18+
реклама
18+
Бургер менюБургер меню

Лаймен Фрэнк Баум – Amerikan masalları (страница 3)

18

“Kahrolsunlar!” diye haykırdı.

“Lanet olasıcalar!” diye bağırdı Beni korkunç bir sesle.

“Düşmanlarımızın aklı bulansın!” diye tısladı Victor.

Ardından üç haydut, neredeyse iki büklüm hâlde merdivenleri inerek sessizce sıvıştı. Ellerine aldıkları silahlarıyla her an ateşe hazırdılar. Parlak hançerlerini dişlerinin arasına sıkıştırmışlardı. Korkudan tir tir titremekte olan Martha, “İmdat!” demek için bile ağzını açamıyordu.

Çatı katında ne kadar süre kaldığını bilmiyordu ama nihayet geri dönen haydutların kedi misali ayak seslerini işitti ve tek sıra hâlinde merdivenlerden çıktıklarını gördü.

Üçünün de kucağı yağmaladıkları şeylerle doluydu. Luigi, Martha’nın annesinin en güzel elbisesinin üzerine koyduğu üzümlü tartı düşürmemek için dengesini korumaya çalışıyordu. Sonra Victor geldi; bir dolu biblo, kocaman bir şamdan ve bir salon saati vardı kucağında. Beni ise aile İncil’ini kapmış, ayrıca vitrinden bir sepet dolusu gümüş eşya ile bakır bir güğüm ve Martha’nın babasının kürk mantosunu aşırmıştı.

“Ah ne büyük bahtiyarlık!” dedi Victor, yükünü yere indirerek. “Tekrar soygun yapmak ne güzel şey!”

“Hakikaten, ne büyük zevk!” dedi Beni ama güğümü ayağına düşürdüğü için bir yandan acıyla zıplarken bir yandan da İtalyanca tuhaf sözler mırıldanıyordu.

“Çok zenginiz,” diye devam etti Victor, üzümlü turtayı tutarak. “Üstelik hepsini tek bir evden aldık! Bu Amerika, pek zengin bir yer olmalı.” Bu sırada Luigi, ganimetlerini yığına eklemekteydi.

Sonra Victor, bir hançer çıkarıp turtadan bir parça kesti, kalanını ise yoldaşlarına verdi. Üçü birlikte yere oturup turtayı mideye indirdiler. Martha ise üzüntü içinde onları seyrediyordu.

“Bir mağaraya ihtiyacımız var,” dedi Beni. “Zira ganimeti güvenli bir yere saklamak gerek. Gizli bir mağara var mı buralarda?” diye sordu Martha’ya.

“Mamut Mağarası3 var,” diye cevap verdi kız. “Ama Kentucky’de. Oraya ulaşmak, arabayla bile saatler sürer.”

Bu cevabı işiten üç haydut düşünceli bir şekilde sessizce turtayı mideye indirmeye devam ettiler. Ama hemen sonra çatı katından bile oldukça net işitilen elektrikli kapı zilinin sesiyle irkildiler.

“O da ne?” diye sordu Victor, boğuk bir sesle. Üç arkadaş hançerlerini çekerek ayağa fırladılar.

Martha pencereye koştu. Gelen postacıydı. Posta kutusuna bir mektup atıp gitmişti sadece ama bu olay, küçük kıza belalı haydutlardan nasıl kurtulacağı konusunda bir fikir verdi. Sanki büyük bir sıkıntı içindeymiş gibi ellerini savurup bağırmaya başladı:

“Polis gelmiş!”

Haydutlar korku içinde bakıştı. Luigi titrek bir sesle sordu:

“Kaç kişiler? Çok mu kalabalıklar?”

“Tam yüz on iki polis var!” diye haykırdı Martha, sayarmış gibi yaptıktan sonra.

“Yandık biz!” dedi Beni, “Bu kadar çok polisle dövüşüp sağ kalmamız imkânsız.”

“Silahları var mı?” diye sordu Victor, soğukta kalmış gibi titriyordu.

“Evet, var,” dedi Martha. “Silahları, kılıçları, sonra tabancaları ve baltaları var ve de…”

“Ve de ne?” diye sordu Luigi.

“Topları var!”

Üç zalim haydut inleyip sızlanmaya başladı. Beni, derin bir sesle konuştu:

“Umarım işkence etmeden bizi çabucak öldürürler. Bu Amerikalıların, gizli Kızılderililer olduklarını duymuştum. Kana susamışlardır ve etrafa dehşet saçarlar.”

“Çok doğru!” diye iç geçirdi şişman adam omuz silkerek.

Martha birden pencereden çekildi.

“Sizler benim dostlarımsınız, değil mi?” diye sordu haydutlara.

“Her zaman hizmetindeyiz!” diye cevap verdi Victor.

“Emrine amadeyiz!” diye seslendi Beni.

“Sana canımız feda!” diye ekledi Luigi, nasılsa öleceğim diye düşünüyordu.

“O hâlde kurtaracağım sizi,” dedi kız.

