Хеннинг Манкелль – Beyaz Aslan (страница 24)
Johannesburg’un ışıkları artık arkada kalmıştı. Pretoria otoyolunda trafik yoğun değildi. Victor Mabasha arkasına yaslanarak gözlerini kapadı. Bir daha görüşmeme kararı alan Jan Kleyn’in neden fikir değiştirdiğini az sonra öğrenecekti. İstememesine karşın yine de heyecanlandığını hissetti. Çok önemli bir şey olmadıkça Jan Kleyn onu yanına çağırtmazdı.
Tepedeki ev, Hammanskraal’ın yaklaşık on kilometre dışındaydı. Tel örgülerle çevriliydi. Alman çoban köpekleri eve yabancıların yaklaşmasına izin vermiyordu.
O akşamüstü iki adam avcılıkla ilgili kupalarla dolu bir odada oturmuş Victor Mabasha’nın gelmesini bekliyordu. Perdeleri çekilmiş ve hizmetkârlar evlerine gönderilmişti. Yeşil örtülü masanın iki başında oturuyorlardı. Viski içiyor ve alınmış tüm önlemlere karşın sanki birilerinin kendilerini duymasından korkarcasına alçak sesle konuşuyorlardı.
Adamlardan biri Jan Kleyn’di. Çok ciddi bir hastalıktan yeni kalkmışçasına zayıftı. Yüzü sivri ve köşeliydi. Gri gözleri, ince sarı saçları vardı. Koyu renk bir takım elbise, beyaz gömlek giymiş ve bir kravat takmıştı. Sesi boğuk çıkıyordu.
Diğer adamsa onun tam tersiydi. Franz Malan uzun boylu ve şişmandı. Göbeği kemerinden fırlamıştı, yüzü kırmızı, lekeliydi ve sürekli olarak terliyordu. Görünüşe göre, 1992 Nisan gecesi, Victor Mabasha’nın gelmesini uyumsuz bir çift bekliyordu.
Jan Kleyn saatine baktı.
“Yarım saat sonra burada olur,” dedi.
“Umarım haklısındır,” diye karşılık verdi Franz Malan.
Jan Kleyn biri sanki tabancasını ona doğrultmuş gibi aniden döndü. “Hiç yanıldım mı?” diye sordu. Hâlâ alçak sesle konuşuyordu ama sesindeki tehdit edici ton son derece belirgindi.
Franz Malan düşünceli bir ifadeyle baktı.
“Hayır,” dedi. “Henüz değil.”
“Yanlış şeyler düşünüyorsun,” diye âdeta tısladı Jan Kleyn. “Gereksiz yere endişelenerek zamanını boşa harcıyorsun. Her şey planlandığı gibi gerçekleşecek.”
“Umarım,” diye karşılık verdi Franz Malan. “Eğer ters bir şey olursa patronlarım başıma bir fiyat biçerler.”
Jan Kleyn gülümsedi. “Ben intihar ederdim,” dedi. “Ama ölmeye hiç niyetim yok. Zamanı gelince çekileceğim ama şimdi değil.”
Jan Kleyn mesleğinden hoşnuttu. Güney Afrika’daki ırkçı politikalara bir son vermek isteyen herkesten nefret ettiğini bilmeyen yoktu. Birçok kişi onu Güney Afrika Direniş Hareketi’nin en çılgın üyesi olarak görüyordu. Ama onu iyi tanıyanlar nasıl iyi bir hesap adamı, asla aceleyle karar vermeyen soğukkanlı biri olduğunu çok iyi bilirlerdi. Kendisini “siyasi bir cerrah” olarak görür ve görevinin Güney Afrika’nın sağlıklı bedenini tehdit eden tümörleri ameliyatla almak olduğunu ileri sürerdi. Çok az kişi onun istihbaratın en etkili elemanlarından biri olduğunu bilirdi.
