Лаймен Фрэнк Баум – Amerikan masalları (страница 2)
Küçük kız hemen sandığa doğru eğildi. Gördükleri karşısında şaşkınlık içinde geriye sıçradı.
Bir adam, yavaş ve dikkatli bir şekilde sandığın içinden çıktı, zemine bir adım atıp bacaklarını şöyle bir gerdi, sonra şapkasını çıkarıp şaşkın çocuğu kibarca selamladı.
Uzun boylu ve zayıf bir adamdı. Yüzü fena hâlde kararmıştı, belli ki güneşte yanmıştı.
Sonra uykulu bir okul çocuğu gibi esneyip gözlerini ovuşturan başka bir adam çıktı ortaya. Ne uzun ne kısaydı, onun da cildi diğer adamınki gibi esmerdi.
Martha bu manzara karşısında şaşkınlıktan ağzı açık hâlde bakakalmışken üçüncü bir adam sürüne sürüne çıktı sandıktan. Onun cildi de arkadaşlarınınki gibiydi ama boyu kısaydı, biraz da şişmandı.
Üç adam tuhaf kıyafetler giymişlerdi. Kenarları altın işlemeli, kırmızı kadife kumaştan kısa ceket ile gümüş düğmeli, gök mavisi rengindeki saten kısa pantolonları vardı. Çoraplarının üzeri kırmızı, sarı ve mavi renkli kurdeleyle süslenmişti. Şapkaları ise geniş kenarlı, sivri tepeliydi ve parlak kurdelelerle süslüydü.
Kulaklarında kocaman altın halkalar vardı, kemerlerinde ise hançer ve tabancalar diziliydi. Gözleri siyah ve ışıltılıydı. Ayrıca uçları domuz kuyruğu gibi kıvrılan uzun ve heybetli bıyıkları vardı.
“Amanın! Amma ağırsınız be,” diye bağırdı şişman olan, kadife ceketini çekip mavi dizliklerinin tozunu silkerken. “Şu hâlime bakın! Ezip büzdünüz beni!”
“Yapabileceğim bir şey yoktu, Lugui,” diye cevap verdi zayıf adam hafif bir sesle. “Sandığın kapağı beni üzerinize bastırıyordu. Yine de özür dilerim ikinizden.”
“Bana kalırsa,” dedi orta boylu adam, kaygısızca bir sigara sarıp yakarak, “kabul etmelisin ki yıllardır senin en yakın dostunum. O yüzden huysuzlaşma.”
“Çatı katında sigara içemezsin,” dedi Martha; sigarayı görünce aklı başına gelmişti. “Evi yakacaksın.”
Daha önce onu fark etmemiş olan orta boylu adam, bu sözlerin üzerine kıza dönüp kibarca eğilerek selam verdi.
“Hanımefendi madem öyle istiyor, hemen bırakırım sigaramı,” diyerek sigarasını yere attı ve ayağıyla ezdi.
“Kimsiniz siz?” diye sordu Martha. O âna kadar ağzını açamayacak kadar korkmuştu.
“Kendimizi takdim etmemize izin verin,” dedi zayıf adam kibarca şapkasını sallayarak. “Bu Luigi,” şişman adam başıyla onayladı; “işte bu da Beni,” orta boylu adam reverans yaptı. “Bendeniz ise Victor.”
“Bizler üç hayduduz, İtalyan haydutlarız.”
“Haydutlar!” diye bağırdı Martha dehşet içinde.
“Aynen öyle. Belki de bütün dünyada bizden daha korkunç ve dehşetli başka üç haydut daha bulamazsınız,” dedi Victor gururla.
“Çok doğru,” dedi şişman adam, ciddi bir tavırla onaylayarak.
“Ama bu çok kötü bir şey!” diye haykırdı Martha.
“Evet, haklısınız,” diye cevap verdi Victor. Son derece ve oldukça kötüyüz biz. Şu koca dünyada şu an karşınızda durmakta olan üç hayduttan beterini bulamazsınız.”
“Çok doğru,” diyerek tekrar onayladı şişman adam.
“Ama bu kadar kötü olmamalısınız,” dedi kız. “Yaramazlık bu yaptığınız!”
Victor gözlerini yere indirdi; utancından yüzü kızarmıştı.
“Yaramazlık mı!” diye bağırdı Beni, dehşete kapılmış bir hâlde.
“Çok sert bir söz bu,” dedi Luigi üzgün bir sesle ve yüzünü elleriyle kapadı.
“Bir hanımefendi tarafından böylesi bir hakarete uğrayacağım hiç aklıma gelmezdi,” diye mırıldandı Victor, sesi titriyordu. “Ama belki düşünmeden konuştunuz. Kötülüğümüzün bir sebebi olduğunu göz önüne almalısınız, Küçükhanım. Zira kötü olmadığımız takdirde nasıl olur da haydut deriz kendimize?”
Martha şaşırmıştı, düşünceli bir şekilde başını salladı. Sonra bir şey geldi aklına.
