18+
реклама
18+
Бургер менюБургер меню

Лаймен Фрэнк Баум – Amerikan masalları (страница 5)

18

Sefil hâldeki cam ustası evine döndü. Yüreği, hayal kırıklığıyla dolmuştu. Odasına girip yatağının kenarındaki demire bir ip bağlamaya başladı. Kendini asmaktı niyeti.

O sırada kapı çaldı. Büyücü gelmişti.

“Köpeğimi kaybettim,” dedi.

“Gerçekten mi?” diye cevap verdi cam ustası ipe düğüm atarken.

“Evet. Biri çaldı köpeğimi.”

“Çok kötü olmuş,” dedi cam ustası umursamadan.

“Bana yeni bir köpek yapman gerek,” dedi büyücü.

“Yapamam. Bütün aletlerimi attım.”

“Ne yapacağım o zaman?” diye sordu büyücü.

“Bilmiyorum. Belki köpeği bulana ödül verebilirsin.”

“Ama hiç param yok ki!”

“O zaman iksirlerinden birini ver,” diye öneride bulundu cam ustası, kafasını sokacağı bir ilmek atmakla meşguldü.

“Verebileceğim tek şey,” diye cevap verdi büyücü, düşünceli bir şekilde, “bir güzellik tozu.”

“Ne!” diye feryat kopardı cam ustası, ipi yere atarak. “Elinde öyle bir şey var mı gerçekten?”

“Var, tabii. Tozdan biraz yutan, anında dünyanın en güzel insanı olur.”

“Eğer böyle bir ödül sunacaksan, senin için köpeğini bulurum. Çünkü şu hayatta en çok istediğim şey yakışıklı olmaktır.”

“Ama seni uyarayım, bu güzellik sadece dışını kapsayacak,” dedi büyücü.

“Olsun,” diye cevap verdi cam ustası. “Toprak olduğumda güzel olup olmamam umrumda olmayacak nasılsa.”

“Madem öyle, köpeğimi nerede bulacağımı söylersen sihirli toz senin olur,” diye söz verdi büyücü.

Bunun üzerine cam ustası dışarı çıkıp köpeği aramış gibi yaptı. Biraz zaman geçtikten sonra geri geldi:

“Köpeğinin nerede olduğunu buldum. Bayan Mydas’ın malikânesinde görebilirsin onu.”

Büyücü hemen Bayan Mydas’ın evine doğru yola çıktı. Cam köpek hemen dışarı fırlayıp havlamaya başladı. Bunun üzerine büyücü ellerini açıp bir büyü yaptı ve köpeği uyuttu. Sonra hayvanı kaldırıp eve götürdü.

Ardından ödül olarak güzellik tozunu cam ustasına verdi. Adamcağız tozu yutar yutmaz dünyanın en yakışıklı adamına dönüştü.

Tekrar Bayan Mydas’ın evine gittiğinde havlayan köpek yoktu artık. Genç kadın, cam ustasının güzelliğini görünce hemen âşık oldu.

“Ne olurdu bir kont ya da prens olsaydınız,” diye iç geçirdi. “O zaman hemen evlenirdim sizinle.”

“Prensim zaten,” diye cevap verdi adam, “Cam Köpek Ustalarının Prensi’yim.”

“Ah!” dedi kadın, “Öyleyse, ayda dört dolar almayı kabul ederseniz düğün davetiyelerini hemen yaptırırım.”

Adam tereddüt etti ama yatağının kenarında asılı ipi hatırlayınca, bütün şartları kabul etti.

Böylece evlendiler. Kocasının güzelliğini çok kıskanan gelin, ona hayatı zindan etti, bir köpekten farksız yaşattı. Adam da bir sürü borca harca girip karısının canını yaktı.

Cam köpeğe gelince, büyücünün sihir marifeti sayesinde yine havlamaya başlayıp kapı önünde bekçilik etti. Sanırım hâlen oradadır.

Quok Kraliçesi

Evvel zaman içinde bir kral vardı. Ama günleri sayılı her fani gibi, bu kral da vakti gelince öldü.

Tüm ömrünü müsriflikle geçiren bu kral, tam da zamanında göçmüştü bu dünyadan. Tebaası, onun yokluğuna pek kolay alışacaktı doğrusu.