“İyi ama nasıl?” diye sordu üç haydut aynı anda.

“Şu sandığa geri girin,” dedi kız. “Sandığın kapağını kapatacağım ki sizi bulamasınlar.”

Şaşkın ve kararsız bir hâlde etrafa bakındılar ama kız bağırdı:

“Haydi, çabuk olun! Birazdan sizi tutuklamaya gelirler.”

Bunun üzerine Luigi hemen sandığa atladı ve en alta uzandı. Beni onu izleyip arka tarafa geçti. Nazik bir edayla kızın elini öptükten sonra Victor da diğer ikisine katıldı.

Sonra Martha hemen kapağı bastırdı ama kapak kapanmıyordu.

“Biraz sıkışın,” dedi.

Luigi homurdandı.

“Elimden geleni yapıyorum, Küçükhanım,” dedi Victor, en üstte o vardı. “Ne var ki daha evvel gayet rahat bir şekilde sığdığımız sandık şimdi üçümüze dar geliyor.”

“Çok doğru!” diyen şişman adamın boğuk sesi işitildi.

“Neyin yer kapladığını biliyorum,” dedi Beni.

“Ne?” diye sordu Victor, endişeli bir sesle.

“Ne olacak? Turta!” diye cevap verdi Beni.

“Çok doğru!” şeklinde bir karşılık geldi en alttan.

Martha kapağın üzerine oturup bütün ağırlığını vererek bastırdı. Nihayet kapak kapandı, kilit yerine oturdu. Sonra ayağa kalkıp var gücüyle anahtarı çevirdi.

Cam Köpek

Bir zamanlar bir gecekondunun üst katında başarılı bir büyücü yaşardı. Zamanını özenle çalışarak ve çok düşünerek geçirirdi. Büyücülük hakkında bilmediği çok az şey vardı çünkü kendisinden önce yaşamış bütün büyücülerin kitapları ve tarifleri vardı elinde. Ayrıca kendisi de pek çok sihir icat etmişti.

Hayran olunası bu kişi, aslında çok mutlu olabilirdi. Tabii, dertlerine derman aramak için ona danışmaya gelen insanlar (ki içinde bulundukları durum, onu hiç de alakadar etmiyordu) yüzünden çalışmaları yarıda kesilmese ve buz satıcısı, sütçü, fırıncının çırağı, çamaşırcı adam ile fıstıkçı kadın saatli saatsiz kapıyı çalıp durmasaydı. Bu insanların hiçbiriyle uğraşmaya tenezzül etmiyordu ama yine de her gün kapısına gelip şu veya bu konuda görüşmek, mallarını satmak istiyorlardı. Tam kitaplarına dalıp gitmişken ya da kaynamakta olan koca bir kazanı seyretmeye odaklanmışken kapısı çalınıverirdi. Davetsiz misafiri başından savardı fakat bütün düşünceleri dağılmış ya da üzerinde çalıştığı karışım mahvolmuş olurdu.

Nihayet rahatsız edilmekten bıkıp tepesi atınca insanları kapısından uzak tutacak bir köpek edinmeye karar verdi. Köpeği nereden bulacağını bilmiyordu ama yan dairede yoksul bir cam ustası yaşıyordu. Biraz hoşbeş etmişliği vardı bu adamla. Bu nedenle, komşusuna gidip sordu:

“Nereden bir köpek bulabilirim?”

“Ne tür bir köpek istiyorsun?” diye sordu cam ustası.

“İyi bir köpek. Şöyle güzelce havlayıp insanları uzak tutacak türden. Bakımı zor olmayan, ekmek su istemeyen, pire sıkıntısı olmayan, titiz ve temiz bir köpek. Tüm emirlerime riayet edecek bir köpek, yani kısacası iyi bir köpek,” dedi büyücü.

“Öylesi bir köpeği bulmak zor iş,” dedi cam ustası. O sırada, camdan bir çiçek saksısı yapmakla meşguldü. Saksının içinde pembe camdan bir gül çalısı ile yine camdan yeşil yapraklar ve sarı güller vardı.

Büyücü, düşünceli bir şekilde onu seyretmekteydi.

“Baksana, camdan bir köpek yapamaz mısın bana?” diye sordu.

“Yapabilirim, tabii,” dedi cam ustası. “Ama insanlara havlayamaz benim yapacağım köpek.”

“Ah, orasını bana bırak,” diye cevap verdi büyücü. “Cam bir köpeği bile havlatamıyorsam, yazıklar olsun benim büyücülüğüme.”

“Pekâlâ, madem cam bir köpek işime yarar diyorsun, memnuniyetle yardım ederim sana. Yalnız, emeğimin karşılığını isterim.”

“Elbette,” diyerek onayladı büyücü. “Ama para dediğiniz şu berbat şeyden yok bende. Evimdeki eşyalardan alabilirsin ustalığının karşılığında.”

Cam ustası bir süre düşündü.

“Romatizmama iyi gelecek bir şey verebilir misin bana?” diye sordu.

“Tabii, veririm.”