“Artık haydut olamazsınız,” dedi Martha. “Çünkü artık Amerika’dasınız.”
“Amerika mı?” diye haykırdı üç haydut bir ağızdan.
“Tabii ya. Chicago, Praire Sokağı’ndasınız. Walter Amca, bu sandıkla ta İtalya’dan gönderdi sizi.”
Bu haberi işiten haydutların şaşkınlığı yüzlerinden okunuyordu. Luigi, kırık bacaklı bir sandalyeye oturup sarı ipek bir mendille alnını sildi. Beni ve Victor ise sandığın üzerine yığılıp solgun ve sabit gözlerle kıza bakakaldılar.
Victor biraz kendini toplayınca konuştu.
“Walter Amcanız bize büyük kötülük yaptı,” dedi sitemkâr bir şekilde. “Bizi haydutların büyük saygı gördüğü güzel İtalya’mızdan alıp bu yabancı memlekete getirdi. Biz burada kimi soyacağımızı ya da ne kadar fidye isteyeceğimizi bile bilmiyoruz.”
“Çok doğru!” dedi şişman adam, bacağına şaplak atarak.
“Üstelik İtalya’da ne büyük şanımız vardı!” dedi Beni, pişmanlık dolu bir sesle.
“Belki de Walter Amca sizi düzeltmek istemiştir?” dedi Martha.
“Peki, bu Chicago’da hiç haydut yok mu?” diye sordu Victor.
“Şey, aslında,” diye cevap verdi kız yüzü kızararak. “Var ama biz onlara haydut demiyoruz.”
“İyi ama geçimimizi nasıl sağlayacağız?” diye sordu Beni çaresizlik içinde.
“Büyük bir Amerikan şehrinde pek çok iş yapabilirsiniz,” dedi çocuk. “Mesela, benim babam avukattır,” (haydutlar titredi), “ve annemin kuzeni de polis müfettişi.”
“Ah,” dedi Victor, “bak bu güzel bir iş. Polisin hakikaten teftiş edilmesi gerek, bilhassa İtalya’da.”
“Her yerde!” diye ekledi Beni.
“Sonra başka şeyler de yapabilirsiniz,” diye devam etti sözlerine Martha, cesaret verici bir tavırla. “Mesela, tramvay şoförü ya da bir mağazada tezgâhtar olabilirsiniz. Hatta bazı insanlar para kazanmak için belediye meclis üyesi oluyorlar.”
Haydutlar üzüntü içinde başlarını salladı.
“Öyle işler bize göre değil,” dedi Victor. “Bizim işimiz soygunculuktur.”
Martha bir şeyler düşünmeye çalıştı.
“Petrol ofisinde bir pozisyon bulmak epey güç,” dedi. “Ama politikacı olabilirsiniz.”
“Hayır!” diye bağırdı Beni sert bir şekilde. “Ulvi mesleğimizi bırakamayız! Biz hep haydut olduk ve haydut olarak kalacağız!”
“Çok doğru!” diyerek arkadaşına katıldı şişman adam.
“Chicago’da bile soyacak adam bulunur elbet,” diye söze atıldı Victor neşeyle.
Martha’nın içi sıkılmıştı.
“Sanırım hepsi soyulmuş zaten,” diye itiraz etti.
“O zaman haydutları soyarız biz de. Bunun için gerekli tecrübe ve olağanüstü yeteneğe sahibiz,” dedi Beni.
“Aman, aman!” diye inledi küçük kız. “Walter Amca bu sandığın içinde sizi niçin yollamış ki sanki?”
Haydutların merakı uyanmıştı.
“Biz de bunu öğrenmek istiyoruz,” dedi Victor hevesle.
“Ama bunu hiçbirimiz öğrenemeyeceğiz çünkü Walter Amca Afrika’da fil avlarken kayboldu,” dedi Martha kesin bir tavırla.
“O hâlde kaderimize boyun eğip var gücümüzle soygunculuk yapmalıyız,” dedi Victor. “Çok sevdiğimiz mesleğimize sadık kaldığımız müddetçe, utanmamızı gerektirecek bir şey yok.”
“Çok doğru!” diye haykırdı şişman adam.
“Kardeşlerim! Hemen şimdi işe koyulalım. İçinde bulunduğumuz evi soymakla başlayalım!” “Hay hay!” diye bağırdı diğer ikisi ve hemen yerlerinden fırladılar.
Beni tehditkâr bir tavırla çocuğa yöneldi.
“Sen burada kal!” diye emretti. “Tek bir adım dahi atacak olursan, kendi mezarını kazmış olursun!” Sonra daha yumuşak bir sesle ekledi: “Korkma sakın. Haydutlar, tutsaklarıyla böyle konuşur. Elbette genç bir hanıma hiçbir koşulda zarar vermeyiz.”
“Elbette,” dedi Victor.
Şişman adam, belinden kocaman bir kemer çıkarıp kafasının üzerinde sallamaya başladı.