реклама
Бургер менюБургер меню

Хеннинг Манкелль – Beyaz Aslan (страница 23)

18

Oyun oynayan çocuklar geri dönmüşlerdi. Victor kulübesine gitti, gaz lambasını yakarak, yatağına oturdu ve yavaşça zarfı açtı. Zarfı alışkanlıktan altından açmıştı. Bombalı zarf gönderenler patlayıcı maddeyi her zaman zarfın üst tarafına yerleştirirlerdi. Postadan bombalı mektup alacaklarını düşünen çok az insan mektupları normal şekilde açardı.

Zarfın içinde siyah mürekkeple çizilmiş bir harita vardı. Buluşma yeri kırmızı kalemle işaretlenmişti. Gözünün önünde canlandırabiliyordu. Hata yapmak olanaksızdı. Haritanın yanı sıra zarfın içinde beş bin rand3 vardı. Victor parayı saymadan beş bin olduğunu biliyordu.

Hepsi bu kadardı. Jan Kleyn’in neden kendisini görmek istediğine ilişkin bir mesaj yoktu zarfın içinde.

Victor zarfı kirli zemine fırlatarak yatağına uzandı. Battaniye küf kokuyordu. Gözünün çevresinde bir sivrisinek vızıldayarak uçtu. Başını çevirerek gaz lambasına baktı.

Jan Kleyn, diye geçirdi içinden. Jan Kleyn beni görmek istiyor. Aradan iki yıl geçti. Ve bir daha bana işinin düşmeyeceğini söylemişti. Oysa şimdi beni görmek istiyor. Neden?

Yatağında doğrularak kolundaki saate baktı. Eğer ertesi gün Soweto’ya gidecekse bu akşamüstü Umtata’dan otobüse binmeliydi. Stewart yanılmıştı. Ertesi sabaha kadar bekleyemezdi. Buradan Johannesburg yaklaşık dokuz yüz kilometre ötedeydi.

Karar vermesini gerektiren bir şey yoktu. Parayı kabul ederek zaten kararını vermişti. Artık gitmek zorundaydı. Jan Klyen’e beş bin papel borçlanmaya niyeti yoktu. Bu, kendi ölüm fermanını imzalamak anlamına gelirdi. Hiç kimsenin Jan Kleyn’i üçkâğıda getiremeyeceğini bilir ve onu çok iyi tanırdı.

Yatağın altından bir çanta aldı. Evinden ne kadar uzak kalacağını ya da Jan Kleyn’in kendisinden ne istediğini bilmediğinden birkaç gömlek, iç çamaşırı ve bir çift ayakkabıyı çantanın içine attı. Eğer iş düşündüğünden daha uzun sürecek olursa o zaman ihtiyacı olan eşyaları satın almak zorunda kalacaktı. Sonra da dikkatle yatağın kasasını araladı. Plastik torbanın içindeki iki bıçağı aldı. Bıçakları gömleğinin ucuyla sildikten sonra gömleğini çıkardı. Tavana asılı özel kemerini alıp beline bağladı, aynı deliği kullandığını fark edince kilo almadığına sevindi. Parası tükeninceye değin akşamları bol bol bira içmesine karşın kilo almamıştı. Yakında otuz bir yaşına basacaktı ama yine de formdaydı.

Bıçakların uçlarını kontrol ettikten sonra kınlarına koydu. Karşısındakinin kanını akıtmak için bıçağı hafifçe saplaması yetecekti. Sonra da yatak kasasının bir başka bölümünü çıkararak tabancasını aldı, bunu da hindistancevizi yağıyla yağlamış ve plastik bir torbanın içine koymuştu. Yatağın kenarına oturarak tabancayı temizlemeye koyuldu. Bu 9mm’lik Parabellum’du. Silahı Ravenmore’daki ruhsatsız tabanca satan birinden aldığı özel mermiyle doldurdu. Bir gömleğe ekstra iki şarjör sarıp çantasına koydu. Koltuk altı kılıfının kayışını ayarladı, silahını kılıfa soktu. Jan Kleyn’le buluşmaya hazırdı artık.

