Льюис Кэрролл – Aynanın İçinden (страница 2)
Halının üzerinde, küllerin arasında birkaç tane devrilmiş piyon görünce Alice kendi kendine
Onları korkutmaktan çekinircesine “Şuraya bak! Kırmızı Kral ve Kırmızı Kraliçe! Orada da küreğin üzerine oturmuş Beyaz Kral ve Beyaz Kraliçe var! Burada da kol kola yürüyen iki kale! Beni duyabileceklerini hiç sanmıyorum.” deyip başını onlara biraz daha yaklaştırdı ve “Evet, eminim ki beni göremiyorlar. Görünmez oldum galiba, ne kadar ilginç!” dedi.
Alice, arkasındaki masada bir şeyler avaz avaz bağırmaya başlayınca arkasını dönüp beyaz piyonun birinin yuvarlanarak tekme attığını gördü ve heyecan içinde ne olacak diye izlemeye koyuldu.
Beyaz Kraliçe telaş içinde Kral’ı küllerin içine doğru devirip geçerek “Bu benim yavrumun sesi!” diye bağırdı. Çığlık çığlığa “Benim değerli Zambak’ım! Bir tanecik yavrum!” diye yuvarlanarak yanına gitti.
Kral, düştüğü zaman acıyan burnunu ovuşturdu. Başından ayaklarına kadar küle battığı için Kraliçe’nin bu hareketinden biraz rahatsız oldu.
Alice biraz gerilmişti. Zavallı, küçük Zambak da tam bağıracaktı ki Kraliçe’yi alıp masanın üzerine, küçük kızının yanına koydu.
Kraliçe nefes nefese oturdu. Bir anda hızla gerçekleşen havadaki yolculuğu, nefesini kesmişti. Bir iki dakika boyunca hiçbir şey yapmadan sessiz sessiz Zambak’a sarıldı. Kendini toparlayınca küllerin arasında yüzü asık bir şekilde oturan Beyaz Kral’a seslendi: “Volkana dikkat et!”
Kral da tedirgin bir şekilde ateşe bakıp “Ne volkanı?” diye sordu.
Kraliçe nefes nefese “Beni kaldırıp havaya fırlattı!!” diye bağırdı. “Hemen gel ve bana yardım et!”
Alice, Beyaz Kral’ın mücadelesini izlerken en sonunda dayanamadı ve “Neden bütün gücünle masaya tırmanmaya çalışıyorsun? Ben sana yardım etsem daha iyi olur öyle değil mi?” diye sordu fakat Kral, Alice’in sorusunu pek kale almadı çünkü büyük ihtimalle onu ne görüyor ne de duyuyordu.
Alice, onu nazikçe alıp Kraliçe’de olduğu gibi nefesi kesilmesin diye yavaşça masaya bıraktı fakat onu masaya bırakmadan önce
Görünmez bir elin kendisini yerden kaldırıp sonra da tozunu alması nedeniyle Kral’ın yüzünde oluşan ifadeyi gören Alice, daha önce hayatında yüzünü bu şekle sokan bir Kral görmediğini düşündü. Kral neredeyse çığlık atmak üzereydi. Şaşkınlıktan gözleri ve ağzı gitgide açılınca gülmemek için kendini zor tutan Alice’in titreyen eli yüzünden az kalsın yere düşecekti.
Kral’ın onu duymadığını unutarak “Lütfen yüzünü bu şekle sokma! Beni güldürünce seni tutmakta zorlanıyorum. Ağzını da bu kadar açma! Bütün küller ağzına dolar yoksa.” dedi. Saçlarını da temizlerken “Bak şimdi yeterince temizsin artık!” deyip onu da masaya, Kraliçe’nin yanına koydu.
Kral bir anda sırtüstü masanın üzerine düşüp öylece kaldı. Alice de buna sebep olduğu için bir anlığına kendine kızıp ayılması için Kral’ın üzerine su serpmeye karar verdi; odada su var mı diye etrafına bakındı fakat sadece bir şişe mürekkep bulabildi. Döndüğünde Kraliçe ve Kral aralarında gizli gizli, korkuyla konuşuyorlardı fakat Alice ne dediklerini duyamadı.
Kral, “İnanamazsın hayatım ben de bıyıklarıma kadar donup kaldım!” deyince Kraliçe de “Senin bıyıkların yok ki!” diye cevap verdi.
Kral, “Öyle korktum ki bunu asla unutmayacağım!” deyince Kraliçe de “Eğer bunu not defterine falan yazmazsan kesin unutursun.” dedi.
Kral cebinden kocaman bir not defteri çıkarıp buna yazmaya başlayınca Alice çok şaşırdı ve hemen aklına kalemin arkasından tutup onun yerine yazmak geldi.