Franz Malan ise on yıldan fazla Güney Afrika ordusunun istihbarat bölümünde çalışmıştı. Daha önce bu alanda görev yapan bir subay olarak Güney Rodezya ve Mozambik’te gizli operasyonlar gerçekleştirmişti. Kırk dört yaşında geçirdiği bir kalp krizinden sonra ordudaki görevinden ayrılmıştı. Ama görüşleri ve yetenekleri sayesinde güvenlik hizmetinde hemen işe başlamıştı. Yaptığı işler, arabalara bomba koymak ya da Afrika Ulusal Kongresi’nin (ANC) toplantılarına terör saldırıları düzenlemek gibi farklı farklıydı. O da Güney Afrika Direniş Hareketi’nin bir üyesiydi. Ama Jan Kleyn’in tersine onun üstlendiği rol sahne arkasındaydı. Victor Mabasha’nın gelmesiyle birlikte o akşam gerçekleştirilecek planın üzerinde Jan Kleyn’le birlikte çalışmıştı. Günler ve geceler boyunca ne yapmaları gerektiği konusunda tartışmışlar, sonunda da bir karara varmışlardı. Planlarını, Komite olarak bilinen ve hakkında bundan başka hiçbir şey bilinmeyen gizli örgüte sunmuşlardı.
Onlara bu son görevlerini veren de Komite’ydi.
Her şey Robben Adası’nda otuz yıldan beri tutuklu bulunan Nelson Mandela’nın serbest bırakılmasıyla başlamıştı. Jan Kleyn, Franz Malan ve diğer tüm sağcı Güney Afrikalıların düşündüğü gibi bu bir savaş ilanıydı. Başkan de Klerk kendi halkına, Güney Afrikalı beyazlara ihanet etmişti. Çok ciddi önlemler alınmazsa ırkçı sistem iflas edecekti. Aralarında Jan Kleyn ve Franz Malan’ın da bulunduğu birçok kişi serbest seçimlerin siyahi çoğunluğu iktidara taşımasının kaçınılmaz olduğunu görüyordu. Bu da Güney Afrika’yı yöneten seçilmiş insanların hakkına bir tecavüzdü. Ne yapılması gerektiğine karar verinceye kadar birçok olasılığı gözden geçirmişlerdi.
Karar dört ay önce verilmişti. Güney Afrika ordusuna ait olan, gizlilik gerektiren toplantı ve konferanslar için kullanılan bu evde toplanmışlardı yine. Yasal olarak ne istihbarat teşkilatının ne de ordunun gizli örgütlerle bir ilişkisi vardı. Görünüşte mevcut hükümete ve Güney Afrika anayasasına yürekten bağlıydılar. Ama gerçek bundan tamamıyla farklıydı. Broederbond4 en iyi günlerini yaşarken, Jan Kleyn ve Franz Malan’ın Güney Afrika toplumu içersinde yoğun ilişkileri söz konusuydu. Operasyonu Komite adına planlamışlardı ve Güney Afrika ordusu, ANC’nin muhalifi Inkatha hareketi ve iş adamlarıyla bankacıların da aralarında bulunduğu bir hareketi başlatmaya hazırlanıyorlardı.
Şimdi de olduğu gibi yeşil örtülü masanın başında oturmuşlardı. Jan Kleyn birdenbire, “Günümüzde Güney Afrika’daki tek önemli insan kim?” diye sordu.
Franz Malan’ın, Jan Kleyn’in kimden söz ettiğini anlaması uzun sürmedi.
“Kafanı zorla biraz,” diye sürdürdü konuşmasını Jan Kleyn. “Öldüğünü varsay onun. Eceliyle değil ama. Bu onun halkın gözünde kahraman olması anlamına gelir. Öldürüldüğünü düşün.”
“Düşünebileceğimizden de çok daha büyük bir isyan çıkar siyahi köylerinde. Grevler olur. Gerçek bir kaosla karşı karşıya kalırız. Dünya bizi daha da dışlar.”
“Şimdi bir de şöyle düşün. Diyelim ki bir siyahi tarafından öldürüldüğü ortaya çıktı.”