Babasından ağzına kadar para ve mücevher dolu bir hazine kalmıştı. Oysa aptal kral, bütün ömrünü sefahatle geçirerek bu mirasın her kuruşunu sağa sola savurup servetini tüketmişti. Sonra da halkını, yoksulluğa sürükleme pahasına ağır vergilere bağladı ama onlardan aldığı paraları da aynı müsriflikle yiyip bitirdi. Ardından da saraydaki bütün eski mobilyaları satmak zorunda kaldı, gümüş ve altınlarla bibloları elden çıkardı. Kıymetli halıları, dekorları ve hatta kendi gardırobunu bile sattı. Yırtık giysisini örten, kirli ve güvelerin yediği benekli kürkten başka bir şey kalmadı üstünde. Sattığı bütün bu eşyalar karşılığında aldığı parayı da har vurup harman savurdu.

Ömrünü sefahatle geçirmek nedir diye sormayın hiç. Tek bildiğim şey, bunun elinizdeki paradan kurtulmanın harika bir yolu olduğu. İşte bizim müsrif kral da böyle yapmıştı.

Sonra kraliyet tacındaki muhteşem mücevherler ve asasının tepesindeki küreyi koparıp sattı, aldığı parayı hemen harcadı. Sefahat sürmek böyleydi işte. Ama nihayetinde bütün kaynaklarını tüketmişti. Tacını satamazdı çünkü kraldan başkasının taç takmaya hakkı yoktu. Sarayını da satması mümkün değildi çünkü orada ancak ve ancak kral yaşayabilirdi.

Bu yüzden son çare olarak boş bir sarayla yetinmeye karar verdi. Maun karyolasıyla güvelerin yediği benekli kürkünü ve ayakkabılarını çıkarmak için oturduğu küçük sandalye dışında eşya kalmadı koca sarayda.

İçine düştüğü bu sıkıntı yüzünden, ufak tefek ihtiyaçları için bile vezirinden borç istemek zorunda kalıyordu zaman zaman. Ama vezirin de fazla parası yoktu. Kralına böyle akılsızca danışmanlık yapmış biri, muhtemelen kendi geleceğini de mahvedecekti.

İşte böyle bir hayat sürmüş ve artık uğruna yaşayacağı hiçbir şey kalmamış olan kral aniden ölüverdi. Parçalanmış krallığını, güvelerin yediği kürkünü ve çıplak tacını on yaşındaki oğluna bıraktı.

Krallık sırası ona gelene kadar hiç umursanmamış olan çocuğa kimsenin imrendiği yoktu. Ancak kral olunca önemli biri olarak kabul gördü. Ardından siyasetçiler ve dalkavuklar, genç prens için ne yapabileceklerini tartışmak üzere vezirin önderliğinde toplandılar.

Parası dayandığı müddetçe eski kralın sefa içinde yaşamasına yardım etmişlerdi ama artık yoksullaşmışlardı ve çalışmayı gururlarına yediremiyorlardı. Bu yüzden küçük kralın hazinesine para getirecek bir plan düşünmeye çalıştılar. Böylece eski tas eski hamam yaşayıp keyiflerine bakabileceklerdi.

Toplantı sona erince Vezir, bahçede topaç oynayan genç kralın yanına gelip dedi ki:

“Majesteleri, krallığınızı eski güç ve ihtişamına kavuşturmanın bir yolunu düşündük.”

“Pekâlâ,” diye cevap verdi Majesteleri, umursamaz bir tavırla. “Nasıl yapacaksınız bunu?”

“Sizi varlıklı bir hanımla evlendirerek,” diye cevap verdi Vezir.

“Beni evlendirerek mi!” diye bağırdı Kral. “Ben daha on yaşındayım!”

“Biliyorum. Çok üzücü bir durum bu. Ama Majesteleri, büyüyeceksiniz ve krallığımızın geleceği için bir eş gerekiyor size.”

“Bir anneyle evlenemez miyim?” diye sordu zavallı küçük Kral, bebekken kaybetmişti annesini.