Zavallı Kral’ın kafası iyice karıştı ve tek bir kelime bile etmeden kalemle cebelleşmeye başladı. Bu, onu sinirlendirdi tabii fakat Alice ona göre çok güçlü olduğu için en sonunda dayanamayıp nefes nefese “Olamaz! Daha ince bir kalem bulmalıyım. Bununla yazamıyorum. Benim yazmak istemediğim şeyleri yazıyor bu!” diye söylendi.
Kraliçe, Alice’in,
Olur da Kral yine bayılırsa diye üzerine serpmek için mürekkebi elinde tutuyordu Alice. Bu arada masanın üzerinde duran bir kitap dikkatini çekti. Alice, Beyaz Şövalye’yi izlerken okuyabileceği birkaç bölüm bulabilmek için sayfaları çevirdi ama kitabın bilmediği bir dilde yazılmış olduğunu fark etti.
Aynen şöyleydi yazanlar:
Bir süre şaşkın şaşkın şiire baktıktan sonra işin aslı bir anda aklına geliverdi Alice’in: “Tabii ya bu Ayna Kitabı! Eğer bunu bir aynaya doğru tutarsam kelimeler normal hâllerine döner.”
İşte Alice’in okuduğu şiir buydu:
Alice şiiri okuduktan sonra
Bir anda ayağa kalkarak “Aman Tanrı’m! Eğer acele etmezsem evin geri kalan kısmının nasıl olduğuna bakamadan Ayna’dan geri dönmem gerekecek! İlk olarak bahçeye bir bakayım!” dedi ve hemen odadan dışarı çıkıp tırabzanlara tutunarak merdivenlere dokunmadan aşağıya doğru süzüldü. Sonra da kendini koridora attı ve geldiği kapıdan dışarı çıktı. Havada bu derece süzülmekten artık başı dönmüştü ve en sonunda normal bir insan gibi yürüdüğünü fark edince çok rahatladı.
2. BÖLÜM
Konuşan Çiçekler Bahçesi
Alice kendi kendine
Diğerlerini de sırayla denedi. Tırmanıp tırmanıp indi. Her yolu denedi ama ne yaparsa yapsın her seferinde eve geri dönüyordu. Her zamankinden daha hızlı yürüyüp tekrar denemeye karar verdi ama ne yazık ki yine karşısında evi gördü.
Alice eve bakıp sanki kendisiyle tartışıyormuş gibi “Daha fazla uğraşmanın bir anlamı yok. Oraya asla varamayacağım. Biliyorum tekrar Ayna’dan geçip o eski odaya gitmem gerekecek. İşte o zaman da yolculuğumun sonuna gelmiş olacağım.” diye söylendi.
Sırtını eve dönüp tekrar patikadan aşağıya doğru yürümeye başladı. Bu sefer tepeye varmaya kararlıydı. Bu yüzden de dosdoğru gitmeye karar verdi. Birkaç dakika sonra tam “Bu sefer başaracağım!” derken patika bir anda sallanmaya başladı ve o anda kendini tekrar kapıya doğru yürürken buldu.
“Olamaz! Daha önce hiç böyle bir şey görmemiştim!” diye bağırdı.
Yine de uzağa doğru bakınca aynı tepeyi karşısında gördü. En baştan başlamaktan başka yapacak bir şey yoktu. Bu sefer yürürken karşısına, etrafı papatyalarla çevrili, ortasında bir söğüt ağacının bulunduğu bir çiçek bahçesi çıktı.
Rüzgârda sanki ona doğru el sallıyormuş gibi görünen çiçeğe dönerek “Sevgili Gün Güzeli, keşke benimle konuşabilseydin!” diye seslendi.
Bunu duyan Gün Güzeli de “Bizler de konuşabiliriz. Konuşmaya değer birilerini bulursak tabii…” diye karşılık verince Alice öyle şaşırdı ki birkaç dakika tek bir kelime bile etmeden öylece kalakaldı. Neredeyse nefesi kesilecekti. Yavaşça eğilip kısık sesle “Bütün çiçekler konuşabilir mi?” diye sordu Gün Güzeli’ne.
Gün Güzeli de “Elbette! Ama biraz daha yüksek sesle konuşmalısın.” diye karşılık verdi Alice’e.
Gül araya girip “Konuşmaya önce bizim başlamamız saçma olurdu, öyle değil mi? Ben de acaba ne zaman bizimle konuşursun diye merak ediyordum doğrusu; hatta konuştuğunda kendi kendime ‘Zeki biri olmamasına rağmen yüzünden az da olsa bir zekâ kırıntısı okunuyor.’ dedim. Rengin olması gerektiği gibi ama geri kalanına bir anlam veremedim!” deyince Gün Güzeli de “Rengi umurumda değil! Yaprakları biraz daha açılırsa kendini daha iyi hisseder sanki.” diye karşılık verdi.
Alice eleştirilmekten hoşlanmadığı için soru sormaya başladı: “Buralarda ekilmiş olmaktan hiç korkmuyor musunuz? Çünkü buralara kimsecikler uğramaz da.”