Kısa süre sonra da kulübeden çıktı. Paslı kilidi kilitledi ve birkaç kilometre ötedeki Umtata yolundaki otobüs durağına doğru yürümeye başladı.

Soweto’nun tepelerinde batan kıpkırmızı güneşe bakarken sekiz yıl öncesini hatırladı. Yerel bir iş adamı rakibini öldürmesi için Victor’a beş yüz rand vermişti. Her zamanki gibi tüm önlemleri almış ve ayrıntılı bir plan yapmıştı. Ne var ki her şey ters gitmişti. Tam o sırada bir polis arabası geçmişti. Victor da elinden geldiğince olay yerinden hızla uzaklaşmış ve Soweto’ya bir daha asla geri dönmemişti.

Afrika alaca karanlığı kısa sürerdi. Birden gece olmuş, her yer kararmıştı. Cape Town ile Elizabeth Limanı yönlerinden gelen trafiğin uğultusu duyuluyordu. Uzaklardan bir polis arabasının sireni duyuldu. Birden Jan Kleyn’in kendisiyle yeniden bağlantı kurmasının çok özel bir nedeni olması gerektiği geldi aklına. Bin randa adam öldürecek birçok kiralık katil vardı. Ama Jan Kleyn ona önceden beş bin rand vermişti, bu da yalnızca onun Güney Afrika’nın en iyi ve soğukkanlı katili olmasından kaynaklanıyordu.

Otoyoldan hızla çıkan arabanın sesiyle irkildi. Kısa süre sonra kendisine yaklaşan farları görecekti. Gölgelerin arasında yavaşça ilerledi ve tabancasını sıkıca kavradı.

Araba yolun kenarında durdu. Farlar çalılarla araba enkazını aydınlatıyordu. Victor Mabasha gölgelerin arasında bir süre bekledi. Sabırsız ve endişeliydi.

Arabadan bir adam indi. Victor onun Jan Kleyn olmadığını fark etti. Aslında onu görmeyi beklemiyordu zaten. Jan Kleyn konuşmak istediği kişileri yanına aldırtmak için daima başkalarını kullanırdı. Victor arabanın yanından yavaşça ortaya çıkarak adamın arkasına doğru yaklaştı. Araba tahmin ettiği yerde durmuştu.

Adamın hemen arkasında durdu ve tabancanın namlusunu adamın şakağına dayadı. Adam şaşkınlıkla irkildi.

“Jan Kleyn nerede?” diye sordu Victor Mabasha.

Adam başını yavaşça çevirdi. “Seni ona ben götüreceğim,” diye karşılık verdi. Victor Mabasha adamın korktuğunu fark etmişti.

“Nerede?” diye yineledi sorusunu bir kez daha.

“Pretoria yakınlarındaki bir çiftlikte. Hammanskraal’da.”

Victor bunun bir tuzak olmadığını hemen anlamıştı. Daha önce de Hammanskraal’da Jan Kleyn’le iş yapmıştı. Tabancasını yerine koydu.

“O zaman oraya gidelim,” dedi. “Hammanskraal buradan yüz kilometre ötede.”

Victor arabada arka koltuğa oturdu. Direksiyondaki adam sessizdi. Kentin kuzeyindeki otoyolda ilerlerken Johannesburg’un ışıkları göründü. Johannesburg’a ne zaman gelse içindeki nefret duygusunun arttığını hissederdi. Johannesburg onu yakalamak için peşinden koşan vahşi bir hayvan gibiydi. Bu kentle ilgili anılarını unutmaya çalışıyor ama bir türlü başaramıyordu.