“Asla olmaz,” dedi Vezir. “Bir anneyle evlenmek, kanundışıdır. Uygun olan şey, bir karınızın olmasıdır.”

“Peki, sen kendin evlensen onunla, olmaz mı?” diye sordu Majesteleri topacını Vezir’in ayaklarına atmaya hazırlanarak. Topacın hedefi olmaktan kurtulmak için zıplayıp kaçacak mı diye Vezir’in tepkisini beklerken hınzırca gülmekten kendini alamıyordu.

“Açıklamama izin verin,” dedi Vezir. “Meteliğe kurşun atıyorsunuz ama bir krallığınız var. Kral bir çocuk bile olsa sırf kraliçe tacını giyebilmek için servetini vermeye hazır pek çok zengin kadın var. Bu yüzden en yüksek parayı öneren hanımı, Quok Kraliçesi yapmaya karar verdik.”

“İlla ki evleneceksem,” dedi Kral bir süre düşündükten sonra, “Zırh ustasının kızı Nyana ile evlenmek isterim.”

“Ama o kız çok fakir,” diye cevap verdi Vezir.

“Dişleri inci, gözleri zümrüt, saçları sırma,” dedi küçük Kral.

“Doğru diyorsunuz, Majesteleri. Ama karınızın serveti lazım bize, unutmayın. İnci dişlerini söküp zümrüt gözlerini çıkardıktan, o sırma saçlarını kazıdıktan sonra Nyana’nın gücü size bakmaya yetecek mi bir düşünün!”

Çocuğun tüyleri ürperdi.

“Nasıl istiyorsan öyle olsun,” dedi çaresizce. “Yalnız bulduğunuz kız çok zarif ve iyi bir oyun arkadaşı olsun.”

“Elimizden geleni yaparız,” diye cevap verdi Vezir. Sonra Quok’un küçük kralının bir eş aradığı haberini bütün komşu krallıklara yaymak için gitti.

Küçük kralla evlenmek için o kadar çok kişi başvurmuştu ki çocuğu açık artırmaya çıkarmaya karar verdiler. En fazla parayı kim verirse, kraliçe o olacaktı. Belirlenen günde bütün çevre krallıklardan, Bilkon’dan, Mulgrvia’dan, Junkum ve hatta Macvelt Cumhuriyeti’nden hanımlar gelip sarayda toplandılar.

Vezir sabah erkenden saraya geldi, Kral’ın yüzünü yıkatıp saçlarını tarattı. Sonra tacın içine eski gazete kâğıtlarından doldurup Majesteleri’nin küçücük başına uyacak hâle getirdi. Pek sefil bir taçtı bu, bir zamanlar mücevherlerin süslediği kısımlarında irili ufaklı delikler vardı, oraya buraya atıldığından iyice eskiyip yıpranmıştı. Ama Vezir’in dediği gibi kral tacıydı bu ve açık artırmaya çıkarıldığı bu özel günde küçük Kral’ın tacını takması gerekiyordu.

İster kral isterse fakir çocuğu olsun bütün yaşıtları gibi Majesteleri de üzerindeki kıyafetleri yırtıp parçalamıştı. Dolayısıyla, o şekilde taliplerinin karşısına çıkamazdı ama yenisini alacak tek kuruş yoktu. Bu nedenle vezir, küçük kralı babasının eski benekli kürküne sarıp bomboş salonun ortasındaki sandalyeye oturttu.

Etrafı saray eşrafı, siyasetçiler ve dalkavuklarla doluydu. Bunların hepsi de çalışmayı gururuna yediremeyen ya da tembelliğinden çalışmayan insanlardı. Sayıları da bir hayli fazlaydı ve tahmin edebileceğiniz gibi heybetli bir görüntü oluşturmuşlardı.

Sonra salon kapıları açıldı ve Quok Kraliçesi olmaya can atan zengin kadınlar içeri akın ettiler. Kral, endişeyle onları izledi. Küçük Kral’a göre bu kadınların hepsi büyükannesi olacak kadar yaşlı ve krallık tarlalarına korkuluk olup kargaları kaçıracak kadar da çirkindi. Bunun üzerine bütün hevesi kaçtı.

Конец ознакомительного фрагмента.

Текст предоставлен ООО «Литрес».