıkça sevdim. Bayan Harrison ise dünya tatlısı bir insan. Tabii bir de Bayan Lavendar ve Paul var.”
“Bu yaz adaya gelmeye karar verdiler mi? Avrupa’ya gideceklerini sanıyordum.”
“Evleneceğimi yazınca fikir değiştirdiler. Bugün Paul’dan bir mektup aldım. Düğünüme gelmek zorundaymış, Avrupa’ya ne olacağı umurunda bile değilmiş.”
“O çocuk sana hep tapardı.” dedi Bayan Rachel.
“O ‘çocuk’ artık on dokuz yaşında bir delikanlı Bayan Lynde.”
“Zaman nasıl da akıp geçiyor!” Bayan Lynde’in zekice ve ona özgü cevabıydı.
“Dördüncü Charlotta da onlarla gelebilirmiş. Kocası izin verirse geleceğini haber etmiş Paul’a. O kocaman mavi kurdeleleri hâlâ takıyor mu merak ediyorum. Acaba kocası ona Charlotta mı yoksa Leonara mı diye hitap ediyor? Charlotta’nın düğünümde olmasını çok isterim. Uzun zaman önce Charlotta’yla beraber bir düğüne katılmışlığımız var. Gelecek hafta Echo Lodge’da olmayı planlıyorlar. Sonra Phil ve Papaz Jo…”
“Bir papaz hakkında bu şekilde konuşman hoş değil Anne.” dedi Bayan Rachel sertçe.
“Karısı ona bu şekilde hitap ediyor.”
“Kutsal bir makama daha çok saygı duyması gerekir onun da.” diyerek sertçe çıkıştı Bayan Rachel.
“Ben senin papazları sert bir şekilde eleştirdiğini duydum ama.” diyerek şaka yaptı Anne.
“Evet ama ben bunu saygıyla yapıyorum.” diyerek itiraz etti Bayan Lynde. “Benim bir papaza takma ad taktığımı duymamışsındır hiç.”
Anne gülmemek için kendini tuttu.
“Neyse, Diana, Fred, Küçük Fred ve Küçük Anne Cordelia ve Jane Andrews da gelecek. Keşke Bayan Stacey, Jamesine Teyze, Priscilla ve Stella da gelebilselerdi düğüne. Ama Stella Vancouver’da, Pris Japonya’da, Bayan Stacey evlenip Kaliforniya’ya yerleşti. Jamesine Teyze ise her ne kadar yılanlardan korksa da kızının görev yerini görmek için Hindistan’a gitti. İnsanların bu şekilde dünyanın dört bir tarafına dağılmış olması gerçekten de korkunç.”
“Tanrı’nın dileği bu değildi, o kadar.” dedi Bayan Rachel yetkin bir havayla. “Bizim zamanımızda insanlar doğdukları yerde ya da yakınlarda büyür, evlenir ve yerleşirlerdi. Şükürler olsun ki sen adaya bağlı kaldın Anne. Gilbert mezun olunca dünyanın bir ucuna gitmek isteyip seni de peşinden sürükler diye korkuyordum.”
“Eğer herkes doğduğu yerde kalsaydı, her yer insanla dolup taşardı Bayan Lynde.”
“Seninle tartışmayacağım Anne. Ne de olsa üniversite mezunu değilim ben. Düğün töreni hangi gün yapılacak?”
“Öğlen ya da öğleden sonra diye karar aldık. Böylece Glen St. Mary’e giden akşam trenine yetişebileceğiz.”
“Peki, salonda mı evleneceksiniz?”
“Yağmur yağmadığı müddetçe hayır. Bostanda, masmavi gökyüzü yukarıda uzanırken ve güneş etrafımızı ışıl ışıl aydınlatıyorken evlenmek istiyoruz. Eğer elimden gelse nerede ve nasıl evlenmek isterdim biliyor musun? Şafak vaktinde, bir haziran gününün şafağında. Güneş tüm görkemiyle yükselirken ve güller tomurcuklanırken, Gilbert’la buluşup kayın korusunun tam ortasına giderdik. Yemyeşil dalların meydana getirdiği kemer muhteşem bir katedral gibi olurdu ve biz orada evlenirdik.”
Marilla ayıplarcasına burun kıvırdı. Bayan Lynde şoka girmişti sanki.
“Ama bu çok tuhaf olurdu Anne. Ayrıca pek de yasal gibi görünmüyor. Hem Bayan Harmon Andrews ne der sonra?”
“Bu da bir dert işte.” diyerek iç çekti Anne. “Bayan Harmon Andrews ne der korkusuyla yapamadığımız bir sürü şey var hayatta. ‘Bu doğru, bu kötü, bu iyi, bu yanlış.’ Eğer Bayan Harmon Andrews olmasaydı ne kadar güzel şeyler yapabilirdik kim bilir.”
“Öyle zamanlar oluyor ki seni hiç anlayamıyorum Anne.” diye şikâyet etti Bayan Lynde.
“Anne hep bir romantikti, biliyorsun.” dedi Marilla özür dilercesine.
“Ne diyeyim, evlilik hayatı buna deva olacaktır.” dedi Bayan Rachel teselli edercesine.
Anne güldü ve Gilbert’la karşılaştığı Âşık Yolu’na kaçtı. İkisi de evlilik hayatının romantizme deva olacağı endişesini ya da temennisini taşıyor gibi görünmüyorlardı.
Echo Lodge ahalisi bir sonraki hafta geri döndü ve Green Gables onları görmenin getirdiği keyifle cıvıldadı. Bayan Lavendar, adayı en son üç yıl önce ziyaret etmişti ve o zamandan bu zamana çok da değişmemişti. Ancak Anne, Paul’un geçirdiği değişim karşısında hayretler içinde kaldı. 1.80’lik bu delikanlı Avonlea’de öğretmenlik yaptığı Paul olabilir miydi?
“Bana kendimi gerçekten yaşlı hissettiriyorsun Paul.” dedi Anne. “Sana bakarken başımı kaldırmak zorunda kalıyorum!”
“Siz asla yaşlanmazsınız öğretmenim.” dedi Paul. “Gençlik Çeşmesi’ni bulup kana kana içmiş az sayıda insandan birisiniz. Siz ve Lavendar Anne. Baksanıza! Evlendikten sonra size Bayan Blythe diye hitap etmeyeceğim. Siz benim için hep ‘öğretmenim’ olacaksınız. Öğrendiğim en güzel derslerin öğretmeni… Size bir şey göstermek istiyorum.”