Victor Mabasha, Johannesburg’da doğmuştu. Babası madenciydi ve eve çok ender gelirdi. Uzunca bir süre Kimberley’deki elmas madeninde çalışmış, daha sonra da Johannesburg’un kuzeydoğusundaki Verwoerdburg’daki madenlerde çalışmıştı. Kırk iki yaşında ciğerleri iflas etmişti. Victor Mabasha babasının son yıllarında nefes almaya çalışırken çıkardığı o korkunç sesleri ve bakışlarındaki korku dolu ifadeyi hâlâ hatırlıyordu. O yıllar boyunca annesi dokuz çocuğun sorumluluğunu üstlenip evi geçindirmeye çalışmıştı. Gecekonduda yaşıyorlardı ve Victor’un çocukluğu sürekli olarak aşağılanıp hor görülmeyle geçmişti. Küçük yaşlarda içinde bulundukları yoksulluğa başkaldırmış ama onun bu isyanı hedefini bulamamıştı. Bir çeteye katılmış, tutuklanmış ve beyaz polisler kendisini yakalayarak içeri atmışlardı. Burada yediği dayaklar ve aşağılanmalar, içindeki yoğun acıyı daha da artırmıştı. Hapisten çıkınca sokaklara ve suç dünyasına geri dönmüştü. Yaşıtlarının tersine hor görülmekten kurtulabilmek için kendi yöntemlerine başvurmuştu. Yeni yeni oluşan siyahilerin hareketine katılacağına tam tersini yapmıştı. Beyazların baskısı yüzünden yaşamının mahvolmasına karşın bundan kendini kurtarmanın tek yolunun beyazlarla iyi geçinmek olduğuna karar vermişti. Beyazların kendisini korumaları karşılığında onlar adına hırsızlıklar yaparak işe başlamıştı. Sonra bir gün, yirmisine bastıktan kısa bir süre sonra beyaz bir dükkân sahibine hakaret eden siyahi bir politikacıyı öldürmesi için kendisine bin iki yüz rand teklif edildi. Victor bir an için bile duraksamamıştı. Bu, onun beyazların tarafına geçtiğinin son kanıtıydı. Onlara belli etmeden onları sürekli olarak hor gördüğünü düşünerek beyazlardan intikam aldığını varsayıyordu. Beyazlar onun hakkında, Güney Afrika’da zencilerin nasıl davranması gerektiğini bilen biri diye düşünüyorlardı. Ama Victor yüreğinin derinliklerinde beyazlardan nefret ediyordu.

Zaman zaman gazetelerde arkadaşlarından birinin idam haberini ya da ömür boyu hapse mahkûm olduğunu okuyordu. Arkadaşlarının başlarına gelenlere üzülüyordu ama hayatta kalabilmek için doğru yolu seçtiğine ilişkin bir an için bile kuşkuya kapılmıyor ve belki de bu yolun sonunda gecekondu mahallelerinin dışında bir yaşam kurabileceğini düşlüyordu.

Yirmi iki yaşındayken Jan Kleyn’le tanıştı. Aynı yaşta olmalarına karşın Jan Kleyn ona hep tepeden baktı ve onu sürekli hor gördü.

Jan Kleyn bir fanatikti. Victor Mabasha onun siyahilerden nefret ettiğini, siyahilerin beyazlar tarafından kontrol altında tutulan hayvanlar olduğunu düşündüğünü biliyordu. Kleyn küçük yaşlarda faşist Afrika Direniş Hareketi’ne katılmış ve birkaç yıl içersinde de liderlik konumuna yükselmişti. Ama siyaset adamı değildi ve Güney Afrika Milli İstihbarat Teşkilatı’nda çalışıyordu. En önemli özelliği acımasızlığıydı. Ona göre bir siyahiyi öldürmekle bir fareyi öldürmenin arasında hiçbir fark yoktu.

Victor Mabasha, Jan Kleyn’den hem nefret eder hem de ona tapardı. Kleyn’in Güney Afrikalı beyazların seçilmiş kişiler olduklarına ilişkin ödün vermez inancı ve acımasız davranışları Victor ’u çok etkiliyordu. Jan Kleyn düşünceleri ve duygularını her zaman kontrol altına alabilen ender insanlardan biriydi. Victor Mabasha, Jan Kleyn’in zayıf bir yanını bulup çıkarmaya çok çalışmıştı ama öyle bir şey söz konusu bile değildi.

Jan Kleyn için iki kez cinayet işlemişti. Bu iki görevi de başarıyla yerine getirmişti. Jan Kleyn ondan çok memnundu. O günden beri sürekli olarak karşılaşmalarına karşın Jan Kleyn, Victor Mabasha’nın elini hiç sıkmamıştı.