“Bu, karmaşayı daha da artırır. Inkatha ve ANC birbirine girer. Baltalar, palalar ve mızraklarla birbirlerini öldürürken bizler de oturup olanları izleriz.”
“Tamam ama bir aşama sonrasını da düşünmelisin. Yani katilin ANC üyesi olduğunu.”
“Bu hareket o zaman bir kaosun içinde yok olur. Birbirlerini boğazlamaya başlarlar.”
Jan Kleyn neşeyle başını salladı. “Doğru. Sonra ne olacak dersin?”
Franz Malan yanıt vermeden önce bir an düşündü. “Sonunda siyahilerin beyaz düşmanı olması kaçınılmaz. Ve siyahilerin politik hareketi bu noktada anarşi ve karmaşayı da beraberinde getireceğinden ordu ile polisi harekete geçirmek zorunda kalacağız. Sonuçta da bir iç savaş çıkacak. Biraz dikkat eder ve planımızı bu doğrultuda yaparsak, önemli her siyahiyi ortadan kaldırabiliriz. Dünya ister beğensin ister beğenmesin ama sonunda savaşı başlatanın siyahiler olduğunu kabul etmek zorunda kalacaklardır.”
Jan Kleyn başını onaylarcasına salladı.
Franz Malan karşısında oturan adama ümitle baktı. “Ciddi misin?” diye sordu yavaşça.
Jan Kleyn ona şaşkınlıkla baktı.
“Ciddi mi?”
“Onu gerçekten öldürme konusunda?”
“Elbette ciddiyim. Adamın gelecek yazdan önce ortadan kaldırılması gerek. Bunu Springbok yani Keseli Ceylan Operasyonu olarak adlandırmayı düşünüyorum.”
“Neden?”
“Her şeyin bir adı var. Hiç ceylan vurdun mu? Eğer doğru yerden vurursan hayvan ölmeden önce havaya sıçrar. Ben de en büyük düşmanımızın havaya sıçramasını istiyorum.”
Şafak sökünceye değin oturmuşlardı. Franz Malan, Jan Kleyn’in bu çok titiz ve dikkatli planına hayran olmuştu. Bu plan sayesinde gereksiz tehlikelerle karşı karşıya kalmayacaklardı. Uyuşan ayaklarını açmak için verandada volta atarlarken Franz Malan son endişesinden söz etti.
“Planın harika,” dedi. “Ancak beni endişelendiren bir mesele var. Victor Mabasha’nın bizi yarı yolda bırakmayacağına güvenmen. Ama onun Zulu kabilesinden geldiğini unutuyorsun. Onlar bana bazı konularda
“Bu konuda ne düşündüğümü hemen söyleyeyim,” dedi Jan Kleyn. “Ben hiç kimseye güvenmem. Ya da en azından tam olarak güvenmem. Sana güveniyorum. Ama herkesin şöyle ya da böyle zayıf bir noktası olduğunu biliyorum. Bu güven sorununu aşırı dikkatli hareket ederek kapatıyorum. Bu doğal olarak Victor Mabasha için de geçerli.”
“Sen yalnızca kendine güveniyorsun,” dedi Franz Malan.
“Evet,” diye onayladı Jan Kleyn. “Zayıf noktamı kesinlikle bulamazsın. Victor Mabasha elbette sürekli olarak gözlem altında tutulacak. Bunu ona da söyleyeceğim. Cinayet konusunda dünyanın önde gelen uzmanlarından biri tarafından özel olarak eğitilecek. Eğer bizi yarı yolda bırakırsa, dünyaya geldiğine pişman olacak denli yavaş ve acı dolu bir ölümün kendisini beklediğini öğrenecek. Victor Mabasha işkencenin ne anlama geldiğini çok iyi bilir. Doğduğuna bin pişman olur.”
Birkaç saat sonra her biri kendi arabasına binerek oradan ayrılmıştı.
Dört ay sonra sessiz kalma yemini eden bir grup suikastçı planlarına son noktayı koymuşlardı. Planları artık gerçekleşmek üzereydi.